İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Albay Dursun Çiçek imzalı ‘Darbe Andıcı’ davasıyla Başsavcı İlhan Cihaner’in dosyasını birleştirme kararının doğru olduğunu söyleyen emekli Başsavcı Reşat Petek, “Gerekçeler çok yerinde. Yargıtay üst mahkeme değildir, ağır ceza mahkemelerine emir ve talimat veremez” dedi. Yargıtay’ın özel kurye ile dosyayı istetmesi, kopya üzerinden birleştirme kararı vermesinin yargılama hukukuna aykırı olduğunu belirten Petek “Dolayısıyla İstanbul’da verilen birleştirme kararı yerinde ve hukuk dersi niteliğindedir” dedi.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararından sonra hukukta ‘olumlu görev uyuşmazlığı’ durumunun ortaya çıktığını anlatan Petek, “Eğer, 13. Ağır Ceza’nın yetkili olduğuna karar verilirse yargılama süreci başlayacak. Bundan sonra mahkeme tutuklama kararı da verebilir, tahliyelerde tek söz sahibi olur.”
HSYK’NIN SESSİZLİĞİ
Cihaner’in görevinin başına dönmesinin, sağlıklı soruşturma ve yargılamaya engel olacağını belirten Petek, “Erzincan Başsavcılığı’ndan davayla ilgili bir belge istense bu Cihaner’in kontrolünden geçecek. Adliyede davayla ilgili tanık ifadesi alınmak istese, bu kişi amiri konumundaki Cihaner hakkında konuşmuş olacak” dedi.
Yargıda skandallar dönemini izliyoruz. Hukuk ihlalleri ilk defa oluyor değil. Yargı görevi ifa eden hâkimler hatalı kararlar verebilir. Yargılama süreci içinde “itiraz”ve “temyiz” olarak bildiğimiz olağan kanun yollarına tarafların başvurmasıyla bu yanlışlıkların giderilme imkânı vardır.
Hata kanunların yorumundan, delillerin takdir ve değerlendirilmesinden kaynaklanıyorsa bu hata düzeltilebilir. Soruşturma, kovuşturma, itiraz ve temyiz sürecinde ayrı mahkeme ve hâkimlerin denetiminden geçen davaların bu şekilde daha adil ve hatalardan uzak neticelenmesi amaçlanmıştır. Evrensel hukuk anlayışında da mahkemelerin verdiği kararların itiraz ve temyiz yolunun açık olması benimsenmiştir. Bu nedenledir ki; hukuk devletinde kamu gücünü kullanan organların kararları yargı denetimine açıktır. Yüce Divan sıfatıyla ceza yargılaması yapan Anayasa Mahkemesi’nin ilk ve son derece mahkemesi olarak temyizi kabil olmayan kesin kararlar vermesi, adil yargılama ilkesiyle bağdaşmadığı için hep eleştirilmiştir. AYM mevcut yapısından rahatsızlık duymuş ve kararlarına karşı etkili bir itiraz yolunun açık olmasını temin edecek iki daireli bir sistemle yeniden yapılandırılmasını önermiştir.
![]() |
> ANKARA İHA
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in tahliyesine karar verdi. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in ‘görevi kötüye kullanma, evrakta sahtecilik ve imar kirliliğine neden olmak’ suçlamasıyla yargılandığı davada Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker, Cihaner’in 2 dosyasını birleştirdi. Daha sonra Ülker, her iki dava dosyasının incelendiğini ifade etti.
SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU
İlhan Cihaner ve diğer sanıklar hakkında ‘isnat edilen suçlamaların tutuklama için tek başına yeterli olup olmayacağı gözetilmeden’ tutuklama kararı verildiğini belirten Ülker, ‘dosyadaki hukuki bulgu ve belgeler gereği şartları oluşmayan tutuklama kararının kaldırıldığını ve sanıkların şartsız tahliyelerine karar verildiğini’ açıkladı. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi sorumluları hakkında da işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.
CİHANER DOSYASI İSTANBUL’DA
Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, Cihaner dosyasının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde, Albay Dursun Çiçek’in de yargılandığı “İrticayla Mücadele Eylem Planı” davasıyla birleştirilmesi yönündeki kararı üzerine, dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine ulaştığı öğrenildi.
6 ASKER VE 3 MİT’ÇİYE TAHLİYE
Erzincan’daki “silahlı örgüt” davasının Erzurum’da tutuklu bulunan Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Binbaşı Nedim Ersan, Üsteğmen Ersin Ergut ile astsubaylar Orhan Esirger, Şenol Bozkurt ve Murat Yıldız ile MİT Erzincan Şube Müdürü Şinasi Demir ile MİT personelleri Sadri Barkın İnce ve Kıvılcım Üstel tahliye edildi.
İrticayla Mücadele Eylem Planı tutuklusu İlhan Cihaner’in şaibeli tahliyesi hukukçuları ayağa kaldırdı.

HUKUKU ÇiĞNEDiLER
Emekli Askeri Yargıç Faik Tarımcıoğlu: Türk hukuku ölmüştür. İnternete düşen ses kayıtlarıyla birebir örtüşerek karar o istikamette çıkartıldı. Bir siyasi partinin arka bahçesi olduğu görülen yargı sistemi, böyle bir karar doğurdu. Eski bir adalet bakanı sürekli telefon ediyor. Ona başüstüne komutanım deniliyor ve onun istediği işler yapılıyor. Görülmemiş bir acullukla dosyalar isteniyor, CD’ler üzerinden hareket ediliyor ve hukuku çiğneyerek böyle ara kararlar veriliyor. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, görevle ilgili suçlara bakar. Tutuklamayı icap ettiren suç ise terör örgütü üyesi gibi bambaşka bir suç. Yargıtay 11. Dairesi, 9. Daire’nin görevine de el atarak böyle bir karar vermiştir. Bunun Erzurum’da birleştirilmesi gerekirdi.
YÜKSEK YARGIDA ORGANİZELER
Emekli Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı : Skandal bir karar. Hassas davalarda fotokopi üzerinden işlem yapılamaz. İkinci hata fiili idare üzerinden inceleme yapılmasıdır. Ses kayıtlarının hayata geçirildiğinin göstergesidir. Hukuk, yüksek yargı için ayakbağı olmuş durumda ve bu olanları yüksek yargıdaki ideolojik kamp yapıyor. Son zamanlarda ordu vesayeti biraz hissedilmez oldu çünkü yüksek yargı üzerine düşen görevi yapıyor. Hukuka rağmen her şeyi delik deşik ederek, Ergenekon sanıklarını kurtarmaya çalışıyor. Ergenekon’un yüksek yargıda ve Yargıtay’da çok iyi organize olduğunu görüyoruz. Bu karar da Ergenekon’un yüksek yargıdaki son başarılarından bir tanesidir.
Anayasa Mahkemesi’nin referandum konusunda “şekil denetimi” diyerek esastan iptal kararı vermesi durumunda, bunun İstail’in açık denizde yardım gemisine müdahalesi gibi gayrı meşru olur.

Hukukçu Reşat Petek, değişiklikleri yalnızca şekil yönünden ele alabilecek olan AYM’nin, esastan görüşüp karar vermesi halinde, bizzat Anayasa’yı ihlal edenin AYM üyeleri olacağını öne sürdü. Bunu “fonksiyon gasbı” olarak değerlendiren Reşat Petek, bunun müeyyidesinin de yok hükmünde sayılmasından geçtiğini söyledi.
Reşat Petek’in değerlendirmesi:
REFERANDUM SÜRECİNE MÜDAHALE GAYRI MEŞRUDUR
Şekil denetimi adı altında esastan verilecek iptal kararı ile referandum sürecine müdahale, İsrail’in açık denizlerdeki yardım gemilerine müdahalesi kadar gayrı meşru olacaktır.
Yazının devamını okuyun »
Şekil denetimi adı altında esastan verilecek iptal kararı ile referandum sürecine müdahale, İsrail’in açık denizlerdeki yardım gemilerine müdahalesi kadar gayrı meşru olacaktır.

Hukukçular, Anayasa Mahkemesi’nin paketi ‘şekil yönünden inceleme’ kararına temkinli yaklaşıyor. Daha önce de bazı anayasa değişikliklerinde ‘şekil’ kararı alınıp esasa girildiğini hatırlatan hukukçular, bunun Anayasa’nın ihlali anlamına geldiğini kaydediyor. Mahkeme’ye de “İkinci kez bu yanlışa düşme, milletin hakkını gasp etme” uyarıları yapılıyor.
Anayasa Mahkemesi, referanduma sunulan anayasa değişikliğine ilişkin CHP’nin öncülüğünde 111 milletvekilinin açtığı davayı kabul etti. Mahkeme heyeti, dünkü toplantısında, iptal davasını şekil yönünden inceleme kararı aldı. Anayasa’nın 148. maddesine göre, anayasa değişiklikleri yalnızca şekil bakımından denetlenebiliyor. Esasa giremiyor. Yüksek Mahkeme’ye tanınan denetim yetkisi, ‘teklifin altındaki imza sayısı, oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşülemeyeceği’ şartlarına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlı. Ancak daha önce esas yönünden de inceleme yapıp iptal kararı vermesi, hukukçuları, “Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda kötü bir sicili var.” şeklinde temkinli konuşmaya itiyor. Mahkeme, üniversitelerde eğitim özgürlüğü getiren Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişikliği de “Şekil yönünden inceleyeceğim.” deyip daha sonra ‘esas’ denetimine girmişti. Sonuç olarak da bu değişikliği ‘laikliğe aykırı’ bulmuş ve iptal etmişti. Bunu Anayasa’nın ihlali şeklinde değerlendiren hukukçular, “Mahkeme ikinci kez aynı yanlışa düşmemeli.” uyarısında bulunuyor. Aksi yönde bir iptal kararının, ‘milletin seçim hakkını elinden almak’ olacağı belirtiliyor.
Anayasa değişikliği paketinin TBMM’de 336 oyla kabul edilmesinden sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, referandum yolunu gösterdi.
Değişikliğin halkoyuna sunulması için Resmi Gazete’de yayımlanmasına karar verdi. 12 Eylül anayasasında köklü değişiklikler yapan teklifin 12 Eylül’ün yıldönümünde halkın onayına sunulması da kaderin cilvesi olsa gerek.
Anayasa değişikliğini öngören kanun teklifinin Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra Yüksek Seçim Kurulu, anlaşılmaz bir şekilde referandum tarihini yürürlükten kalkan kanuna göre 120 gün sonrası olarak belirledi. Oysa 3 Mart 2010 tarihinde Meclis’te kabul edilerek 9 Mart tarihinde yürürlüğe giren Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulmasına Dair Kanun’da 5955 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile süre 120 günden 60 güne indirilmişti. Ne Türk Dil Kurumu sözlüklerinde ne de hukuk literatüründe seçim kanunu ile referandumun eş anlamlı olmadığı apaçık ortada iken YSK’nın yüksek hâkimleri referandumu seçim kanunu kabul ederek bu kararı aldılar. Ne diyelim bizde yargı organları hukuk kurallarını uygulamak yerine kanun koyucu rolünü üstlenmeyi tercih ediyorlar. Sonra da yasama ve yürütme yargıyı kuşatıyor diye feryat ediyorlar.
YSK’nın hukuka aykırı ama uyulması zorunlu bu kararı ile referandumun 12 Eylül tarihine rastlamasının, darbelere karşı olanları, 12 Eylül mağdurlarını, 82 Anayasası ile sorunu olanları, darbe yerine hukuk ve demokrasi diyenleri ‘değişikliğe evet’ ortak paydasında bir araya getirmeye katkısı olacak önemli bir unsur olacağı görülüyor. YSK kararı hiç olmazsa bu yönden hayırlı olabilir. Ancak CHP alışkanlığını sürdürerek referandumu Anayasa Mahkemesi ile engellemek için başvurmakta gecikmedi. Şimdi gözler AYM’nin vereceği karara çevrilmiş durumda.
Emekli Başsavcı Reşat Petek, Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen görüntülerle ilgili yapılan soruşturmanın öncelikle olayın parti içi mücadelenin bir sonucu mu yoksa bir örgüt operasyonu mu olup olmadığını ortaya çıkarması gerektiğini söyledi. Soruşturmada şüpheliler arasında milletvekillerinin yer almasının soruşturmayı engelleyeceğini belirten Petek, bu durumda Meclis’in dokunulmazlıkları kaldırması gerektiğini belirtti. Konunun ahlaki boyutunun tartışılmadığını vurgulayan Petek, mevcut hukuka göre evli bir kişinin başkalarıyla birlikte olmasının tek başına boşanma sebebi olduğunu vurguladı.
CHP Lideri Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen gizli kamera görüntülerinin medyada yer almasının ardından Baykal istifa etti ancak tartışmalar devam ediyor. Konuyla ilgili Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) açıklamada bulunan Emekli Başsavcı Reşat Petek, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’nın olayda taraf olmasının konuyu biraz daha hassaslaştırdığını belirtti. Petek, emniyetin adli merciler adına olayın siyasi bir partinin iç mücadele sonucu mu veya bir örgüt operasyonu mu olduğunu araştırması gerektiği belirtti.

