YÖK karar aldı. Meslek liselilere uygulanan ‘katsayı zulmü’ son buldu. Haberi duyunca ‘Yaşasın Adalet!’ dedim. Hoş geldin, hoşnutluk getirdin, huzur getirdin, hakkı gözettin, hukuku uyguladın. Ne güzelsin Adalet ! Güzel olmasaydın Rabbim emreder miydi !
Bu adil kararı hem hüzün hem de sevinçle karşıladı yüzbinler. On yıldan beri emeğinin karşılığını alamayanlar, hakları gasp edilenler, kazandıkları üniversitelere giremeyenler kederlerini içlerine atıp sevinç çığlıkları attılar. Giremedikleri fakültelerden diploma almışçasına birbirlerine sarıldılar. Hüzün ve sevinç gözyaşları birbirine karıştı. ‘Biz zulüm gördük, alın terimizin, el emeğimizin, göz nurumuzun bedelini alamadık, mağdur olduk ama bari genç kardeşlerimiz mağdur olmasın, çocuklarımız bu adaletsizliğin kurbanı olmasın’ dediler. Ve hep bir ağızdan haykırdılar; Yaşasın Adalet! Ne güzelsin Adalet ! Güzel olmasaydın Rabbim emreder miydi !
Daha ilk okula girince ‘çok çalış yavrum’ demişti annesi babası. ‘Bak biz okuyamadık zorlukla geçinip gidiyoruz, hem de cahil kaldık. Sen iyi çalış, başarılı ol, gönlümüzün nurusun, yüzümüzün akı ol. En iyi okullara gir. Biz yemeyip yediririz, giymeyip giydiririz, okuturuz seni. Üniversiteni bitirir mesleğini yaparsın. Hem para kazanır, hem tertemiz yaşarsın. Belki doktor olur yaşlılığımızda bize de bakarsın. Belki kaymakam belki de vali olursun. Belki hakim savcı olursun. Her neyse ne olursan ol tabi önce adam ol! Geldiğin yeri unutma. Doğru ol. Dürüst ol. Merhametli ol. Meyveli ağacın dalları yere yakın olur, sende okuyup ilim öğrendikçe insanlara yakın ol, mütevazi ol. Sakın gurura kapılma. Ve mutlaka adil ol, hep adaletli ol.’
Hem anneni babanı hem de büyüklerini dinledin. Çok çalıştın, gayret ettin, az oynadın, az uyudun ama yarışa da iyi hazırlandın. Sınav zamanı geldi. Milyonla ifade edilen yarışçılar vardı. Maraton gibi uzun sürecek bir yarıştı bu. Start verilince herkes koşmaya başlayacak ipi ilk göğüsleyenler kazanacaktı. İlklerde bitirirsen isteğin üniversiteye girecektin. Yarış pistine gelince mezun olduğun liseyi sordular. Meslek lisesi dedin. ‘Sen yarışa yüz metre geriden başlayacaksın’ dediler. ‘Nasıl olur, ben start çizgisinden başlamazsam yarışı nasıl kazanırım, adalet mi bu’ dedin ama dinleyen olmadı. Yarışı izleyenlerden haksızlığa tepki gösterenler feryat ettiler, ayıp dediler, günah dediler, haksızlık dediler. Dağların taşların duyduğu çığlıkları YÖK duymadı.
Buğra yarışı Türkiye 4.ncüsü olarak bitirdi. Babası ona ‘adaletli ol’ demişti. Önüne konulan adaletsizlik engelini aşabilseydi belki hukuk fakültesine girecek ve adaletle hükmeden bir hâkim olacaktı. Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunu olduğu için dördüncülüğü işe yaramadı.14 bininci öğrencilerin girebildiği okullara girebileceğini öğrendi. Başarılı olduğu için mutlu olduğunu ancak uğradığı haksızlıktan dolayı ‘ben terörist miyim’ diye sorarak, ‘Benim düz lisedeki öğrencilerden farklı muameleye tabi tutulup önümün kesilmesi zoruma gidiyor’ deyip eczacı olan annesinin boynuna sarılıp ağladı. Bu bir zulümdü.
Abdülkerim Buğra gibi niceleri bu yıl da aynı zulmün kurbanı oldu. Türkiye İkincisi Zahide Keskin. Türkiye 8.ncisi Fatımetüzzehra Ulus’un Boğaziçi Psikoloji okuma hayali. Konya İmam Hatip Lisesinden Şerife Ümmühani Horasan’ın Türkiye 9.nculuğu, Türkiye 22.ncisi Süheyla Kıvrak ve yarışı önlerde tamamlayan Şeyma Ay, Ebubekir Alan, Abdullah Terzi, Fatma Zehra Yiğitbaşı, Büşra Tanrıverdi, Mustafa Türker gibi nice başarılı öğrenciler katsayı zulmünün mağduru oldular. Kendileri mağdur olmasına rağmen YÖK’ün katsayı zulmüne son veren kararını bu gençlerin de alkışlayarak haykırışlarını duyar gibiyim; Yaşasın Adalet! Ne güzelsin Adalet ! Güzel olmasaydın Rabbim emreder miydi !
Bu satırların yazarı da 1970’li yıllarda benzer bir haksızlığın muhatabı olmuştu. Altı yerine yedi yıl İmam Hatip Okulu, normal lisenin bütün derslerine ilave olarak bir de meslek dersleri vardı ama üniversite sınavlarına bile alınmıyorduk. O zaman aynı derslerden lisede sınava girip lise diploması alarak bu haksızlığı aşabilmiştik. Haksızlık karşısında susarak “dilsiz şeytan olmama” ilkesini ve “herkes için adalet” aşkını kalplerimize nakış nakış işleyenlere dua ediyorum. Allah kendilerinden razı olsun.
Katsayı zulmü gibi başörtüsü zulmünün de bir gün sona ereceğine yürekten inanıyorum. Haksızlıklar karşısında vicdanları sızlamayanlara, kalpleri kararmış ve katılaşmışlara sözümüzün geçmeyeceğini biliyorum ama, başörtüsü mağdurları ve onlara destek verenlerin hak ve özgürlükleri sadece kendileri için değil herkes için istediklerini anlatabildikleri nispette bu zulmün sonu da yakın olacaktır. O zaman bir daha haykıracağız; Yaşasın Adalet! Ne güzelsin Adalet ! Güzel olmasaydın Rabbimiz emreder miydi !