Emekli Başsavcı Petek, HSYK’nın Erzurum’la ilgili kararını “Anayasaa suçu” olarak değerlendirdi.
Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, HSYK’nın Erzurum’daki Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların yetkilerini ellerinden almasını “Anayasa suçu” olarak tanımladı.
Zaman’da yer alan yorumunda Emekli Başsavcı Petek, “HSYK bu kararıyla hâkimlik ve savcılık teminatını hiçe saymıştır. Anayasa’nın 144. Maddesini ihlal etmiştir. Erzurum özel yetkili savcıların yaptığı soruşturmanın usul ve kanuna uygun olup olmadığını araştırma ve soruşturmaya bile gerek görmeden karar vermiştir. Oysa Anayasa’ya göre hâkim ve savcıların görevleri sırasında veya görevlerinden dolayı bir suç işleyip işlemediklerini soruşturmak Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır.” dedi.
“HAKİMLİ VE SAVCILIK TEMİNATI HİÇE SAYILMIŞTIR”
Petek yorumunda şu ilginç tespitlerde bulundu: “Hukuk devletinde kimsenin suç işleme ayrıcalığı olamayacağı için, Ergenekon bağlantılı terör örgütü üyesi olma iddiası ile haklarında soruşturma yapılarak tutuklananlar arasında hâkim savcı mesleğinden bir kişinin de olması esasen abartılacak bir durum değil. Bazı siyasiler, komutanlar, rektörler, üst düzey bürokratlar nasıl yargılanıyor ise, özel kanunlardaki düzenlemelere uyulmak koşuluyla bir savcının da soruşturulması olağan bir durumdur. Masumiyet karinesi de hukuk önünde eşitlik ilkesi de herkes hakkında geçerli olması gerekir. Ama Türkiye şartlarında hukuk önünde hesap vermek istemeyenler konuyu saptırarak yapılan soruşturmaların yetki gaspı olduğunu iddia etmektedir. Bu bağlamda soruşturmayı yürüten özel yetkili savcıları HSYK’nın görevden uzaklaştırması da, hukuki dayanaklardan yoksun keyfi bir karar olduğunu söyleyebiliriz. HSYK bu kararıyla hâkimlik ve savcılık teminatını hiçe saymıştır. Anayasa’nın 144. Maddesini ihlal etmiştir. Erzurum özel yetkili savcıların yaptığı soruşturmanın usul ve kanuna uygun olup olmadığını araştırma ve soruşturmaya bile gerek görmeden karar vermiştir. Oysa Anayasa’ya göre hâkim ve savcıların görevleri sırasında veya görevlerinden dolayı bir suç işleyip işlemediklerini soruşturmak Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır. Son yirmi dört saat içinde gelişen arama, gözaltı ve tutuklama aşamalarındaki yargısal işlemlerde usul ve kanuna aykırılık iddiası var ise Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri olayı soruşturup işlem yapılmasına gerek olup olmadığı mütalaalarıyla birlikte Adalet Bakanına arz etmeleri icap eder. Adalet Bakanı soruşturma izni verdiği takdirde bundan sonraki süreç işletilebilecektir. HSYK, Anayasanın gerekli gördüğü soruşturma izni önşartını görmezden gelerek hukuka aykırı bir karar vermiştir. Tabir yerinde ise HSYK, kendini hem Adalet bakanı, hem adalet müfettişi hem de karar mercii olarak görüp Anayasa’yı ihlal ederek bir karar oluşturmuştur.
Erzurum özel yetkili Cumhuriyet savcıları, Erzincan Başsavcısı hakkında soruşturma yaparken ise, Adalet Bakanlığından soruşturma izni alarak ve CMK. 250 ve 251/1 maddesinin verdiği yetkiler kapsamında soruşturma yürütmektedir. Şüphelinin birinci sınıf Cumhuriyet Savcısı olması sebebiyle hakkındaki son soruşturmanın yani kovuşturmanın Yargıtay’da yapılacak olması, soruşturma yetkisiyle alakalı değildir. Soruşturma safhasında özel yetkili savcıların yetkili olduğu CMK.251/1 maddesinde sarahaten ifade edilmektedir.
“ŞEMDİNLİ VAKASINI HATIRLATTI”
HSYK’nın özel yetkili Cumhuriyet Savcılarını görevden uzaklaştırma kararı, Şemdinli soruşturmasını yürüten ve hazırladığı iddianame sebebiyle meslekten ihraç edilen Ferhat Sarıkaya’yı akıllara getirdi. Savcı Sarıkaya’ da düzenlediği iddianame sebebiyle görevinden uzaklaştırılırken iddianamesi Ağır Ceza mahkemesinde kabul edilmiş ve sanık astsubaylar 39′ar yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştı. Şimdi Savcı Osman Şanal’ın soruşturma dosyası ve delilleriyle tutuklama talebi yetkili hakim tarafından incelenip, CMK’nun aradığı tutuklama sebepleri doğrultusunda karar verildiği halde, savcıların derhal görevlerinden uzaklaştırılması tam bir skandaldır ve yargısız infazdır.
“HSYK YARGI DEĞİL İDARE KURUMUDUR”
Unutulmamalı ki HSYK bir yargı organı değildir. Verdiği kararlar idari kararlardır. Yürütülen soruşturmada şüphelilerin masumiyet karinesi çerçevesinde muamele görmeleri ne kadar hukuken önemli ise, soruşturmayı yürüten savcıların, Anayasal hakimlik ve savcılık teminatlarının da aynı derecede önemli olduğu düşünülmeliydi. Ne yazık ki, siyasal ve ideolojik yaklaşımları hukukun önüne geçen bir yaklaşımla görev ifa eder hale gelen HSYK, yaptıkları soruşturmalarla suç örgütleri ve çetelerle kanunlar çerçevesinde mücadele eden hakim ve savcıların görevlerine müdahale eder hale gelmiştir.
Bu olaylar Yargı reformunun aciliyetini bir kez daha gündeme taşımalıdır.”
YARGIDA DEPREM
Yargıda büyük deprem yaşanıyor.
Bu deprem HSYK’nin ani bir kararla Erzurum özel yetkili 4 savcının yetkilerini ellerinden almasıyla başladı.
Kimisine göre bu yargıya müdahaledir.
Kimisine göre değildir.
Neticede bir türlü orta yol bulunamamaktadır.
Bir yetki tartışmasıdır devam edip gidiyor.
Çünkü Türkiye’de hiçbir şey açık ve şeffaf değildir.
Onun için herkes herkesin görev sahasına girebilmektedir.
Bunu da kendinde bir hak olarak görmektedir.
Yazılı olanlar yetmemektedir.
Her görevli kişi ve kurum durumdan kendisine vazife çıkarmaktadır.
Bu da maalesef görev kirliliğine neden olmaktadır.
Çünkü kimin yetkisi nerede bitiyor belli değildir.
Erken kalkan görev ve yetkiyi adeta ele geçirmektedir.
Demokratik bir ülkede olmayacak ne varsa gerçekleşmektedir.
Bu da kargaşalara ve ideolojik kamlaşmalara yol açmaktadır.
Değerlendirmeler çoğu zaman yazılı kurallara göre değil bakılan pencerelere göre yapılmaktadır.
İşte o zamanda adalet halk nazarında büyük yaralar almaktadır.
Bunun tek çaresi yargıyı demokratik gelişmelere göre güncellemektir.
Her şeyi açık ve şeffaf olarak belirlemektir.
Dünyanın gelişmiş standartları neyi gerektiriyorsa onu yapmaktır.
Yapılacak demokratik düzenlemelerde, Türk halkının hassasiyetleri mutlaka dikkate alınmalıdır.
Aksi takdirde problemler artarak devam edecektir.
Adaletin sağlıklı olmadığı bir ülkede;
Haksızlık, hukuksuzluk ve iltimasın önüne geçilemez.
Sömürü, rüşvet ve soygun normal hale gelir.
Kargaşa, düzensizlik ve güvensizlik yaşanır.
Huzursuzluk, endişe ve korku hâkim olur.
Kavga, anarşi ve terör eksik olmaz.
Geçimsizlik, ayrımcılık ve hak gaspı sıradanlaşır.
Yetki gaspı ve görev kirliliği artarak devam eder.
Fakirlik, açlık, yoksulluk ve yolsuzluk kader haline gelir.
Suikast ve cinayetler kanıksanır.
İşkence, ezme ve ezilmenin önü alınamaz.
Karamsarlık ve gelecek korkusu yüreklere hâkim olur.
Neticede hak ve adalet yoksa iyiden gayrı her şey var olur.
Bu olumsuzlukları daha da çoğaltabiliriz.
Hâlbuki adalet hakkın hak sahibine iadesidir.
O halde;
Adalet kimsenin tekelinde olmamalıdır.
Kimse adaletten endişe duymamalıdır.
Adaletten halk emin olmalıdır.
Adalette ön yargının ve peşin hükümlülüğün yeri yoktur.
Yargı tam bağımsız ve tarafsız olmalıdır.
Yandaşlık, kayırma ve ayrımcılık olmamalıdır.
Özellikle adalet dağıtanlar adil olmalıdır.
Eğer adalet mülkün temeli ise.