Taraf Gazetesinin 12 Haziran 2009 günlü sayısında ‘AKP ve Gülen’i Bitirme Planı! Başlıklı bir haber yayınlandı. Habere göre; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ETÖ iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli Serdar Öztürk’ün ofisinde bir belge ele geçirilmiş. Belgenin Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi Şube Müdürü Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı, paraf ve imzasının bulunduğu iddia edilerek belgenin fotokopileri yayınlandı.
“İrtica İle Mücadele Eylem Planı” adıyla hazırlanan plan, tek kelimeyle korkunç ve tüyler ürpertici. Tarihi de Nisan 2009. Genelkurmay Başkanı sayın İlker Başbuğ’un iki defa basının karşısına geçerek önemli açıklamalarda bulunduğu zaman diliminde hazırlanmış. GK Başkanı bu açıklamasında, “Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz demokrasiye bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri`nin bünyesinde mevcut demokratik rejime aykırı faaliyette bulunan kimse bulunamaz, barınamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak biz demokrasiye, demokratik rejime, hukuk devletine bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde farklı düşüncede olan kimse barınamaz, buna müsaade etmeyiz” diyordu. Askeri darbelerin gündemden düşmediği, darbeye zemin hazırlama ve darbeye teşebbüs iddialarıyla bazı emekli paşaların yargılandığı bir dönemde, TSK adına konuşan bir GK Başkanından ilk defa bu netlikte açıklamalar gelmiş ve takdir toplamıştı.
Şimdi adeta GK Başkanını yalanlarcasına, konusu suç teşkil eden birçok eylemi kapsayan bir çalışmanın “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” adı altında ortaya çıkarılması, bir çok soruyu da beraberinde getirdi. İlk soru, hazırlandığı iddia edilen bu belge gerçek mi sahte midir? Normal şartlarda konusu suç teşkil eden bir eylem planının, görev ve yetkileri yasalarla belirlenmiş TSK bünyesi içinde hazırlanmayacağıdır. Ancak Sayın Hilmi Özkök’ün GK Başkanlığı döneminde DKK Özden Örnek’in darbe günlüklerine konu darbe hazırlıkları, JITEM’in yasal olmayan ve suç teşkil eden eylemleri, BÇG ve CÇG’nin yasa dışı çalışmaları, 28 Şubat sürecindeki ‘andıç’lamalar, fişlemeler, tehditler, birilerine ‘altın tepside iktidar sunulması’, ‘başbakan kim oluyormuş, savcı kimmiş, gönderirim askeri aldırırım, gücü varsa çevik kuvvet gelsin alsın’ türünden üstünlüğü hukukta değil silahta ve güçte gören telefon konuşmaları deşifresi karşısında endişelenmemek mümkün değil.
Ergenekon iddianamesi, kamuoyunun yakından tanıdığı Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı, Fadime Şahin gibi isimler üzerinden yürütülen psikolojik harp taktikleriyle, irtica tehlikesi varmış gibi gösterilerek kimlerin nasıl mağdur edildiğini ve askeri vesayetin sürdürülerek güdümlü demokrasi istenildiğini delilleriyle ortaya koyunca, toplum yeni ‘andıç’ları bekler oldu.
Suçsuz insanlara iftira atmak, masum insanların evlerine silah ve mühimmat koyup yakalatmak suretiyle, dindar insanları silahlı terör örgütü üyesi gibi suçlamak, sahte din adamları, sahte peygamberler ihdas edip onların üzerinden bir cemaate ve dindarlara saldırmak, seçilmiş hükümeti yıkmak için bölme parçalama planları yapmak, hele hele devam eden Ergenekon davasının sanıklarını savunmak (yasal savunmayı avukatlar elbette yapacaktır, müdafilik görevini kastetmediğimiz açıktır.RP ) TSK’nın bir biriminin faaliyeti olamaz, olmamalıdır. Ama toplumumuz ya geçmişte örneklerini gördüğümüz gibi, suça bulaşmış, illegal çalışmalarında devlet gücünü arkasına alarak oluşturulmuş çetelerle karşı karşıya ise. Bunun cevabını Genelkurmay Başkanlığının 15 Haziran 2009 günlü açıklaması doğrultusunda aydınlanmasını ummak istiyoruz. “… hazırlandığı iddia edilen belgenin sahte veya gerçek olduğunun, Askeri Yargı tarafından en kısa zamanda ortaya çıkartılmasıdır. Belgenin doğruluğu ispat edilirse, sorumluların yasalar çerçevesinde yargı makamları tarafından cezalandırılacağına ilişkin güvencemiz tamdır. Türk Silahlı Kuvvetleri bu konunun en yakın takipçisi olacaktır.” Ummak istiyoruz ama, Özden Örnek’in darbe günlüklerini ilk defa yayınlayan Nokta Dergisi ve Alper Görmüş’ün başına gelenleri de biliyoruz. Halk darbe hazırlıkları yapanların yargılanmasını beklerken, Askeri Savcılık talimatıyla Nokta Dergisinde arama yapılmış, günlükleri nasıl sızdırdın diye Alper Görmüş hakkında dava açılmıştı. Diğer taraftan TSK içinde gayrıhukuki yapılanmalar basının gündeme getirmesiyle ortaya çıkıyor. Askeri istihbarat ne yapıyor diye sormak geçiyor içimden ama, JGK İstihbarat dairesi eski başkanı Levent Ersöz’ün Ergenekon soruşturmasından tutuklu olduğunu düşününce umutlarım zayıflıyor.
Bütün bir millet bu olayın takipçisi olmalıdır. Bu sadece yargının bir sorunu değildir. TBMM, Hükümet, siyasi partiler ve özgür basın bu meselenin peşini bırakmamalıdır. Askeri yargının, yasal olmakla birlikte emir komuta zinciri içinde faaliyet göstermesi sebebiyle hukukiliği tartışılan bir kurum olduğu da unutulmadan, çok yönlü soruşturularak, bu ihanet planı aydınlatılmalıdır.
Gerçek Hayat Dergisi- (19 Haziran 2009)