2009 Yılının en fazla konuşulan olaylarından biri sanırım TSK`da şüpheli intihar olayları olacak. İntihar olayları diyoruz ama gerçekten intihar mı diye sormaktan da kendimizi alamıyoruz. Ölümleri intihar olarak açıklanan şüpheli ölümleri bir hatırlayalım.
2009 yılının ilk ayında JİTEM`ci emekli albay Abdülkerim Kırca evinde ölü bulundu. Emekli albay devletin övünç madalyası verdiği gazilerden tekerlekli sandalyeye mahkum olarak evinde yatıyordu. 13 ayrı faili meçhul cinayetten yargılandığı söylenen Kırca`nın tabancasıyla intihar ettiği açıklandı.
Deniz Kuvvetleri`ne bağlı Karamürsel Eğitim Komutanlığında görev yapan Yüzbaşı Olgun Ural`ın beylik tabancasıyla intihar ettiği haberi mart ayında basına yansıdı. Haksız mal edinmek suçundan yargılanıp mahkum olan ve cezası infaz edilen İlhami Erdil Paşa`yı kamuoyu yakından tanıyor. Bir kuvvet komutanının yargıda hesap vermesinin ender rastlanan bir örneği. Bu davaya bakan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin hakimi Yarbay Tanju Ünal da intihar halkasına eklendi. Makam odasında intihar ettiği duyuruldu. İlhami Erdil`in hapis cezası alması ve rütbelerinin sökülmesinde önemli bilgileri ortaya çıkaran kişi olarak tanınan Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu eski başkanı emekli Albay Belgütay Varımlı evinin bahçesinde ölü bulundu. Yedinci katta bulunan evinin penceresinden atlayarak intihar ettiği söylendi.
Yılın son ayında Deniz Yarbay Ali Tatar`ın Beylerbeyi`nde kalmakta olduğu lojmanda beylik tabancasıyla intihar ettiği iddia edildi. Ergenekon soruşturması kapsamında Poyrazköy`de ele geçirilen belgelerle alakalı olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma nedeniyle tutuklanan itiraz üzerine tahliye edildikten sonra savcıların itirazı üzerine yeniden hakkında yakalama emri çıkartılan Ali Tatar`ı lojmanından almak üzere giden polisler kapıda beklerken evinin banyosuna girip tabancasıyla bir el ateş ederek canına kıydığı iddia edildi.
Elbette hepsi üzücü olaylar, ailesi yakınları ve sevenleri için dayanılması zor acılar. Olayın diğer yönü intihar ettiği iddia edilen bu kişilerin subay olmaları, aynı okullardan aynı eğitimi almış olmaları ve asıl dikkat çeken yönü ise Türkiye`nin gündemindeki önemli davalarla bağlantılıları. TSK içinde neler oluyor dedirten olaylar.
İntihar olayları üzerinde bir sır perdesi var. Olaylar ve görüntüler flu, toplum endişeyle olanları gözlemliyor, yetkililerden ise tatminkar açıklamalar yok. Genelkurmay Başkanı bu ortamda savaş fırkateyninden, bulunduğu yerin anlamına vurgu yaparak medyayı, akademisyenleri ve yargıyı suçlayan açıklamalar yapıyor. TSK`ne karşı asimetrik savaş yürütüldüğünden bahsediyor. Kurumsal çatışma çıkabileceğini ileri sürüyor. Halk GK Başkan`ından cevap beklediği sorulara makul ve tutarlı cevaplar ile yapılanları ve yapılacakları açıklamasını beklerken daha tehlileli gelişmelerin sinyalleri olarak algılanacak haberler gündeme düşüyor. İddia olunan ETÖ`nün kilit adamı ve sır küpü olarak bilinen, yurt dışına kaçmışken daha sonra sahte kimlikle yakalanan ve sırlarını açıklayabileceğini ima ile üstlerini bir anlamda tehdit eden Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz`ün tedavi gördüğü hastanede infaz mı edilecekti dedirten bir gelişme yaşanıyor. Daha önce Levent Ersöz`le çalıştığı iddia edilen emekli astsubay biri kurusıkı iki tabanca ile ateş ederek kaçarken yakalanıyor. Olay soruşturmaya başlanıyor.
Daha endişe verici bir gelişme Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç`a yönelik suikast girişimi iddiası. Bir ihbar üzerine Genelkurmay`da görevli olduğu bildirilen iki subay Bülent Arınç`ın evi yakınında yakalanıyor. Yakalanırken imha etmeye çalıştıkları notlar arasında Sayın Bülent Arınç`ın ev adresi bulunuyor ve olay soruşturuluyor.
Bütün bu şüpheli ölümler ve suikast teşebbüslerinin, darbecilerin adalet önünde hesap vermeye başladığı, demokratik hukuk devletini cebir ve şiddetle yok etmeye yönelik silahlı örgütlenmelerin ortaya çıkararıldığı bir döneme rastlamasıyla bağlantılı olarak görmek gerekiyor. Demokrasiye, Hukuk devletine, özellikle Hukuk önünde eşitlik ilkesini uygulanmasına ciddi bir direniş söz konusu. Hukuka sonuna kadar bağlı olduklarını açıklayan Genelkurmay Başkanı`nın yargıya doğrudan müdahale teşkil eden, kurumsal çatışma olabileceğine yönelik açıklamaları ise yasalara göre açıkça suç. Hukuk devletinde kimsenin suç işleme imtiyazı olmadığı uygulama ile ortaya konulmalıdır.