Yeni anayasa çalışmalarında yeni bir safha başlıyor. Paketler halinde anayasada kısmi değişiklikler planlanıyor. Hükümetin hazırladığı ilk değişiklik paketinin bu hafta TBMM’ne sunulması bekleniyor.

Bu pakette, Anayasa Mahkemesi’nin yetki, görev, üyelerinin sayısı ve seçimi yönünden yeniden yapılandırılması, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, vatandaşların sorunlarını yargıya taşımadan çözme yolu olarak ombudsmanlık/kamu denetçiliği, siyasi partilerin kapatılmasında Venedik Kriterlerinin esas alınması, Türkiye Milletvekilliği uygulamasıyla seçim barajının esnetilerek yüzde bir oy alan partinin bile milletvekili çıkarabilmesi gibi konular yer alıyor. Sanırım geçici bir madde ile de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin 7, Meclis’in 5 yıl olması öngörülüyor.

Bilim kuruluna hazırlattığı anayasa taslağının rafa kaldırılmasından sonra Ak Parti’nin köklü anayasa değişikliğinden vazgeçerek kısmi değişikliklerle iktifa edeceği anlaşılıyor.

Bilindiği gibi anayasa değişikliği Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri olarak yıllardan beri gündeme geliyor. Bazen öne çıkarak bazen de arka planda kalarak ama gündemden düşmeden tartışılıyor. Bu tartışmaların izlediği seyre bakarsak, öncelikle sol kesimlerden “12 Eylül darbe anayasasından kurtulmak gerektiği” şeklinde başladığını, siyasal çizgideki anlamlarıyla sağcı, milliyetçi ve muhafazakâr kesimlerin ise yeni anayasa veya kısmi anayasa değişikliklerine genel anlamda soğuk baktıklarını sonradan iştirak ettiklerini görürüz. Şimdi ise kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan Ak Partiden teklif geliyor.

Bu çerçevede başta CHP olmak üzere siyasal partiler, üniversiteler, TOBB ve Türkiye Barolar Birliği gibi kanunla kurulmuş birlikler ile sivil toplum kuruluşlarının hazırlattığı anayasa çalışmaları var. Bu çalışmalarda benzer ve ayrışan noktalar olmakla birlikte, ortaya konan ortak kanaat Türkiye’nin darbe anayasalarından kurtularak, katılımcı bir anlayışla yeni sivil anayasa hazırlanması gerektiğidir.

Şimdilerde Ak Parti’nin getireceği her türlü anayasa değişikliği teklifine şiddetle karşı çıkan ve müzakere etmeye bile gerek görmeden kapıları kapatan CHP’nin 1993 yılında Meclis Başkanlığına sunduğu değişiklik taslağına bakınca şaşırmamak mümkün değil. Ak Parti’nin başlattığı çalışmada bilimsel kurulun hazırladığı taslaktan çok daha özgürlükçü bir taslak. Örneğin bugün “asla değiştirtmeyiz” dediği 1982 Anayasası’nın başlangıç kısmının Anayasa’dan çıkarılmasını CHP istemişti. Atatürk İlke ve İnkılâplarına vurgu yapılan Anayasa’nın başlangıç kısmının kaldırılmasını, Milli Güvenlik Kurulu’nun anayasadan çıkarılmasını, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları ile YAŞ kararlarının yargı denetimine tabi tutulmasını, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kaldırılmasını da CHP önermişti. 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici maddelerin yürürlükten kaldırılarak yargı yolunun açılmasını, YÖK’ün kaldırılmasını, Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılmasını isteyen de CHP.

Atatürk İlke ve İnkılâplarına yaptığı atıfla 1982 Anayasası’nın ruhu olarak tanımlanan başlangıç kısmının kaldırılmasını isteyen ve bu isteğini Anayasa yapma ve değiştirme yetkisi olan TBMM Başkanlığına “teklif” olarak sunan CHP bugünlerde anayasa değiştirmek için darbe yapmak gerektiğinden söz ediyor. Savaş kazanacaksın, darbe yapacaksın, idamı göze alacaksın ondan sonra anayasa yapacaksın söylemleriyle, demokrasiyi, millet egemenliğini ve egemenliğin temsil yeri olan TBMM’ni ve yetkilerini adeta tanımazlıktan geliyor. Darbe anayasasının TBMM’ne tanığı yetkileri bile çok görüyor.

CHP paralelinde yerini belirleyen kimi akademisyenler de, insan hak ve hürriyetlerini önceleyen, bireyi devlet otoritesi altında ezdirmeyecek ilkelerini, özgürlükçü düşüncelerini çöpe atmış görünüyor. Bazıları TBMM’nin yeni bir anayasa yapamayacağını dillendirme ayıbının altına doğrudan imza atmak istemedikleri için, “kurucu irade-kurulu irade” ayrımını kendilerine sütre edinip salvolarına devam ediyorlar. Dün ak dediklerine bugün kara diyorlar.

Türkiye’nin işi gerçekten zor. Fikir namusu mumla aranır halde. Böyle bir ortamda ister istemez şu soruyu sormak gerekiyor. Türkiye demokrasicilik oyunu mu oynuyor, yoksa demokrasiyi bütün kurallarıyla kurumsallaştırmaya mı çalışıyor? Yakın demokrasi tarihimiz demokrasi oyunu oynandığını gösteriyor. Oyun devam ederken demokrasi dışı güçler düdük çalıyor ve oyun bitti paydos diyebiliyorlar. 27 Mayıs 1960′da bu düdüğü çalanlar, demokrasi oyununun aktörlerini darağacında sallandırdılar. 12 Eylül 1980 müdahalecileri, darbelerine zemin hazırlamak için ellerine silah verdikleri sağ ve sol gençliği çatıştırarak binlerce gencin ölümüne sebep oldular. 28 Şubat 1997 darbesi sonunda hukuku askıya alıp illegal yapılanmalarla demokrasiye müdahale ederek Mesut Yılmaz’a “altın tepside iktidar sunanlar” ın foyaları da ortaya çıkmaya başladı.

Demokrasiyi ve hukuku katleden darbecilerin bildirilerinde hep aynı bahaneleri görürüz; Anayasal düzeni korumak ve kollamak. Ama arkasından ilk yaptıkları yeni bir anayasa hazırlamak ve halka kabul ettirmek olmuştur. Darbe anayasalarını da referandum ile halkın kabul ettiği safsatasının üzerinde durmağa sanırım gerek yok. Demek ki mesele anayasada düğümleniyor.

Şimdi tartışılan yeni bir anayasayı kim yapacaktır ? Tümden yeni bir anayasa mı yapılmalıdır? Yoksa zaten bir çok maddesi değiştirilmiş olan anayasada kısmi değişikliklerle yetinilmeli midir?

Bizim kanaatimiz Türkiye darbe anayasalarıyla yönetilme ayıbından tümüyle kurtulmalıdır. Yeni bir anayasa talebi anormal yönetimden normale dönüşün ön şartıdır. Olmazsa olmazıdır. 1961 ve 1982 Anayasalarının askeri özellikleri sebebiyle anayasa talepleri toplumda “sivil anayasa” olarak dillendirilmiştir. Esasen bu toplumsal reaksiyonun ifadesidir. Sivil anayasa taleplerinden toplumun kastettiği normal/demokratik anayasadır. Türkiye’nin normalleşmesi askeri ve bürokratik vesayetten kurtulması için demokratik bir anayasayla buluşması şarttır.

İç hukukta en üst hukuk normu olan anayasanın hazırlanmasına ön şartsız başlanması gerekir. Değişmezler ve değiştirilemezlerle başlayacak bir çalışma daha en başta vesayeti kabullenme anlamını taşır. Masaya ön koşulsuz oturmak önceki anayasaların tümden yanlış olduğunun kabulü anlamına gelmez. Bunun asıl anlamı halkın rüştünü ispat etmiş olduğunun kabullenilmesidir. Vesayeti kabul etmemektir. Değişen ve gelişen dünyada “değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kurallarla toplumun geleceğini şekillendirmeye kalkışmak bir süre sonra yeni sosyal ve siyasal tartışma ve kargaşalara zemin hazırlamak demektir. Geçmiş zamanda, o günün sosyal, siyasal ve kültürel şartlarında ideal görünen kimi kurallar bugün nasıl ilkel veya geri kalmış olarak değerlendiriliyorsa, bugün en ideal görünen kurallar yarınlarda toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olabilecektir.

Yukarıda ifade etmek istediğimiz düşünceler, bazı önyargılı kesimlerce, “1982 Anayasası’nın değişmezleri olan Cumhuriyet ve nitelikleriyle bir sorun mu var ki tartışılsın veya değiştirilsin” sorularına muhatap olmaktadır ve olmaya devam edecektir. Burada bir kere daha altını çizerek, bazı ilkeleri tartışmak onlara karşı olmak anlamına gelmiyor. Cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti, sosyal devlet, bize has çarpık uygulamalardan arındırılmış laik devletle sorunu olanların otoriter rejim heveslileri olduğu bütün dünyada bilinmektedir. “Kanun benim” diyenlerin demokratik anayasa istemeyecekleri açıktır. Önemli olan korkulardan sıyrılarak kendimize güvenle, bütün bireylerin temel hak ve özgürlüklerini teminat altına alacak, ferdi devlet karşısında koruyacak, huzur ve refahını sağlayacak ana kurallar manzumesini olabildiğince geniş katılımlı bir çalışmayla hazırlayıp halkın onayına sunabilmektir. Çocuk büyüyüp rüştünü ispat edince nasıl anne ve babasının velayetinden çıkarak kendi geleceğini tayin ediyorsa, millet de rüştünü ispat ettiğini vesayet rejimi istemediğini kendi anayasasını yaparak ortaya koymalıdır. Bu anayasanın ismiyle, cismiyle ama en önemlisi ruhuyla değişmesi gerekiyor.

Cevap Yazın

Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>