Devam eden bir soruşturmada, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için her türlü bilgi, belge, iddia, ihbar, tanık beyanı, teknik rapor, telefon dinleme, görgü, tespit vs. delil olarak değerlendirilir.
Türkiye iki haftadır ıslak belgeyi konuşuyor. Geçtiğimiz haziran ayında Ergenekon sanığı eski üsteğmen avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde yapılan aramada fotokopisi bulunan söz konusu belgenin aslını, ismi açıklanmayan bir subay İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş. 12 Ekimde savcılığa ulaşan belgenin orijinal, imzanın da Albay Dursun Çiçek`e ait olduğu Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilmiş. Islak imzalı belgeyi savcılığa gönderen subay bir de ihbar mektubu göndermiş.
“İrticayla Mücadele Eylem Planı” basında yer alır almaz erken davranarak söz konusu evrakın aslını gizlice dosyalandığı klasörden aldığını yazan subay, belge aslının yerinde olmadığı anlaşılınca önce bir kriz yaşandığını, ancak daha sonra belgenin ele geçmesinden korkan bir cunta mensubu tarafından imha edildiği görüşünün benimsendiğini, Org. İlker Başbuğ`un belge hakkındaki “kağıt parçası” açıklamasını aslının imha edildiğine kanaat getirdikten sonra yaptığını iddia ediyor.
Şimdilik ihbar mektubu da bir iddia. Araştırılması soruşturulması gereken olaylar var. Elbette bu iddialar da bütün yönleriyle soruşturulup aydınlatılmadan, bir ihbar üzerine hüküm bina edilemez. Ama ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranılması da mümkün değildir. Haziran ayında belge fotokopisi ele geçirildiğinde, dört ayrı kurumun teknik raporuna rağmen kovuşturmaya gerek görmeyenler belge aslının ortaya çıkmasıyla şimdi sıkıntıya düştüler. Bir kısım yazarlar kamuoyundan özür diledi ve gereği neyse yapılsın demek zorunda kaldılar. Darbecileri koruma içgüdüsünden kurtulamayanlar ise belgenin orijinalinin de uydurulabileceğini, kimliği belirsiz bir subayın gönderdiği ihbar mektubunun delil olamayacağını, basına sızdırılmasıyla ordunun yıpratıldığını iddia ediyorlar.
Öncelikle şunu net olarak ifade edelim. Devam eden bir soruşturmada, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için her türlü bilgi, belge, iddia, ihbar, tanık beyanı, teknik rapor, telefon dinleme, görgü, tespit vs. delil olarak değerlendirilir. Hukuka uygun yöntemle elde edilen deliller kamu davasının açılması için yeterli ise savcı davasını açar. Davaya bakan mahkeme tüm bu delilleri usul ve esas yönünden değerlendirir. Sonunda itibar edilen ve edilmeyen deliller ayrılır, gerekçeleriyle birlikte nihai kararda yazılır. Tüm dosya içeriği ve birbirleriyle irtibatlı deliller bilinmeden sadece bir iddia üzerinden karar verilmeyeceğini ceza hukukuyla ilgilenenler çok iyi bilirler.
Orijinali elde edilen belge/plan içeriği, ihbar mektubunda açıklananlar ve bu plan fotokopisinin darbe teşebbüsünden yargılanan Ergenekon sanığının ofisinde yakalanmış olması birlikte değerlendirildiğinde, TSK içinde meşru T.C. Hükümetini devirmek için çalışan, örgütlenen, planlar hazırlayan ve uygulamaya koyan bir cuntanın varlığında tereddüt bulunmamaktadır.
Yasaların en ağır cürüm olarak nitelediği ve en ağır cezaları öngördüğü darbeye teşebbüs eylemini işleyenlerin ifşa edilip adalet önünde hesap vermesini istemek, TSK`ni yıpratmak değil, itibarını korumaktır. Darbe planı hazırlandığını yani suç işlendiğini öğrenen bir subayın bu olayı savcılığa ihbar etmesi yasal bir görevidir. Burada `ihbar` ve ‘sızdırma’ kavramlarını da yerli yerinde kullanmak gerekir.
Vatansever bir subayın işlenen suça muttali olduğunda yetkili makamlara bildirmesi ihbardır. Yasal olarak gizli kalması gereken bir bilgiyi, belgeyi ifşa etmek ise sızdırmadır. Ele geçirilen belge bir suç işleme planıdır. Bu planın ister yetkili makama bildirilmesi isterse medyaya verilip ifşa edilmesi sızdırma olarak nitelenemez. Buna rağmen söz konusu darbe planının nasıl sızdırıldığını ve zamanlamasını sorgulayanlar plan içeriğini yani darbe teşebbüsünü meşru kabul etmiş olurlar.
ORJİNALİ ELE GEÇİRİLEN PLANDA NELER VAR?
* AKP Hükümeti ve ona destek veren çeşitli gruplar ile Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine son vermek üzere bilgi destek faaliyeti icra edilecektir.
* İcra edilen propagandalarda dine karşı olunmadığı teması işlenecektir.
* İrticacı subay ve astsubayların irticai propaganda yaptıklarına dair ihbar çalışmaları yapılacak, müteakiben bu kişilerin ahlaki yönden olumsuzlukları ile ilgili haberler yaptırılacaktır.
* Işık Evleri baskınlarında silahlı terör örgütü oluşturmak doğrultusunda; silah, mühimmat, plan vb. Materyal bulunması sağlanarak FG grubu “Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü” (FSTÖ) kapsamına aldırılacak ve soruşturmalar askeri yargı kapsamında yürütülecektir.
* FG’cilerin ABD güdümünde hareket ettikleri ve İslam’ın orijinalini bozmak istedikleri hususu yoğun olarak dile getirilecektir.
* İskender Evrenesoğlu ve Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacaktır. (Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı, Fadime Şahin örneklerinde olduğu gibi)
* Yakalanan ve çözülen TSK personelinin bizim belirlediğimiz doğrultuda beyanlarda bulunmaları ve basında yer alması sağlanacaktır.
* ERGENEKON kapsamında tutuklanan TSK personelinin masum oldukları savunulacak.
* PKK’nın FG’cilere ait okullara eylem yapmıyor olması hatırlatılarak, PKK ile FG’cilerin anlaştıkları yönünde haberler yaptırılacak.
* Okullarda ibadet görüntüleri yoğun bir şekilde medyada yer aldırılarak Milli Eğitim Bakanı kamuoyu nezdinde yıpratılacak.
* AKP’lilerin lüks yaşantı içinde olduklarına dair haberler yaptırılarak bu durumun hem İslam anlayışıyla hem de halk adamı olma anlayışıyla bağdaşmadığı anlatılacaktır.
* Ev baskınları kapsamında Alevi düşmanlığını körükleyici bilgi ve belgelerin FG’ci evlerde bulunması sağlanacaktır.
* İhbara dayalı ev baskınlarında bu evlerde silah ve mühimmatın yanı sıra FG’cilar ile irtibat kurulması istenen CIA, MOSSAD, Yahudilik, Moon tarikatı, Humeyni vb. Objelerin aynı ortamda bulunması sağlanacaktır.
* AKP içinde ciddi anlamda anlaşmazlık ve bölünmeler yaşanıyormuş şeklinde haberler yaptırılacaktır.