20 Temmuz 2009 darbeci paşaların yargılanmaya başlandığı gün olarak tarihe geçti. 2.Ergenekon İddianamesi ile haklarında dava açılan emekli generaller hâkim karşısına çıktılar. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, Meclis’i ve hükümeti cebir ve şiddetle ortadan kaldırma ve görevini yapamaz hale getirmeye teşebbüs, devletin güvenliğine ait gizli bilgileri elde etme ve benzeri suçlardan yargılanmaya başladılar.
Ergenekon soruşturmasının ikinci yılında 2. İddianamenin sanıkları İstanbul 13.Ağır ceza mahkemesinde hâkim karşısına çıkarken aynı gün 3.İddianame de mahkemeye sunuldu.1454 sayfalık iddianamede 37’si tutuklu 52 şüpheli yer alıyor.
Ergenekon soruşturmasını siyasi muhaliflerini susturmak için iktidarın bir operasyonu olarak değerlendirip soruşturmayı sulandırmak isteyenler, savcıların iddianameleri ve ek klasörlerinde ortaya koydukları deliller karşısında mahcup oldular. El bombaları yakalandığında sayı ve nitelik olarak küçümseyerek ‘bunlarla mı darbe yapacaklarmış’ diyenler elde edilen bilgi ve belgeler doğrultusunda yapılan kazılarda ele geçirilen silah ve mühimmatları koyacak kılıf bulamadılar. Üçüncü iddianame Ergenekon’un bombaları, silah ve mühimmatları ile finans kaynaklarına da ışık tutuyor.
Ergenekon sanıklarının görev ve unvanları davanın önemini ve darbe hazırlığının ciddiyetini ortaya koyuyor. Jandarma Genel Komutanı emekli orgeneral başta olmak üzere, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı, Birinci Ordu Komutanı, Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili, Milli Güvenlik Kurulu eski genel sekreteri, Genelkurmay Başkanlığı eski adli müşaviri emekli orgeneral ve yine bazı emekli generaller ile emekli ve muvazzaf subaylar, sendika başkanları, bazı üniversite rektörleri.
Ergenekon’un yeniden yapılanma planı ışığında sanıkların görev unvanları değerlendirildiğinde darbe tehlikesinin hangi boyutlara ulaştığını görmemek için ya görme yeteneğine sahip olmamak ya da darbe planının bir parçası olmak gerekir. Darbelere karşı olduğunu, eski darbecilerin yargılanmasını isteyen bazı siyasilerin iş Ergenekon’a gelince avukatlık rolünü üstlenmeleri artık daha iyi anlaşılabilmektedir. Sözde hukuk devleti ve demokrasiden yana olan bazı siyasetçi, akademisyen, sivil ve askeri bürokrat ile bazı yüksek yargıçlar da niyetlerini saklayamaz hale geldiler.
Ergenekon soruşturmasına başından beri tavır alan ve şüpheli ve sanıkların adeta avukatlığını üstlenen sözde bir yargı kuruluşu var. Kısa adı YARSAV. Yargıçlar ve Savcılar Birliği isimli hukuki varlığı mahkemelik bir kuruluş. “Yargıya ikilik sokan birlik” olarak nitelenen bu dernek şimdi yargıya nifak sokmanın ötesinde, darbecilerin safında Ergenekon savcı ve hâkimlerini pasifize etmenin mücadelesini veriyor. Ergenekon soruşturmasında evi aranan bir üyesinin avukatı gibi arama sırasında hazır bulunan YARSAV Başkanı’nın sanık Mustafa Balbay’ın tutuklanması üzerine Cumhuriyet Gazetesine geçmiş olsun ziyaretinde bulunduğunu kamuoyu yakından biliyordu. Şimdi de Ergenekon sanığı Engin Aydın ile aynı masada fotoğrafları yayınlanınca büyük resim daha da netleşmeye başladı.
Üç üyesinin YARSAV üyesi olduğu ifade edilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bazı üyelerinin, yaz kararnamesiyle birlikte Ergenekon davasına bakan hakim ve savcıların görevden alınmasında ısrar etmeleri ayrı bir kriz sebebi oldu. Her yıl en geç temmuz ayı başlarında yayınlanan kararname geciktikçe sebebi de anlaşılmaya başladı. Meğer Ergenekon sanığı Engin Aydın’la işbirliği içinde olan sadece YARSAV Başkanı değilmiş. HSYK üyesi Ali Suat Ertosun’un da birlikte resimleri medyada yer alınca, Ergenekon savcılarının görevden alınma ısrarlarının gerçek sebebi gizlenemez hale geldi.
2009 Temmuzunda Türkiye fotoğraflarından bazı kareler böyle. Bir tarafta içinden çıktığı halkına tepeden bakan, halkını hor ve hakir gören, toplumu kendine göre yapılandırmayı ve vesayet rejiminin devamını özleyenler var. Amaçlarına ulaşabilmede demokratik yöntemlerden umutları olmadığı için darbe yapmayı amaçladıkları kesin. Darbe ortamını hazırlamak ilk hedefleri. Huzursuz, kaos ve kargaşanın zirve yaptığı bir ortam gerekli. ‘Netice vasıtaları mubah kılar’ anlayışıyla planlar yapılıyor, Alevi-Sünni, Kürt-Türk çatışması, sağ ve sol terör örgütlerine aynı kaynaktan silah verilip terör ve anarşinin yaygınlaştırılması korkunç planın ayrıntıları. Faili meçhul cinayetler, muhayyel düşmanlar, iftira ve tertiplerle cemaat, vakıf ve dernekler üzerine gidilip irtica tehlikesini gündemden düşürmemek.
Diğer tarafta suç işleyen kim olursa olsun, mevki, makam ve sıfatına bakmaksızın hukuk kuralları içinde mücadele veren hâkim ve savcılar. İddia olunan Ergenekon Terör Örgütü ve PKK’nın şehir yapılanması KCK ile mücadele eden, faili meçhullerin üzerine giderek görevleri gereği büyük riskleri üstlenen hakim ve savcılar şimdi de HSYK baskısı altındalar. Ergenekon yapılanmasının nerelere kadar uzandığı, yargılama sürecinde ortaya çıkarıldıkça, herkes bulunduğu yere dikkat edecek ve demokratik hukuk devleti olma yolunda daha olumlu adımlar atılabilecektir.