684567514Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘güzel şeyler olacak’ açıklamasından sonra Kürt sorununun çözümü için somut girişimler başlatıldı.

Adına ne denirse denilsin, Türkiye’nin son otuz yılında bir numaralı sorunu terör olmuştur. Terör ise PKK, Doğu-Güneydoğu ve Kürt sorunu ile birlikte anılan bir sorundur. Sorunun çözümü için şimdiye kadar gündeme gelen otoriter ve zora dayalı formüllerin netice vermediği artık kesin olarak anlaşılmıştır. Silahlı mücadelenin netice vermediğini, sosyal, kültürel tedbirler başta olmak üzere her türlü alternatifin siyasiler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini TSK komuta kademesi de son zamanlarda açıklıkla dillendirmiştir.
Kürt sorunu, Kürt açılımı olarak dillendirilen, Hükümet yetkililerinin ise ısrarla “demokratik açılım” dediği çalışmanın içeriği henüz netleşmiş değil. Ancak bir devlet politikası olduğu ve toplumun her kesiminden alınacak görüşler de değerlendirilerek, demokratik açılımın bir program halinde sunulacağı anlaşılmaktadır. İçişleri Bakanı Sayın Atalay’ın koordinatörlüğünde yürütülen çalışmaların toplumda genel olarak olumlu karşılandığı görülmektedir.
Demokratik açılımın konusu, sorunlar ve çözüm önerileri ilk defa gündeme gelmiş değil aslında. Yakalanan fırsat, sorunun devletçe kabul edilmesi çözüm arayışının devlet politikası olmasıdır.
Ramazan ayını demokratik açılım çalışmalarıyla karşıladık. Ramazan ayında halkımızda gördüğümüz değişim ve açılım demokratik açılımda ne ölçüde dikkate alınacaktır. Bu değişime ve Ramazan ayı ile toplumumuzu kaynaştıran ilkelere, ortak değerlere dikkat çekmek istiyorum.
İlk teravih namazında Müslümanlar camileri doldurdu. Coşku içinde Ramazanı karşıladılar. Camilerde buluştular. Kadınlar ve çocuklar ramazan ayı misafirleriydi camilerin. Güler yüzle selamlaştılar. Ezanı, vaazı birlikte dinlediler. Tekbirlerle yüzler kıbleye döndü, eller Huzur’da bağlandı, Yaratan’a teslimiyetle secdeye kapandılar. İlk oruca niyetlenmek, mukabele ve namazlarda buluşmak üzere selam, sevgi ve dualarla ayrıldılar.
Dostça, kardeşçe, birlikte yaşamanın mutluluğunu tadan Müslümanlar Rablerinin huzurunda saf tutarken, sağında solunda aynı safı paylaşanların Türk ya da Kürt olduğunu hiç düşünmediler. Onlar kardeşti. Aralarında kardeşlik hukuku geçerliydi. Zira İlahi mesajların Elçisi, Veda Hutbesinde onlara şöyle seslenmişti;
“Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir.”
Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.”
Haşimi soyundan Allah’ın seçtiği Elçi kendi soyunu övmemişti. Ashabı arasında bulunan Suheyli Rumi Rum asıllı, Selmanı Farisi Fars (İran), Bilali Habeşi araptı. Onlara eşitliği öğütlemişti. Irk üstünlüğü olmadığını anlatmıştı. Üstünlüğün iyi insan ve iyi Müslüman olmakla sağlanacağını bu nedenle iyi Müslüman olmaları gerektiğini nasihat etmişti.
Bu mesajları yüreklerine sindirmiş Müslümanlar, camilerde dinledikleri nasihatlerle sadece Müslümanlar arasında değil, aynı coğrafyayı paylaştıkları gayrimüslimlerle de güzel geçinmeyi öğrendiler. Allah’ın adaleti, iyiliği, akraba ve yakınlara bakmayı emrettiğini; her türlü kötülüğü, haksızlığı, zulmü yasakladığını işittiler ve iman ettiler. Irkı, dini, dili ne olursa olsun herkesin canı, malı, namus ve şerefinin mukaddes olduğuna, her türlü tecavüzden korunması gerektiğine inandılar.
Orucun diğer ibadetler gibi Allah’ın bir emri olduğunu, ibadetlerin ancak gönül rızasıyla yapılması gerektiğini, kimseye zorla namaz ve oruç dayatılmadığını, ‘oruç dayağı’ gibi haberlerin topluma nifak sokmak için şer odaklarınca uydurulduğunu çok iyi bilen Müslümanların ne ibadetini yapmayanlar ne inanmayanlar ne de başka inanç sahipleriyle- İyiliği ve güzelliği tatlı dille tavsiye dışında- bir kavgaları olmadı.
Demokratik açılım elbette ki çok yönlü araştırma ve tartışmayı gerektiriyor. Ön yargısız her düşünce ve teklif değerlendirilirken kavgayı ve çatışmayı önleyecek, barış ve kardeşliğin çimentosu olan ve Ramazan ayında daha iyi hissedilen değerler asla göz ardı edilmemelidir.

Analitik Bakış

Cevap Yazın

Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>