ASTSUBAYLAR CEZALANDIRILDI
GÖZLER ÖRGÜTÜ KURAN VE YÖNETEN ÜSTSUBAYLARDA
Yaz sıcakları ile birlikte, orta doğuda ve ülkemizin doğu ve güneydoğu bölgelerinde sıcak gelişmelerin yoğunlaştığını hep birlikte izlemekteyiz. Orta doğuda tam bir devlet terörü uygulayan İsrail, Filistin Halkına ve onların demokratik yollardan seçilmiş temsilcilerine karşı tehdit ve saldırılarını artırırken, yıllar öncesinden planladıkları hedeflerini birer birer gerçekleştirme yolunda asker-sivil ayırımı gözetmeden halkın üzerine bomba yağdırmakta, yakıp yıkmaktadır. Son olarak iki askerinin kaçırıldığı bahanesiyle Lübnan’a yaptığı saldırılar, özellikle Beyrut’un alt yapısını tahribe ve sivil halka yönelik havadan ve karadan ateş yağdırması, orta doğudaki yangının büyüyeceğini göstermektedir.
İsrail saldırıları kadar, dünyanın sesiz kalmasını da, hayretle ve ibretle izlerken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Türk Dışişlerinin İsrail’e tepkilerine, cevap bir başka kanaldan dolaylı olarak verilmeye başlandı. Terör örgütü PKK, bir anda saldırılarının dozajını artırdı. Gerek askerlerimize gerek polislerimize yönelik hain saldırılar ile adeta Türkiye’ye, ‘sen kendi terör belan ile uğraş, Ortadoğu ve İsrail ile uğraşmak senin neyine, İsrail’in bölgedeki stratejik hedeflerine ulaşmasına engel olmaya kalkarsan PKK terörünü azdırırız’ denilmektedir.
PKK- HAMAS BENZETMESİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İŞİNE YARAR
Bu olaylarla eş zamanlı olarak, bazı basın organları ve köşe yazarları da, Hamas ile PKK terör örgütünü aynı kefeye, İsrail ile Türkiye Cumhuriyetini de diğer kefeye koyma gafletine düşerek, ‘İsrail gibi yaparız’ türünde manşet ve açıklamalara başladılar.
Burada toprakları zorla elinden alınmış Filistinlilerin işgalci bir ülkeye direnişlerini, özellikle meşru ve demokratik yollardan halkının temsilcisi seçilmiş Hamas yöneticilerini PKK ile aynı safa koymak gaflet değilse, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yapılabilecek en büyük ihanet olduğunu ifade etmeliyiz.
Bir yanda işgal güçlerine karşı topyekün mücadele veren bir halk ve devleti var, diğer yanda dış güçlerin maşası olarak, bölge halkının içinden hile, kandırma ve tehditlerle toparladığı militanlarla kendi halkına ve devletine baş kaldıran terör örgütü. Türkiye Cumhuriyetinin geçmişte yaptığı, gerekirse yine yapabileceğini açıkladığı sınır ötesi harekatın meşruluğu için İsrail ile benzer konumda olması gerekmiyor. Tam aksine, Birleşmiş Milletler kararlarını tanımayan, uluslararası hukuku hiçe sayan ve uygulamayan tutumuyla devlet terörü estiren İsrail ile yakın politikalar izlemek bile, zulüm ve haksızlıklara karşı adaletiyle dünyaya örnek olmuş Türk Milletine asla yakışmaz.
ŞEMDİNLİ DAVASININ GEREKÇELİ KARARI
Bu bağlamda hakim güçlerin uyguladığı Ortadoğu politikasının bir parçası olarak terör örgütü PKK’nın eylemlerini yeniden artırdığına dikkat çekerken, PKK ile mücadelede yapılan yanlışlar ve hukuk dışı uygulamaları zabıtlara geçiren Şemdinli Davası’nın gerekçeli kararı açıklandı. Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 143 sayfalık gerekçeli kararı terörle mücadele, devlet içinde kamu görevlilerinin oluşturduğu yasadışı örgütlenme ve yargı bağımsızlığı yönlerinden incelenmeye ve üzerinde durulmaya değer bir karar. Karar henüz Yargıtay aşamasından geçmemiş ve kesinleşmemiş olmakla birlikte, davaya konu olaylar, iddia ve savunmalar ve deliller bütün detayları ile kararda yer almaktadır.
Düşünce okurlarının çok iyi hatırlayacakları, “Şemdinli İddianamesi, Fişlemeler ve Siyasetin Duruşu” başlığı ile sunduğumuz yazıda, hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa’dan ve kanunlardan almayan devlet yetkisini kullanamayacağı, terörle mücadele amacı da taşısa hukuk dışı yöntemlerle yapılan hareketlerin terör örgütünün işine yaradığı gerçeğine işaret etmiştik. Açıklanan gerekçeli karar bu tespitlerimizi de doğrular mahiyette önemli tarihi bir belge niteliğindedir.
Konunun daha iyi anlaşılması için öncelikle Mahkemenin kabulüne göre, dava konusu olayı gerekçeli karardan aktaralım.
SANIKLARIN KİMLİĞİ
“Sanıklardan Ali KAYA‘nın 2004 yılı Temmuz ayı sonundan bu yana Hakkari İl J.Kom.lığı İst. Şube Md.lüğünde Kademeli Başçavuş rütbesiyle İstihbarat Kısım Amiri olarak görevli olduğu,… Sanık Özcan İLDENİZ‘in de aynı tarihten itibaren ve yerde İstihbarat Tim Komutanı ve Şemdinli İstihbarat Sorumlusu Unsur Komutanı olarak görevli olduğu,… Sanık Veysel ATEŞ‘in ise daha önce bölücü-ayrılıkçı PKK örgütü üyeliği suçundan yargılanıp cezasını çekerek tahliye olan bir itirafçı olduğu,…”
“Sanık astsubaylar Ali ve Özcan’ın suç örgütünün eski üyesi PKK itirafçısı sanık Veysel Ateş’le normal iştirak iradesini aşan örgütsel birliktelikle hukuk dışı – keyfi yollarla terörle mücadele etmek olarak kabul edilen amaçla YTCK.nun 220.nci md.si kapsamında oluşturulan (silahlı) suç örgütünün üyesi olarak ve amaçları doğrultusunda Şemdinli ilçesinde Umut Kitabevi isimli işyerini işleten daha önceden bölücü örgüt üyesi olmak suçundan ceza alıp 15 yıl hapis yatan müdahil Seferi Yılmaz’ı öldürmeye karar verip bu doğrultuda amaçlarını gerçekleştirmek için el bombası kullanmayı da planlayıp malzemeyi yasadışı yoldan temin ettikleri;”
SİLAHLI EYLEM HAZIRLIĞI
“…eylem günü olarak belirlenen 9 Kasım günü yeniden hem de “kendilerine gerekli yardım ve kolaylık sağlanmak kaydıyla ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak üzere” görev verilerek sabah saatlerinde buluştukları, yanlarına Ali ve Özcan’ın envanterde kayıtlı kaleşhnikov marka silahları ve hücum yeleklerini aldıkları, ayrıca verdikleri karar uyarınca müdahil Seferi Yılmaz’ı öldürmek amacıyla işyerine atmayı planladıkları ve yasadışı yoldan temin ettikleri dört adet Alman yapımı el bombaları ile yasal bulundurma yetkisi olmadığı halde Veysel için de başka bir görevliye ( J.Uz.Çvş.U.Özdemir ) ait 3. kaleşhnikov silahı ve hücum yeleğini de aldıkları, bunları şehir dışına çıkınca giyinmek üzere önce aracın bagajına bıraktıkları, aracı Ali’nin kullandığı, yanındaki ön koltukta Özcan’ın oturduğu, Veysel’in ise arka koltukta bulunduğu, yola çıktıktan sonra şehir dışında bir yerde yol kenarında durup hücum yeleklerini giydikleri, kaleşnikov marka silahları da yanlarına aldıkları, Şemdinli’ye 4-5 km. mesafe kaldığında ilçe halkının dikkatini çekmemesi ve rahatsız olmaması için Kaymakam Çeşmesi mevkiinde durup hücum yeleklerini çıkararak tüfekleri ile birlikte yeniden aracın bagajına geri koydukları,… araçlarını önce öldürmeyi planladıkları Seferi’nin Cumhuriyet Caddesi üzerindeki kitabevinin bulunduğu pasaj girişinin 25-30 mt.yakınındaki esnaf Abdi ÖZEL’in işyerinin önüne park ettikleri,… saat 11:15 sıralarında Veysel’in yanlarında getirdikleri bombalardan iki tanesini gizlice alıp montunun cebine koyarak arabadan indiği,…”
BOMBALAR ATILIYOR BİR ÖLÜ BİR YARALI
“Ali’nin de planları gereği pasajı kontrol etmek üzere araçtan inip daha önceki günlerde bir çok defa gelip keşfini yaptıkları aynı pasaja girdiği,… Umut Kitabevinin son defa araştırma ve keşfini yaptıkları, o gün pasajdaki diğer dükkanların kapalı ortalığın sakin olduğu, eylem için uygun ortam olduğuna kanaat getirdikten sonra Veysel’in eylemi gerçekleştirmek üzere harekete geçip pasajın en sonundaki kitabevine doğru ilerlediği,.. daha önce planlandığı şekliyle Seferi Yılmaz’ı öldürmek amacıyla ticari bir işletme olan ve işyerini işleten dışında başkalarının da bulunması kuvvetle olası ve mümkün olan Seferi’ye ait Umut Kitabevine bombaları attığı, sonra hızla uzaklaştığı, işyerine atılan pimi çekilmiş el bombalarından birini gören müdahil Seferi’nin can havliyle kendisini dışarıya atıp yeterli mesafe uzaklaşabildiği, atılmasından (5) saniye kadar sonra bombalardan birinin işyerinin kapısı önünde, diğerinin ise kitapevini ikiye ayıran kontrplağın kapıya dönük (müşterilerin geldiği) dış tarafında olmak üzere patlaması sonucunda… Kitapevinde bulunan maktül Mehmet Zahir KORKMAZ’ın… öldüğü, müdahil Metin KORKMAZ’ın ise… yaralandığı,…”
SANIĞIN PEŞİNDEN KOŞUYORLAR
“… o sırada Veysel’in peşinden pasajdan çıkan Seferi YILMAZ’ın çevredekilere hem Türkçe ve hem de Kürtçe olarak “bombayı patlatan bu kahverengili adam, yakalayın” diye çevredekilere seslenip yardım istediği,… Veysel’in bu aşamada dükkânının karşı tarafında ki beyaz Reno 19 marka araca doğru yürümekte olduğu, top sakallı sanık Özcan’ın da olayın bu son aşamasında Veysel’in 10 mt. kadar arkasında olduğu ve onun araca iyice yaklaşmasından sonra peşinden aracın yanına geldiği,… daha sonra Veysel’in aracın arka koltuğuna oturduğu, Ali’nin de aracın şoför kapısını açıp binmek istediği sırada “…PKK.lı mı, asker mi, polis mi, köy koruyucusu mu yoksa el-kaide mensubumu olduğunu anlayamadım. Arabaya binmek istediler. Ben ve esnâf arkadaşlar bu ikisini arabaya bindirmedik...” şeklindeki tanık Lezgin Atabak’ın beyanında anlatıldığı üzere önce orada bulunan 20 kadar çevredeki esnafın aracın etrafında toplandığı, bu sırada kalabalıkta bulunanlardan Kadri ÖZCANER ve Fahrettin YILMAZ’ın “durun, mayını siz bıraktınız” diyerek Ali’nin araca binmesine müsaade etmedikleri, bunun üzerine paniğe kapılan Ali’nin aracın ön kapıyı açacağına ve direksiyona geçeceğine yanlışlıkla arka kapıyı açıp binmeye çalıştığı, sonra bundan da vazgeçip ön kapıyı açtığı, araca bindiği, çalıştırarak aracı hareket ettirmek istediği, ancak bu arada peşlerini takip ve kovalayan esnafların yetişip aracın etrafını sardığı, kalabalıktan birisinin sanıklara “siz kimsiniz” diye sorduğu, Ali’nin ” ben emniyettenim, emniyet mensubuyum, arkadaki de arkadaşım” diyerek kalabalığı yatıştırmaya çalıştığı, “ama arkadaki atmış bombayı” deyince bir şey diyemediği, sonra “biz emniyetteniz, bomba ihbarı aldık, onun için geldik” dediği, kalabalıktan tanık Zeydan’ın “madem bomba ihbarı aldınız, neden o taraftan bu tarafa doğru kaçıyorsunuz?” diye sorması üzerine üzerine sesini çıkaramadığı, “kimliğinizi gösterin” denince de “kimliğinin emniyet amirliğinde olduğunu” söylediği,…”
SANIKLAR HALK TARAFINDAN SUÇÜSTÜ YAKALANIYOR
” Ali’nin arabanın etrafını çeviren bu kişilerden kurtulamayacağını anlayınca araçtan inip bagaj kapağını açarak içinden aldığı kalashnikov marka silâhı çıkarıp mekanizmasını kurduğu, bu sırada etrafındaki tanık Lezgin ATABAK’ın “…yapma !, yapma! …“ diyerek sanık Ali’nin kolundan tutup tüfeğin namlusunu havaya kaldırdığı, başka birinin de tüfeğin şarjörünü düşürdüğü,… bu arada bagaj içindeki silahların ve hücum yeleklerinin göründüğü, ayrıca aracın arka koltuk arasındaki Özcan’ın evrak çantasını alıp dışarı çıkartan kalabalıktan birinin evrak çantasını açıp içindeki bazı belge ve krokileri oradakilere gösterdiği,… bu sırada İlçe Kaymakamı, İlçe Emniyet Müdürü ve aralarında Yarbay Mustafa YANIK’ın da bulunduğu bir kısım Askerî yetkililerin olay yerine geldiği, takviye olarak polis ve askerler ile Özel Harekat Ekiplerinin olay yerine ulaşarak müdahale ettikleri,… , olay yerinden maktülün ölüm haberi gelince hezeyana kapılan kalabalığın bombayı atan sanık Veysel’i bulunduğu aracın içinden çıkarmaya çalıştığı,… olayın başlangıcından yaklaşık 10 dakika kadar sonra sanık Veysel’in gelen bir polis panzerine bindirilip olay yerinden uzaklaştırıldığı, Şemdinli Em. Md.ne götürülüp gözaltına alındığı, Ali ve Özcan’ın ise daha önceki eylem planları gereği son zamanlarda bir çok defa gelişlerinde hazırladıkları bilgi-belge, fotoğraflar, krokiler ile kullanılanlardan geri kalan iki adet el bombasının bulunduğu Özcan’a ait evrak çantasını almadan aracın başından ayrılmak istemedikleri, bir ara Ali’nin araçtaki evrak çantasını almak için başını içeriye uzattığında başına vurulduğu, çantayı alamadığı, daha sonra Ali’nin de Emniyet Amiri ve Emniyet özel timi tarafından olay yerinden uzaklaştırıldığı,… ancak henüz evrak çantasını alamayan sanık Özcan’ın sürekli arabanın etrafında dolaşmaya devam ettiği, bu arada ilçede Yanık Yarbay olarak tanınan subayın “şerefim üzerine yemin ederim, bu üç kişiyi adalete teslim edeceğim” demesi üzerine kendisine güven duyan insanların biraz sakinleştiği,… Özcan’ın ellerini cebine koyup çaktırmadan önce Öz İpek Pasajına doğru yürümeye başladığı, sonradan İlçe J.Kom.lığına sığındığı,…”
“Astsubay Başçavuş olan diğer sanıklar Ali ve Özcan ise İlçe J.Kom.lığı’na gittikleri, bilahare 12.11.2005 tarihine kadar Şemdinli Taktik Alay Komutanlığına gittikleri, savcılık ifadelerinin alınması için 12.11.2005 tarihinde Şemdinli Cumhuriyet Başsavcılığına götürüldükleri, ifadeleri alındıktan sonra Veysel’in sorguya sevk edilip Şemdinli SCM.tarafından tutuklandığı, Ali ve Özcan ise sorguya sevk edilmeden serbest bırakıldığı ( sonradan Van Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinde 28.11.2006 tarihinde ifadeleri alınıp sorguya sevk edilerek tutuklandıkları ),
EMNİYET MÜDÜRÜ ESKİ TARİHLİ TUTANAĞI İMZALAMIYOR
“Hakkari İl Emniyet Müdürü tanık Hüseyin KESKİNKILIÇ’a olay sonrası 14 Kasım tarihinde Hakkâri İl J.Kom.lığı İstihbarat Şubesi’nden gelen görevli J. Başçavuşlar tarafından (Seferi YILMAZ’a gelecek paket konusundaki faks mesaj formu ) ile ” Hakkari ilindeki terör örgütünün son dönemde gerçekleştirdiği bombalama eylemleri nedeniyle il merkezi ve ilçelerinde istihbarat birimleri tarafından müşterek istihbari çalışmaların yapılması gerektiği ve bunların operasyona dönüştürülmesine” dair koordinasyon kararları içeren 1 Kasım 2005 eski tarihli bir tutanak imzalatılmaya çalışıldığı, gerçeğe uymadığı için tanığın imzalamadığı,…Anlaşılmış, tanık beyanlarına bu şekilde itibar edilmiş” denilmektedir.
Mahkeme kararındaki uzun anlatımdan, önemli cümleleri alıntılayarak, mahkemece kabul edilen olayın cereyan edişini özetledikten sonra, sanıkların eylemlerine uyan suç vasfının iddianameden farklı hukuki nitelemesi ve gerekçesine bakalım.
Suça konu olayda; Sanıklar tarafından işlenen bu eylemler bölgede faaliyet gösteren bölücü terörist örgüt PKK.nın kendi amaçları doğrultusunda propaganda malzemeleri olarak kullanılmakta, örgütün kendi tabanı tarafından bu suçlar insanların Devletten uzaklaştırılması için bir fırsat olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar sanıklar tarafından işlenmiş bulunan suçlar 5237 sayılı TCK.nun 302. md.deki neticelerin meydana gelmesini, terörist örgütün vatana ihanet ederek ülke topraklarını bölmek şeklindeki amacını sonuçları itibariyle kolaylaştırıyor, Devletle halkı karşı karşıya getiriyor, devletin bölgedeki saygınlığını,egemenliğini ve bağımsızlığını zarara uğratıyor, nihai olarak Üniter Devlet olgusu bir başka açıdan zedeleniyor ise de; sanıkların bu amaç doğrultusunda hareket ettiklerine, icra hareketlerini doğrudan bu amaçlara yönlendirdiklerine, suçları doğrudan bu amaçlar doğrultusunda işlediklerine dair yeterli delil elde etmek mümkün olamamıştır. Bir süredir huzurun egemen olduğu bölgede kısa bir süre önce başlayan birtakım olaylar nedeniyle tekrar huzursuzluk ve güvensizlik ortamının doğduğu, Şemdinli’de olay öncesi günlerde meydana gelen bombalamalar ve en son sanıkların birlikte gerçekleştirdikleri bombalama ve sonucundaki ölüm olayı sonrasında bu durumun en üst noktaya ulaştığı, Devletle ve özellikle de Güvenlik Güçleri ile VATANDAŞLARIN karşı karşıya geldiği, bu durumun da bölücü terör örgütünün amaçlarından biri olduğu düşünüldüğünde sanıkların görünürdeki amaçlarının; en azından yasadışı yollarla, keyfi ve hukuka aykırı metotlarla terörle mücadele etmek olduğu konusunda şüphe bulunmamaktadır. Sanıkların bu tarzdaki yaklaşım ve eylemlerinin Devletin birliğinden çok birliğinin zayıflamasına, huzurdan çok huzursuzluğa, güven ortamından çok güvensizliğe hizmet ettiği, devletin ve ülkenin her yanında terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin amacının bu olmadığı ve olamayacağı düşünüldüğünde sanıkların terörle mücadeleden başka amaçlar taşıyor olabilecekleri şüphesi doğmaktadır. Ancak bu şüpheler kanıtlanamadığından şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanıkların amaçlarının; ‘ devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik’ değil, terörle yasadışı, hukuka aykırı metotlarla mücadele etmek olduğunun kabulü gerekmiştir.
39 YIL 4 AY 27 GÜN HAPİS
Van 3. Ağır Ceza mahkemesi yukarıda özet olarak sunduğumuz dava konusu olayın oluş şekli ve hukuki nitelemesi ile mevcut deliller ile sanıkların suçlarının sübuta erdiğini kabul ederek; Sanıklar ALİ KAYA ve ÖZCAN İLDENİZ’in Suç İşlemek İçin Kurulmuş Örgütün Üyesi Olmak Suçundan BİR YIL ON AY YİRMİYEDİ GÜN HAPİS , Suç İşlemek İçin Kurulmuş Silahlı Örgütün Amaçları Doğrultusunda Bomba ile ( Tasarlayarak ) Müdahil – Seferi YILMAZ’ı Öldürmeye Teşebbüs Etmek Suçundan ONİKİ YIL ALTI AY HAPİS, Suç İşlemek İçin Kurulmuş ve Silahlı Örgütün Amaçları Doğrultusunda Bomba ile( Olası Kastla ) Maktul Mehmet Zakir YILMAZ’ı Öldürmek Suçundan YİRMİBEŞ YIL HAPİS olmak üzere, sonuç olarak 39 yıl 4 ay 27 gün hapisle cezalandırılmalarına karar vermiştir. Sanık Veysel Ateş hakkındaki davayı tefrik ederek ( ayırarak ) duruşmasını 3 Ağustos 2006 tarihine bırakmıştır.
Bu davada mahkemenin nasıl karar vereceği ve karar gerekçesi çok önemliydi. Zira bu davayı açan Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, düzenlediği iddianame sebebiyle mesleğinden edilmiş, yargılamayı yapan hakimlere de gözdağı verilmişti. Bu baskı ortamında, adil bir karar verilemeyeceği tartışmaları arasında Mahkeme iddianameye uygun bir karar verdi. Hiçbir yargı denetimine tabi olmayan HSYK’nun oyçokluğu ile aldığı kararla meslekten ihraç ettiği Savcı Sarıkaya’nın iddiaları ispat edilmiş oldu. Şimdi hakimlik-savcılık mesleğinin onurunu kimin zedelediğini, yargı mensupları üzerinde kimin baskı oluşturduğunu millet haklı olarak soracaktır.
Özellikle sanıklar ” suç işlemek için kurulmuş örgütün üyesi olmak” suçundan mahkum edilirlerken, örgüt kurmak ve yönetmekten suçlu olanların devletin ilgili birimleri tarafından tespiti ile haklarında gerekli işlemin yapılması gerektiğine vurgu yapılarak şöyle denilmektedir: “Jandarma teşkilatında istihbaratçı astsubay olarak görevli olan sanıkların, icra ettikleri görev içinde söz konusu bulunan astlık-üstlük ilişkisi, konumları ile iç disiplini karşısında yukarıda açıklandığı üzere örgüt içinde yalnız olamayacakları ve böyle bir eylemi kendilerinden rütbe olarak yüksek olan görevlilerin himayesi ve katılımı olmadan işleyemeyecekleri gözetildiğinde sanıklar Ali ve Özcan’ın eylemleri, TCK.nun 220/1 md.si kapsamında şüpheli kalan örgüt kurmak ve yönetmek olarak değil, sübuta eren TCK.nun 220/2 md.si kapsamında kurulan örgüte üye olmak ve amaçları doğrultusunda faaliyette bulunmak suçunu oluşturduğunu kabul etmek gerekmiştir.”
Mahkemenin kabulüne göre, yasadışı örgüte üye olanlar ve amaçları doğrultusunda faaliyette bulunanlar tespit edilmiş, yargılanmış ama örgüt kuran ve yönetenlerle ilgili soruşturma eksik kalmıştır.
Savcı Sarıkaya iddianamesinde de aynı hususlara işaret ederek, örgüt kurmak ve yönetmekle suçlanan üst rütbeliler hakkında gereğinin takdir ve ifası için dosyalarını ayırıp Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına göndermişti. Şimdi zaman ve mahkeme kararı Savcı Sarıkaya’yı haklı çıkardı ama hakkını arayacağı merci bulamamaktadır. Bu noktada hükümetin bir an önce HSYK ile YAŞ kararlarına yargı yolunu açacak Anayasa değişikliklerini gündeme getirmesi gerektiğini hatırlatmalıyız. Savcı Sarıkaya gibi yargısız infaza uğrayanlara, adli merciler önünde hakkını arama fırsatı mutlaka verilmelidir.
TERÖRLE MÜCADELE HUKUKA UYGUN YAPILMALIDIR
Mahkemenin çoğunluk kararına suç vasfının nitelemesi yönünden muhalif olan üye Hakim’in terörle mücadelenin hukuka uygun yapılması gerektiği noktasında tespitleri de çok anlamlıdır:
“Eylem kastı net olarak ortaya koymaktadır.”
“Basit bir örnek vermek gerekirse; silahla adam yaralama suçunda nasıl ki kastın tespiti için sanığın “benim kastım yaralamaya yada öldürmeye yönelikti” beyanını yeterli saymayıp, yaralayan ile yaralananın olay sırasındaki ve öncesindeki durumları, ateş edilen silahın niteliği, yaranın meydana geldiği yere göre hakim, eylemin yaralama mı, yoksa adam öldürmeye teşebbüs mü olduğunu tespit ediyorsa, burada da benzeri bir tespit yapmak gerekir. Sanıktan kasta gitmeyip, olaydan kasta gitmek en sağlıklı ve doğru olan yoldur.”
“Eylem ile hedeflenen ilk aşamanın gerçekleşmesi yani müdahilin ölmesi halinde eylemin faili meçhul kalmasıyla, daha önceki benzer olayların oluşturduğu altyapıyla birlikte yöre insanında eylemin güvenlik güçleri tarafından yapıldığı, devletin hukuk dışı yollarla terörle mücadele ettiği yönünde kanaat oluşmasının sağlanması ve yıllardan beri hukuk içinde terörle mücadele eden güvenlik güçleri (asker, polis) / Devlet zan altında bırakılarak Devletin birlik ve bütünlüğü zayıflatılmak, bozulmak istenilmiştir.”
“Belirtmek gerekir ki bu yöntemle terörle mücadele edildiği savunulamaz.Bu şekilde mücadele, Türk Ordusunun yıllardan beri titizlikle ve başarıyla yürüterek ulusal ve uluslararası alanda elde ettiği kazanımlara da zarar verir.”
“Bu şekliyle eylemin Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak tehlikesini doğurmaya yönelik bir eylem olduğu açıktır.”
PKK, Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğüne kasteden, bölgede kendi kendine yeten güçlü bir Türkiye istemeyen dış güçlerin kurup yönettiği ve finanse ettiği, bölücü bir terör örgütüdür. Bölgenin ekonomik ve sosyal sorunlarının istismarı ve değişik vaatler ile kandırılan çocuk denilecek yaşta militanlarla beslenmektedir. Topyekün terörle mücadele edilirken, PKK ile mücadele edilirken, terörün kaynaklarını kurutacak bir metot izlenmelidir. Bu metot mücadelenin hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülmesidir. Kimse kendini devlet yerine koyarak hukuk dışı bir oluşumla terör örgütü ile mücadeleye kalkışmamalıdır.
Hukuk içinde mücadeleyi savunmak, terör örgütüne taviz vermek değildir. Onun tabanını da kurutacak bir yöntemdir.Bu açıdan Şemdinli olayını, sanıkların kimliği ve görevleriyle değil yaptıkları eylemin kime ve neye hizmet ettiğine bakarak değerlendirmeliyiz.
SPOTLAR
Şemdinli’de olay öncesi günlerde meydana gelen bombalamalar ve en son sanıkların birlikte gerçekleştirdikleri bombalama ve sonucundaki ölüm olayı sonrasında bu durumun en üst noktaya ulaştığı, Devletle ve özellikle de Güvenlik Güçleri ile VATANDAŞLARIN karşı karşıya geldiği, bu durumun da bölücü terör örgütünün amaçlarından biri olduğu düşünüldüğünde sanıkların görünürdeki amaçlarının; en azından yasadışı yollarla, keyfi ve hukuka aykırı metotlarla terörle mücadele etmek olduğu konusunda şüphe bulunmamaktadır.
Şimdi zaman ve mahkeme kararı Savcı Sarıkaya’yı haklı çıkardı ama hakkını arayacağı merci bulamamaktadır. Bu noktada hükümetin bir an önce HSYK ile YAŞ kararlarına yargı yolunu açacak Anayasa değişikliklerini gündeme getirmesi gerektiğini hatırlatmalıyız. Savcı Sarıkaya gibi yargısız infaza uğrayanlara, adli merciler önünde hakkını arama fırsatı mutlaka verilmelidir.
Jandarma teşkilatında istihbaratçı astsubay olarak görevli olan sanıkların, icra ettikleri görev içinde söz konusu bulunan astlık-üstlük ilişkisi, konumları ile iç disiplini karşısında yukarıda açıklandığı üzere örgüt içinde yalnız olamayacakları ve böyle bir eylemi kendilerinden rütbe olarak yüksek olan görevlilerin himayesi ve katılımı olmadan işleyemeyecekleri gözetildiğinde …şüpheli kalan örgüt kurmak ve yönetmek olarak değil, sübuta eren …. örgüte üye olmak ve amaçları doğrultusunda faaliyette bulunmak suçunu oluşturduğunu kabul etmek gerekmiştir.
Hukuk içinde mücadeleyi savunmak, terör örgütüne taviz vermek değildir. Onun tabanını da kurutacak bir yöntemdir.Bu açıdan Şemdinli olayını, sanıkların kimliği ve görevleriyle değil yaptıkları eylemin kime ve neye hizmet ettiğine bakarak değerlendirmeliyiz.