Hukukçular Derneği geleneksel iftar davetinde, üyelerini ve misafirlerini bu yıl Daruzziyafe’de buluşturdu. “Mahalle baskısı” ve “sivil anayasa” tartışmalarının öne çıktığı bir dönemde, çoğunluğunu hukukçuların oluşturduğu bu toplantıda, yeni anayasa çalışmalarının gündeme geleceği belliydi. TGTV Başkanı ve Hukukçular Derneği onursal Başkanı Necati Ceylan, Hukukçular Derneği eski başkanı Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’nın selamlama konuşmalarından sonra, Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Kamil Uğur Yaralı, demokratik gelişmelerin normal sivil bir anayasa yapmayı zorunlu hale getirdiğini, 22 Temmuzda ortaya çıkan temsil tablosunun da, sivil anayasa yapmaya elverişli olduğunu ifade ederek, yeni anayasa taslağında göz önünde bulundurulması gereken ilkeler ve teklifleri kısaca şöyle sıraladı;
“1982 Anayasası katılımcı bir ortamda hazırlanmamış ve demokratik sayılmayacak şartlarda halkoyuna sunulmuştur.”
“Üslup açısından son derece ağır ve bir tek cümleden oluşan ve Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeler yığınını içeren 1982 Anayasası başlangıç metni, otoriter bir devlet ideolojisi çağrıştırır biçimde düzenlenmiştir. Nitekim yargı organlarınca da böyle yorumlandığı olmuştur. Devleti soyut bir varlık olarak yücelten, ona ‘kutsal’ sıfatını ekleyen bir anlayışla, özgürlükçü ve çoğulcu bir demokratik düzenin bağdaştırılması imkansızdır.”
“Kurucu iktidarın asıl sahibi olan milletin ve onun temsilcilerinin özgür bırakılmalarında yarar vardır. İnsan aklının ve toplumların bu tür engellerden uzak tutulması, evrensel ve doğal değişim yasalarının mantıkî sonucudur. Hiçbir anayasa koyucu toplumun onlarca yıllık geleceğini ipotek altında tutma hakkına sahip olmamalıdır. ‘Cumhuriyetin sürekliliği’ dışında değişmez anayasa kuralı konulmasında yarar değil zarar vardır”
“Bu konuda asli kurucu organ yetkisini kullanan bir meclisin kendini bağımsız hissetmesi doğal ve gereklidir. Bu açıdan önerilebilecek ideal formül, yeni bir Anayasa hazırlama girişiminin başında, TBMM’nin bir anayasa değişikliği yaparak, değişmezlik hukukunu daha önceki Cumhuriyet Anayasalarında olduğu gibi ‘Cumhuriyet’ ilkesi ile sınırlı tutması olacaktır. TBMM’nin yeni bir anayasa taslağını oluşturma aşamasında kendisini ‘cumhuriyet hükümet şekli’nin değişmezliği dışında özgür ve bağımsız hissetmesi gerektiğine inanıyoruz.”
Dinleyiciler arasında, Başkan, anayasanın değiştirilemez maddelerini de sadece ‘Cumhuriyet sürekliliğine’ indirgedi. Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini de değiştirecekler diye eleştirenler endişelerinde haklı (!) galiba diyenler vardı. Başkan devam etti;
“Bugünkü TBMM bir “Kurucu Meclis” sıfatıyla seçilmiş olmadığı halde , yeni bir anayasa yapmaya yetkili “asli kurucu organ” yetkisi kullanabilir. Zaten bunun aksini düşünmek, anayasa yapıcılığı yetkisini yalnız kurucu meclislere ya da ihtilal sonrasının olağanüstü iktidarlarına tanımak olur ki; bu tarihsel gerçeklerle uzlaşmadığı gibi, şiddet yolunu önermek anlamına dahi gelir. Oysa, pek çok ülkede yeni anayasalar, normal zamanlarda ve olağan yasama meclisleri tarafından hazırlanabilmiştir.”
“Anayasa değişiklikleri yapmaya yetkili bir organın yeni bir anayasa yapma konusunda da yetkili olduğu hususunda kuşku yoktur.”
Yeni bir anayasayı “Kurucu Meclis” yapar, TBMM’i “Kurucu Meclis” değildir. “Kurucu Meclis” ya savaşlardan sonra oluşur, ya da ihtilallerden sonra. 22 Temmuz seçimleriyle oluşan TBMM’nin yeni anayasa yapma yetkisi de yoktur, diyenlere iyi bir cevap olarak değerlendirildi konuşmanın bu paragrafı. Başkan devam etti;
“Liberal demokratik rejimlerde devletin resmî bir ideolojisi olmaz. Yeni anayasanın ideolojik hükümlerden mümkün olduğu kadar arındırılması gerekir. Bu doğrultuda “Türk milliyetçiliği” ya da “Atatürk milliyetçiliği” şeklindeki ideolojik anlam verilebilecek kavramların anayasadan çıkarılarak bunun yerine hukuki bir deyim olan ‘milli’ sıfatının konulması isabetli olur.”
“Yine bu doğrultuda Cumhurbaşkanı ve milletvekili yeminlerinden ‘Atatürk ilkeleri ve inkılaplarına bağlılık’ vurgusunun çıkarılması gerekir.”
Dinleyiciler, Başkan hassas konulara değinmeye başladı. Tam da, ‘bunlar Atatürkçü değil, Atatürk’ü her yerden silmek istiyorlar, Atatürk’ü anayasadan çıkartmayız’ diyenleri doğrularcasına konuşuyor. Hassas konularda daha dikkatli olmak lazım derken, Başkan konuşmasına devamla;
“Bütün NATO ülkelerinde genelkurmay başkanı başbakana değil, milli savunma bakanına bağlıdır. Askeri makamların sivil otoriteye tabi olması gereğinin doğal sonucu olarak ‘Genelkurmay başkanı Milli Savunma Bakanına karşı sorumludur.’ ibaresinin anayasaya konulması gerekir.”
Misafirler, Başkan ne söylediğinin farkındadır inşallah. Başbakan’ın akademisyenlere hazırlattığı taslakta bile Genelkurmay Başkanı, Başbakan’a bağlı. Türkiye böyle bir değişikliği kaldırabilir mi? Mevcut konjektürde bu talep biraz fazla değil mi ? diye değerlendirmeler yaparken Başkan;
“Bu konuda söylenecek çok şey var ama bu akşam vakti konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Yalnız açıklamak istediğim çok önemli bir konu var. Dürüst ve ilkeli davranarak, bir intihal skandalına meydan vermek istemiyorum. Açıkladığım bu görüşler ve teklifler bana ait değil. Yanlış anlaşılmasın içeriğine katılmadığımı söylemiyorum. Ama bunlar Anayasa Hukuku profesörü bir ilim adamımızın görüşlerinden yaptığım alıntılar. Sizleri daha fazla merakta bırakmayayım. Tırnak içinde sizlere ifade ettiğim bu görüşler, Prof. Erdoğan Teziç’e ait.”
Sürpriz anayasa taslağını dönemin TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı’nın talebi üzerine hazırlamış. 1982 Anayasası’nı antidemokratik bulan Teziç ve 8 arkadaşı, bu talep üzerine işe koyularak, “Yeni Bir Anayasa İçin” adlı anayasa taslağını kaleme almış. Kısa sürede hazırlanan taslak, anayasa önerisi olarak TBMM Başkanlığı’na sunulmuş.
Uzun lafa gerek var mı bilmiyorum. “Sivil anayasa” çalışmalarına tepki gösteren, bu çalışmalara son verilsin çağrısında bulunan, başta YÖK Başkanı, Anayasa Hukuku hocası Sayın Erdoğan Teziç olmak üzere, diğer uzmanların TÜSİAD için hazırladıkları anayasa taslağı, genel ilkeleri itibariyle Sayın Ergün Özbudun başkanlığında hazırlanan taslaktan farklı değil. Hatta daha liberal ve demokratik ilkeler içeriyor. Ama gel gör ki, YÖK’ün bilimsellikten uzak anlayış ve yapılanışı en çok Başkanını etkilemiş görünüyor. Bilimsellik, özgür ve bağımsız düşünce, ilkeli duruş bir anda buharlaşmış. Siyasetçi olsalar izahı kolay. “Dün dündür bugün bugündür” siyasi anlayışına transfer olmuşlardır der geçeriz. Cumhurbaşkanı seçim sürecinde, Teziç’in görüş ve düşüncelerini siyasi arenada savunan Sayın Baykal’ın, “seçmeyin, seçtirmeyin, olmasın oldurmayın !..” feryatlarını siyaseten tutarlı olmasa da, anlayışla karşılamak mümkün. Ancak bilim adamlarının dün savundukları görüşler doğrultusunda bir anayasa hazırlanmasına bugün karşı olmalarının makul ve mantıklı bir cevabı olması gerekir.
Aksi halde millet soracaktır. Anayasa hazırlanmasında, “iktidarın asıl sahibi olan milletin ve onun temsilcilerinin özgür bırakılmalarında yarar vardır” görüşünüz, sadece sizin siyasi anlayışınızdakilerin iktidar olmaları şartına mı bağlıdır ? Değilse ve görüşlerinizde samimi ve tutarlı iseniz gelin uzlaşalım, sizin dediğiniz olsun.