Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Dergisi ve Yarın Gazetesi işbirliği ile düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Çelik ve emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek katıldı. ‘Kabuğunu Kıran Tür
MANİSA (İHA) – Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Dergisi ve Yarın Gazetesi işbirliği ile düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Çelik ve emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek katıldı. ‘Kabuğunu Kıran Türkiye’de Demokratikleşme Süreci’ konulu konferans Öğretmenevi Konferans Salonu’nda düzenlendi.
Konferansın açılış konuşmasını Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Genel Başkanı Hasan Konuk yaptı. Başkan Konuk, konuşmasında tarih bilincinin önemine değinerek dernek faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Yaklaşık beş saat süren ve iki bölüm halinde gerçekleşen konferansın ilk konuşmacısı emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek oldu. Petek, demokrasinin diyalog olduğuna inandığını dile getirerek demokratikleşme sürecinde yaşanan sorunların temelinde diyalog eksikliği olduğuna vurgu yaptı. Demokrasinin
Türkiye’deki tarihi seyri hakkında bilgi vererek konuşmasını sürdüren Petek, şunları söyledi: “1950 yılında halkın istediği bir parti başa gelmişti. Bu partinin yükselişini sandıkta önleyemeyenler darbe girişiminde bulundular. 1958 yılında Samet Kuşçu darbe olacağını anlamış ve gerekli yerlere bunu bildirmişti. Ancak yapılan yargılamalar sonucunda darbe yapacağı iddia edilen kişiler serbest kalmış ve Samet Kuşçu da suçlu bulunmuştu. O gün serbest kalan kişiler iki yıl sonra 1960′ta darbe yaptı. Bugün
Balyoz planına ‘deli saçması’ diyenler var. 1958′de Samet Kuşçu’ya inanmayanlar 1960′ta ne olduğunu gördü. Kuşçu, demokrasi kurşunu yedi. Balyoz planını görememek tarihi bilmemek demektir.”
1961 Anayasası’nın millet egemenliğini sonlandıran bir anayasa olduğuna değinen Petek, şöyle konuştu: “1961 Anayasasında millet, egemenliğini yetkili kurumlar aracılığıyla kullanır denilmiştir. Darbe yapanlar önlerini iyi gördükleri için egemenliği milletin elinden alarak yetkili kurumlara bırakmışlardır. Anayasanın içine öyle mekanizmalar yerleştirilmiştir ki istedikleri zaman frene basmalarına imkan tanımaktadır.”
DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNİN ÖNÜNDEKİ ENGEL
Türkiye’deki bazı anayasal kurumların anayasaya aykırı hareket ettiğini ve anayasayı çiğnediklerini ileri süren Petek, sözlerine şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi bizzat anayasayı ihlal ediyor. Yasalara göre, Anayasa Mahkemesi bir kararının gerekçesini açıklamadan kararı açıklayamaz. Oysa onlar ne yapıyorlar; aldıkları bir kararı açıklayıp sonra gerekçesini açıklıyorlar. Mesela Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı veremez. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısına baktığımız zaman milleti
temsil etmeyen bir yapıda olduğunu görüyoruz. Üyelerinin seçim sisteminin değişmesi gerekiyor. Böyle bazı anayasal kurumların varlığı Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engeldir. Başbakan ve bakan asan bir ülkede bir tek hakim savcının kılına bile dokunulmamasını sorgulamamız lazım. Bütün hakim ve savcılar sanki sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterilir. Bugün hâla daha YÖK ve Yargıtay üyeleri bu sistemle seçiliyorlar. Bu sistem yanlıştır. Bu ülkede maalesef kümesin anahtarı tilkiye teslim
edilmektedir. Genelkurmay’ın hukuku nasıl hizaya getirmeye çalışacaklarına dair elimizde raporlar var.”
Petek, millet iradesinin etki edemediği tek kurumun da anayasa mahkemesi olduğunu söyledi.
Türkiye’nin bugün bir sivil anayasa istediğine dikkat çeken Petek şunları söyledi: “Neden sivil bir anayasa diyoruz. Bu terimi kullanmamız bile anayasamızın askeri bir anayasa olduğunu gösteriyor. Aslında Türkiye’ye normal bir anayasa gereklidir. Uluslararası hukuk normlarına göre hazırlanmış normal bir anayasa.”
Türkiye’deki demokratikleşmenin gerçekleşmesi, açılımların başarıya ulaşması için mutlaka yasal düzenlemelerin olması gerektiğini anlatan Petek, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’ye bazı yasal düzenlemeler, reformlar gerekiyor. Bunlar mutlaka yapılmalı. Açılımların pratik uygulamaları yapılmak zorundadır. Yüksek yargının yapılanması değiştirilmelidir. Türkiye açılımlarla dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Bu yolda yapılması gerekenler büyük bir kararlılıkla yapılmalıdır.”
Devletin 2000 yılı öncesi Doğu ve Güneydoğu politikalarını anlamadan Demokratik Açılımı anlamanın mümkün olmadığını dile getiren Petek, “Bugüne kadar Doğu’da farklı ve ayrımcı politikalar uygulanıyordu. Bu ayrımlara uymayan Gaffar Okkan’lar ise öldürüldü. İnsan onurunu ayaklar altına aldılar. Biz bile görev icabı gittiğimiz yerlerde bindiğimiz arabalarda Kürtçe müzik çalardı, biz bindiğimizde ise kaset saklanır ve Türkçe kasetler konulurdu teybe. İnsanların ana babalarını seçme şansı olmadığı gibi, Türk,
Kürt, Laz, Çerkez vs. olarak doğmakta insanın kendi elinde değildir. İnsanların dillerine, dillerine, kültürlerine saygı duyulması gerekiyor” dedi.
Ergenekon Davası’na değinen Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, Ergenekon Davası’nın aslında derin devlet davası olduğunu söyledi. Petek, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Meclis Başkanlığı döneminde söylediği, “Seçilmişlerin arasından seçilen bir meclis başkanı olarak sizlere sesleniyorum. Bu ülkede benim bile haberimin olmadığı kırmızı kitaplardan söz ediliyor. Bu kabul edilemez bir şeydir’ sözünü hatırlatarak, halen Doğu ve Güneydoğu’da toprak altından cesetler çıktığını iddia etti.
Petek, konuşmasının sonunda, “Askerlerin de sivil mahkemelerde yargılanmalarının önünün açılması demokratikleşmemizin açık bir göstergesidir. Askeri yargıdan adalet beklemek mümkün değil. Bu sistemi demokratikleştirmemiz lazım” dedi.
Konferansın bir diğer konuşmacısı Prof.Dr. Mehmet Çelik ise, konuşmasında, 10 yıl öncesine kadar Türkiye’de zihinlerin işgal altında olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz Çanakkale’de bitmiştik. 13 milyon nüfusumuz kalmıştı. Bunların yarısı da sakat kalmıştı. Biz böyle bir milletin evlatlarıyız. O günlerden bugünlere geldik. Ancak Selanik’ten mübadele ile getirilenler arasında bir ekip vardı. Odndeki en büyük engeldir. Ba ekip, İngilizce biliyordu. Yemeklerini masada yiyorlardı. Çatal bıçak
kullanıyorlardı. Hangi şarabın hangi yemekle içileceğini biliyorlardı. Bu günkü sistemin mimarları işte bunlardır. Bugün bunlar tasfiye edilmeye çalışılıyor ama izin verilmiyor. Bütün bunları tarihsel bir perspektif içerisinde gözünüzün önünden geçirin ve düşünün.”
Askeriyenin toplum ile ilişkilerinin zayıflığına değinen Prof.Dr. Çelik, şöyle konuştu: “Yeryüzünde halkına bu kadar yabancılaşmış başka bir ordu ve asker yok. Asker sadece emir alıp veren bir mekanizma haline getirilmiş. Askerin halk ile iç içe olmasının ne sakıncası olabilir ki halkın içinden çıkan askeri halka bu kadar yabancılaştırılıyor. Ben kahvede oturup tavla oynayabileceğim bir asker istiyorum. Aynı masada oturup kadeh tokuşturabileceğim bir asker istiyorum. Cuma günü aynı safta saf tutacak bir
asker istiyorum. Bu kadar alçakça bir maske takınılmaması gerekiyor artık. Bu maskelerin çıkarılması gerekiyor. Eski Hıristiyan kültürü yaşatılmaya çalışılıyor.”
Türkiye üniversiteleri ve rektörlerine de değinen Prof. Dr. Çelik, “Yüzlerce üniversitemiz olmasına rağmen dünya üniversiteleri arasına bir türlü girmeyi başaramadık. İftar yemekleri veren rektörlerimiz var. Ben iftar veren rektör de istemiyorum. Ben akşama kadar laboratuvarlardan çıkmayan rektörler istiyorum” dedi.
Konferansın son bölümü ise karşılıklı soru cevap şeklinde devam etti. Konferans sonunda bir açıklamada bulunan Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Dergisi Manisa İl Temsilcisi Selman Tür, bu tür konferansların devam edeceğini söyledi.

