Emekli Cumhurbaşkanı şimdi geçmişiyle hesaplaşıyor mudur, yaptıklarında vicdanı sızlayarak keşke dediği oluyor mudur, belki ilerde hatıralarından okuyacağız.

“Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz” demişti Süleyman Demirel. O zaman Başbakandı. Altı kere gidip yedi kere gelen Başbakan. Sonunda Cumhurbaşkanlığı sevdasına da kavuştu. Makamlarını, tırnak içinde özetlediğimiz anlayışına uygun olarak kullandı. “Devlet bazen rutin dışına çıkar” diyordu. Cumhurbaşkanlığı döneminde rutin dışına çıkmayı başarıyla (!) uyguladı. 28 Şubat döneminde TBMM çoğunluğuna aldırmadan Mesut Yılmaz’a “altın tepside iktidar” koltuğunu sundu.

Politik vasıtaları ‘derin amaçlar’ için çok iyi kullandığında hiç şüphe olmayan Demirel, inanan insanları istismarda rakipsizdi. “Çoban Sülü” ve “Nurlu Süleyman” lakaplarından rahatsızlık duysa da hissettirmemeyi başarıyordu. İnançlı kesim onun için bulunmaz oy deposuydu. 27 Mayıs kanlı darbesinin etkilerini üzerinden atmak isteyen millet, “benim vatandaşım göğsünü gererek ben müslümanım diyebilecektir” sözüne safiyane inanmıştı. Bazı cemaatler takke, tesbih ve Kur’an’dan ayrı düşünmedikleri Demirel’i dergilerinde kapak yaparken, miting meydanlarında bayrağa sarılmış Kur’an’ı öperek halkı selamlayan politika cambazını özü sözü bir zannederek peşinden koştular.

Üniversite yıllarımızda, gençliği sağcı-solcu, ilerici-gerici, milliyetçi-komünist diye ayırarak, polisinden öğretmenine kadar kamplara bölüp çatıştırmak suretiyle, darbe için “ortamın olgunlaşmasını” bekleyenlerin 12 Eylül askeri darbesiyle Zincirbozan’a gönderdikleri Demirel hangi Demirel’di hala merakımı giderebilmiş değilim. “13 Eylül günü ne değişti de akan kan bir günde durdu” haklı sorusunu soran Demirel mi? Devletin “ali menfaatleri için rutin dışına çıkabileceğine” cevaz veren ve sandıktan yönetimi alamayanlara asker desteğiyle altın tepside iktidar sunan mı? 12 Eylül darbesini eleştirirken, 28 Şubat postmodern darbesinin mimarlığını yapan mı?
Emekli Cumhurbaşkanı şimdi geçmişiyle hesaplaşıyor mudur, yaptıklarında vicdanı sızlayarak keşke dediği oluyor mudur, belki ilerde hatıralarından okuyacağız. Ama şimdilik pişmanlık duyduğu, nedamet gösterdiği izlenimi veren, geçmişiyle hesaplaşmaya yönelik bir tavır sergilemediğini görüyoruz. Bundan sonra Demirel’in söyleyeceklerine itibar etmek için en önemli test, bilinen ve bilinmeyen icraatlarına özeleştiri getirerek eğrileri ve doğruları anlatması olacaktır. Demokratikleşme sürecinde önemli adımların atıldığı, askeri vesayetten kurtulma yolunda TBMM’nin iradesini ortaya koyduğu bu günlerde, hataları, yanlışları, baskıları, dayatmaları anlatarak hukuk ve demokrasi mücadelesine katkıda bulunması hala mümkün. Böyle erdemli bir davranış, ‘olduğu gibi görünmeyen, göründüğü gibi olmayan’ Demirel’i, bu alamet-i farikasıyla tanınan sınıfın dışına çıkarabilir.
Yanlışları itiraf zor olabilir ama tarihe geçer. Hatırlarsanız Sayın Turgut Özal, Cezayir gezisine giderken Cezayir’in bağımsızlık savaşında Türkiye’nin takındığı tavrın yanlışlığına vurgu yaparak özür dilemişti. Bazı emekli komutanlar 12 Eylül öncesi akan kanda kendilerinin de vebali olduğunu, sağda ve solda gençlerin eline silah tutuşturduklarını, çok haksızlık ve hukuksuzluk yaptıklarını itiraf ettiler. Brifingler ile yola getiremedikleri hakimlerin lojmanları yakınına birkaç bomba attırarak korkuttuklarını söylediler. Bazı itirafçılar şimdilerde JITEM, BÇG ve CÇG gibi yapılanmalarla yaptıkları illegal eylemleri anlatma cesaretini gösteriyor. Geçmişleriyle yüzleşiyorlar bir anlamda. Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de bakan olarak bir ilki yaptı ve cezaevinde bir tutuklunun işkence sonucu öldürülmesinden dolayı devlet adına özür diledi.
Bu itiraflar, özürler, geçmişiyle hesaplaşmalar elbette ki farklı nitelikler taşıyor. Kimi şecaat arz ederken sirkatini söyleme türünden. Ama insan onuruna yakışan yalnız hukukun egemen olacağı bir yönetime ulaşma yolunda hepsinden alınması gereken dersler var. Geçmiş günahlarını itiraf edip nedamet duyduğunu itiraf etmeden geleceğe yönelik ortaya konulan niyetlere itibar etmek oldukça zor.

Yakın tarihi hukuka ve demokrasiye vurulan darbelerle anılan ülkemizde, darbeci askerlere sivil yargı yolunu açan yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği bu günlerde herkesin geçmişiyle hesaplaşarak geleceğe yönelik kararlarını açıklaması gerekiyor. Yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurarak CHP tutumunu net olarak ortaya koydu. Darbelerin asker için bir disiplin suçu oluşturacağını ve askeri mahkemelerde yargılanması gerektiğini savunarak yanlışlarıyla yüzleşmeyi düşünmediğini ortaya koydu. MHP sözcülerinin bir kısmının bu konuda CHP ile aynı düşündüklerini ifade etmeleri ise hayret verici. Bu tavrı ile MHP, geçmişiyle hesaplaşmaktan alıkoyan bilinmeyen bağlantıları mı var sorularına muhatap olacak gibi görünüyor.

Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarıyla üst düzey generallerin görevleriyle ilgili suçlarından dolayı yargılanmalarında ‘tereddütleri giderecek’ düzenlemeler tartışılırken bakalım TSK da, geçmişiyle yüzleşip hatalarını ve yanlışlarını itiraf ve halkımızdan özür dileme erdemini gösterebilecek mi? Bu gerçekleşebildiği takdirde demokrasi ve hukuka bağlılık sözleri daha anlamlı hale gelecektir.

Cevap Yazın

Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>