Ergenekon davası duruşmaları, özel yetkili İstanbul 13.Ağır caza mahkemesinde başlamazdan önce, özel yetkili bir başka mahkemede önemli bir dava görüldü. Darbeye Karşı Yetmiş Milyon Adım Platformu tarafından Bilgi Üniversitesinde düzenlenen vicdan mahkemesinde 12 Eylül darbecileri yargılandı. İddianame okundu, tanıklar dinlendi, bilirkişi mütalaası alındı, kitap, gazete, dergi gibi belgeler toplandı ve sonunda karar açıklandı.

Kararda; “sanıkların, 12 Eylül’de askeri müdahale yaparak, Anayasa’yı ihlal etme suçunu işledikleri, insanlığa karşı suç işlediklerinin sabit olduğu” ifade edildikten sonra özetle şöyle denildi:

“Bugün onlara verilebilecek en büyük cezanın, demokratik bir Türkiye için çalışmak ve darbeciler tarafından yapılmış anayasayı çöpe atıp, yeni ve demokratik bir anayasa yapmak olduğuna karar verilmiştir. Türkiye toplumu adına, 1980 darbesini yapanların tarih önünde, dünya ve Türkiye kamuoyu nezdinde sonsuza kadar itibarsızlaştırılmaları kararlaştırılmıştır.”

Bu sembolik mahkeme toplum vicdanını temsil ediyordu. Onun için özel yetkili vicdan mahkemesi diyorum.

Bu mahkeme bir kez daha kurulacak. Bu defa 11. yıldönümünde 28 Şubat yargılanacak. Darbeye Karşı Yetmiş Milyon Adım Platformu tarafından düzenlenen ve 28 Şubat darbecilerinin yargılanacağı vicdan mahkemesi safahatı hakkında gelecek sayıda tafsilatlı bilgiler aktarmayı umut ediyorum.

Bugün ise bu sembolik mahkemeler ile Ergenekon Terör Örgütü ( ETÖ ) iddiası ile şüphelilerinin yargılandığı mahkeme süreci arasındaki ilişkiler ağına değinmek istiyorum.

DARBECİLER TOPLUM VİCDANINDA MAHKÛM OLDULAR

İnsanımıza, insan hak ve onuruna uygun bir yaşam biçimi sunmak için, hak, hukuk ve adaleti önceleyen gelişim sürecini kesintiye uğratan, kesintiye uğratmakla kalmayıp geriye götüren 27 Mayıs ve 12 Eylül darbecileri millet vicdanında çoktan mahkûm oldular. Adına devrim diyerek bir kısım totaliter sistem meraklılarının savuna geldiği 27 Mayıs kanlı darbesinin mağdurlarına itibarları iade edildi. Tabii hakim ilkesi hiçe sayılarak oluşturulan, vesayet altında hareket ettikleri kendi beyanlarıyla tarihe geçmiş sözde mahkemeler vasıtasıyla hukukun bir araç olarak kullanılmasına fırsat verip, darbecilerin kirli emellerine alet olanlar da, darbeciler gibi vicdan mahkemelerinde çoktan mahkûm oldular.

Yeni nesil olup bitenin farkında olarak yetişiyor. Üniversite gençliğinin öldürülüp kıyma makinelerinde doğrandığı yalanlarına artık kimse inanmıyor. Sağ ve sol kamplara bölünüp çatışmalara sokulan gençlere verilen silahların aynı kaynaklardan sağlandığı da artık gizlenemiyor. Binlerce gencin kanı ve canı üzerinden darbe planlayıp, suikastlarla öldürdükleri kişilerin dünya görüşlerine göre faillerini karşı cephede aratma ve uydurdukları irtica tehlikesi yalanlarına da artık kimse inanmıyor.

Takkeler düştü, kel göründü. Darbecilerle işbirliği yapan medya da onların imdadına yetişemez oldu. İnternet iletişimi öyle hızlı ve etkili ki, darbeci işbirlikçisi medyanın yalan ve provoke kokan haberleri daha okuyucusuna ulaşmadan, olayların gerçeğinden millet haberdar olur hale geldi.

Milletimizin inancı, ahlakı, kültürü ve medeniyetiyle sorunu olanlar, millet iradesini görmezden gelip toplum mühendisliğine soyunanların planları artık hemen su yüzüne çıkıyor. İşte Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkan silah, mühimmat, suikast planları, hiyerarşik yapılanmalar, ses kayıtları söylediklerimizin delilleri. Hazırladıkları çuval ne kadar büyük olursa olsun artık mızrak çuvala sığmıyor.

İlişkiler ağı yeni delillerle daha da aydınlanıyor. Geçtiğimiz aylarda ortaya çıkan ilişkileri kısaca bir hatırlayalım. Alper Görmüş Nokta dergisinde “Darbe Günlükleri”ni yayınladı. Emekli DKK Özden Örnek’e ait olduğu sonradan kanıtlanan bu günlüklerde, “sarıkız” “Ayışığı” “Eldiven” kod adları verilen darbe girişimleri anlatılıyordu. TSK içinde illegal bir yapılanma olduğu ve demokratik usullerle yönetime gelmiş Ak Parti iktidarına silah zoruyla son vermenin planlarının yapıldığı ancak Genelkurmay Başkanının hukuka ve demokrasiye saygılı tutumunda kararlı duruşu ve aldığı tedbirlerle darbecilerin amaçlarına ulaşamadıkları anlaşılmıştı.

Öğle yemeklerini evinden sefertasıyla karargâha getirmek zorunda kalan bir Genelkurmay Başkanının, doğrudan ve dolaylı açıklamalarıyla olup bitenlere açılık getirdiğine kamuoyu çok yakından şahit oldu.

İLİŞKİLER AĞININ DELİLİ OLACAK KONUŞMALAR

Kafalarından “acaba” sorularını atamayanlara aydınlatıcı açıklamalar 28 Şubat Döneminin Genelkurmay Başkanından geldi. Emekli Orgeneral Karadayı’ya ait olduğu iddia edilen ve yalanlanmayan cümlelerdi bunlar. Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM’de ilk seçilme süreciyle ilgili. O zaman 20 milletvekiliyle Meclis’te grubu bulunan Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu’yu arıyor İsmail Hakkı Karadayı paşa. 367 rakamının bulunmaması için Meclis’e kesinlikle girme dediğini ve Mumcu’nun da girmediğini ifade ediyor. Bir iki kişiyle daha konuştuğunu söylüyor ama bunlar arasında Mehmet Ağar var mı yok mu belirsiz.

Emekli Genelkurmay Başkanının bu konuyu istişare ettiği isimde kamuoyunun bildiği bir isim; Emekli Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu. 367 rakamının mucidi, Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıları, Van savcısı Ferhat Sarıkaya’nın akıbetine uğramakla tehdit eden zat-ı muhterem. Ses kaydının bu bölümü çok daha ilginç; “Teşekkür ettim Sabih Kanadoğlu’na. Gece konuştuk telefonda 45 dakika. ‘Ne olacak bundan sonra?’ dedim, ‘Vallahi kötü istikamete gidiyorlar’ dedi. Genelkurmayın düşünmesi lazım artık bu işi. Bir tek Silahlı Kuvvetler temizler artık. Eğer bu seçimlerde de başarılı olunmazsa Silahlı Kuvvetlerin bunu halletmesi lazım. Bunlar yani cumhurbaşkanlığına kadar kendi adamlarından biri gelir, seçimde de ekseriyetle başa geçerlerse o zaman asker temizler bunu.” (30 Ocak 2009 tarihli gazeteler)

ONURSAL HUKUKÇUDAN DARBEYE DAVET ÇAĞRILARI

Yabana atılacak, basite alınacak konuşmalar mı bunlar? Konuşanların kimliğine ve ifa ettikleri görevlere bakın. Biri eski Genelkurmay Başkanı, diğeri Yargıtay emekli Cumhuriyet Başsavcısı. Her ikisi de Anayasa’yı ihlal ediyor. TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçmesini nasıl engelleriz, Meclis’in yetkisini nasıl elinden alırızı tartışıyorlar. Hadi emekli general için, darbe geleneğine sahip bir anlayışla bunları konuşuyor diyelim. Yüksek yargının onursal ödüle layık gördüğü hukukçuya ne demeli. Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve demokrasi yolunda ilerlemeyi kötü gidiş olarak değerlendirip işi askerin temizlemesine havale eden açıklamayı, hukuk üstadı olmakla nasıl bağdaştırdı dersiniz? 28 Şubat sürecinin brifinglerinde hukukun zamana zaman askıya alınabileceği, ülkenin içinde bulunduğu şartların darbeleri meşru hale getirebileceği ve kaçınılmaz olacağına yürekten inanmış oldukları anlaşılıyor.

Meclis’in anayasal görevini yerine getirerek Cumhurbaşkanını seçmesi, bundan sonrası için Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine dair anayasa değişikliğine gitmesini “kötü istikamete gidiş” olarak değerlendirerek bir hukukçunun askeri darbeyi savunması, yaraya neşter vuracak tabibin hastasına cellâtlık yapmasından farklı değildir. 28 Şubat sürecinden sonra açık darbeler yerine hukuku, yargıyı darbelere vasıta kılma anlayışı ETÖ soruşturmasında elde edilen delillerle daha iyi anlaşılır hale geliyor.

SES KAYITLARI OLAYLARI DEŞİFRE EDİYOR

Söz ses kaydından açılmışken, ETÖ şüphelisi emekli orgeneral Şener Eruygur’un eşi Sayın Mukaddes Eruygur’a ait olduğu iddia edilen, daha sonra Bayan Eruygur tarafından doğrulanan ses kaydına da değinmeliyiz. İlişkiler ağının bir bölümünü de Bayan Eruygur deşifre ediyor. GATA Beyin Cerrahisi Servis Şefi Kd. Albay Nusret Demircan olduğu öne sürülen kişi ile Bayan Eruygur arasında geçen bir konuşmada Mukaddes Eruygur, eşi Şener Eruygur’un taburcu edilip edilmemesi konusunda Albay Demircan’la fikir alışverişinde bulunuyor. Albay Demircan, hukukçularla görüşülmesini buna göre istenirse taburcu, istenirse yatış verilebileceğini kendileri için hiçbir şeyin fark etmeyeceğini söylüyor. Demircan, Eruygur’un taburcu edilmesi halinde tekrar tutuklanabileceğinden endişe ettiğini de ima ederek “Buradan taburcu edilirse tekrar aynı şeyler yaşanır endişesi var” diyor.

Darbeye zemin hazırlamak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebir ve şiddetle ıskata teşebbüs iddialarıyla suçlanarak tutuklanan bir şüphelinin hastanede kalıp kalmaması doktorun tıbbi bilgileriyle tespit edilecek sağlık nedenlerine göre değil, ilgilinin talebine, hukukçuların görüşüne göre belirleneceği konuşuluyor. Hukukçuların görüşüne göre hastaya ameliyat kararı verilebiliyormuş bizim haberimiz yokmuş demek ki. Olay tam bir skandal olup sorumlular hakkında derhal soruşturma başlatılması gerekirken, GATA’ya yöneltilen eleştirilerin mesnetsiz olduğunu ileri sürerek olup biteni normal, yasalara uygun bir süreç olarak değerlendirmek de kamuoyunu tatmin etmemiştir.

YARGIYA İKİLİK SOKMA GİRİŞİMLERİ

Bayan Eruygur konuşmasında, “Şimdi bu Zekeriya Öz 13. Mahkemede. İtirazlarımızı bunlar kapatıyor. 12. ve 14. Mahkemeler bizdenmiş. Ankara Barosu, İstanbul Barosu, İzmir Barosu hazırız biz dediler. Teşekkür ettik herkese ama biri ceza profesörü, anayasa profesörü, birisi ceza profesörü. Sinan Aygün nasıl çıktı dedim. Sinan Aygün’ün yanında Hisarcıklıoğlu vardı dedi. Sizin arkanız nerde arkanız dedi bana.” Cümleleriyle yargıyı töhmet altında bırakan açıklamalarda bulunuyor.

YARSAV isimli dernek ile yargıya ikilik sokulduğu iddialarımızın yargı camiasında önemli yansımalarının olduğu, YARSAV’ın açıklamalarıyla yargı erkine çok ciddi zararlar verdiğinin yüksek sesle konuşulmaya başlandığı bir sırada, bu iddialarımızı teyit eder nitelikte ses kayıtlarının ortaya çıkması, hakim ve savcıların farklı dünya görüşlerine göre farklı isimler altında dernek kurmalarının sakıncalarını bir kez daha gözler önüne serdi. Hakimler tam tarafsız karar verseler de bir dernek mensubiyeti o kararları tartışmalı hale getirmeye yetmektedir.

Ak Parti kapatma iddianamesinin bazı sayfalarının Yarsav antetli kağıtlarda olması, diğer taraftan ETÖ iddiasıyla yürütülen soruşturmada ele geçirilen görüşmelerde, bir kısım Yargıtay ve Danıştay üyeleriyle YARSAV Başkanının yapılan toplantılara iştirak ettiğinin iddianamede yer alması ne anlama gelmektedir? İşte iddianameden bir alıntı;

“07.03.2008 günü saat: 10.35′de Doğu PERİNÇEK ile Bedri..? İsimli şahıs arasındaki telefon görüşmesinde özetle;

Aralarında bir süre merhabalaştıktan sonra düzenlenecek olan bir ekonomi toplantısından ve bu toplantıya konuşmacı olarak katılacak kişilerden bahsettikten sonra, Tümep’in bir yemekli toplantısına değindikleri ve bu toplantı ile alakalı olarak Bedrimin “Ya şimdi aslında çok benim beklemediğim bir katılım dı herkes vardı orda. İlhan Selçuk, Hurşit Tolon, Şener Eruygur, YARSAV Başkanı, bu Danıştay, Yargıtay, Üniversitelerden bayağı seçkin bir topluluktu 70 kişi vardı Şener ERUYGUR bayağı da uzun sürdü yedide başladı on birde bitti, dört saat süren toplantı oldu. Şener ERUYGUR yani bir araya gelmek gerekir, Ulusalcıların birleşmesi gerekir diye özeti bu olan birazda halkı suçlayan, bu cumhuriyet mitinglerinde toplandı bu kadar kalabalıklar ne oldu, bir şey çıkmadı öyle bir konuşma yaptı.” Dediği, devamında bir süre Bedri’nin söz konusu toplantıdaki konuşmasından bahsettiği, daha sonra Doğu PERİNÇEK’in “keşke şeyi esas söyleseydin O GÜN İNDİRMEK VE MİLLİ BİR HÜKÜMET KURMAK MÜMKÜNDÜ” (İddianame sayfa. 398)

SAVUNMADA HÜKÜMETİ DEVİRMEYE KALKIŞMA İTİRAFI

Silivri’de 13. Ağır Ceza Mahkemesi duruşmalara devam ederken, bir kısım sanıkların itirafları, birbirlerini suçlayıcı beyanları arasında dikkat çeken sanık Doğu Perinçek’in iddianameyi doğrular mahiyette beyanları. T.C. Hükümetini cebir ve şiddetle devirmeye teşebbüsle suçlanan Doğu Perinçek savunmasının bir yerinde mahkemeyi de eleştirdikten sonra, “Ben yeterince mücadele edememişim yazıklar olsun bize. Bu hükümeti devirememişiz, yazıklar olsun bize” diye bağırıyor.

Dikkat çeken bir açıklama da Veli Küçük’ten geldi. Encümen-i daniş toplantılarıyla adı gündeme gelen eski Genelkurmay Başkanı İsmail hakkı Karadayı’nın ‘Veli Küçük denen o adamı tanımam” açıklamasına, Avukat kızı Zeynep Küçük aracılığıyla tek sayfalık mektupla cevap verdi. Küçük, şunları ifade ediyor: ‘Sayın Komutanım, gazetelerde beyanınızı okudum. Ben 1996 yılında Jandarma Genel Komutanlığı kadrosundan sınıf subayı olarak terfi ettim ve Tuğgeneral oldum. 2000 yılında emekli oldum. Siz emekli oluncaya kadar emrinizde çalıştım. Bu vatana kanı ile canı ile hizmet veren, şerefli, onurlu, gururlu emekli J. Tuğgenerali Veli Küçük’üm. Sürçü lisan olarak kabul ediyorum ‘o adam’ değilim. Saygılarımla arzederim.” Veli Küçük’ün özellikle ‘emrinizde çalıştım’ beyanları kamuoyunda birilerine mesaj mıydı şeklinde yorumlandı.

ETÖ iddiasıyla açılan dava sürerken ikinci iddianamenin de bugünlerde açıklanması bekleniyor. Diğer taraftan soruşturma da devam ediyor. Kimileri iddianame içeriği, ele geçirilen cephaneler, örgüt bağlantılarını ortaya koyan konuşmalar, teknik takip kayıtları, ses kayıtları, faili meçhul cinayetlerde kullanılan patlayıcılarla, soruşturmada şüphelilerin evlerinde ele geçirilen patlayıcıların seri ve kafile numaralarının tutarlılığını görmezden gelerek davayı sulandırmaya çalışıyor. Kimileri de tutuklu sanıklar ve şüphelileri şimdiden peşinen suçlu ilan ediyor. Kanımca iki yaklaşım da hukuken doğru değil. Masumiyet karinesi gereği suçluluğu mahkeme hükmüyle kesinleşinceye kadar, kimsenin suçlu ilan edilmemesi, soruşturma ve kovuşturmanın hukuka uygun olarak sürdürülmesi önemli. Diğer taraftan insan hak ve özgürlüklerinin demokratik hukuk devleti şemsiyesi altında korunması, kimsenin derin devlet adına suç ihdas edip suikast ve infazlarla hukuk dışı müeyyideler uygulayamayacağı bir anlayışın hakim olması, hukuk devletinin bütün kurumlarıyla tesisi için ETÖ iddiasıyla başlatılan soruşturmanın hukuk içinde sonuna kadar gidilmesidir. Hukuki süreci etkilemek için, davayı sulandırma, hafife alma yaklaşımları yanında, soruşturmayı yürüten savcıları yıpratma, yıldırma ve baskı altına alma girişimleri karşısında başta siyasi iktidar olmak üzere, hukuk devleti ve demokrasiden yana olan bütün kişi ve kurumların bu soruşturmaya destek vermeleri şarttır. Özel yetkili mahkemelerin vereceği karar, ilerde özel yetkili vicdan mahkemesinde verilecek kararlarla örtüştüğü oranda hakkaniyete uygun olacaktır.

Cevap Yazın

Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>