29 Mart yerel seçimlerine dört gün kala  Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının helikopter kazasında hayatlarını kaybetmeleri,  kaza mahalline uzun süre ulaşılamaması, cezaevinde kaleme aldığı “beton çok soğuk üşüyorum” şiirini kendi sesinden dinlerken Kahramanmaraş’ın karlı dağlarında cansız bedenine ulaşılması, gazeteci İsmail Güneş’in “burası çok soğuk donuyorum hala bulamadınız mı” çığlıkları bu seçimle birlikte tarihe geçti. Kaza mı suikast mı olduğu tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor. Bu vesileyle Merhum Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, yüzde bir oy oranına rağmen yüzde doksandokuzun gönlünü alarak, dualarıyla “Sonsuzluğun Sahibine” kavuşan bu güzel insanın dava arkadaşlarına ve sevenlerine sabrı cemil niyaz ediyorum.

Yazıcıoğlu’nun bu kadar sevilmesinde, inançlı oluşu, inandığı değerleri yaşama ve koruma uğrunda dik duruşu, hiçbir siyasi rüşveti kabul etmeden doğru bildiği yolda ilkeli yürüyüşü, güler yüzlü ve merhametli oluşu yanında “ben” değil  “biz” anlayışını prensip edinmesi gösterilebilir.

Nahak yere tutuklanmasına ve önemli bir kısmı hücrede olmak üzere yedibuçuk yıl  cezaevinde kalmasına rağmen, kadere iman teslimiyeti ile isyan ve intikam yerine, gençliğin maşa olarak kullanılmasına engel olacak açıklamalarını kendi hayat tecrübeleriyle birlikte anlattı. Daha anlatacakları vardı. Seçimlerden sonra önemli açıklamalarda bulunacağını söylemişti. Neler açıklayacaktı bilemiyorum ama yaşadıklarından hareketle tahmin etmenin zor olmadığını söyleyebiliriz.

28 Şubat döneminde kendinse teklif edilen siyasi rüşvet karşılığında vesayet altında bir demokrasi ve o demokrasi içinde oluşturulacak siyasal iktidarın parçası olma teklifini kimlerin ve nasıl yaptıklarını mı anlatacaktı acaba diyorum. Belki  28 Şubat postmodern darbesiyle alaşağı edilen siyasal iktidarın büyük ortağının yeni ismi Fazilet Partisi, Hasan Celal Güzel’in Genel Başkanı olduğu Yeniden Doğuş Partisi ve Büyük Birlik Partisinin oluşturmaya çalıştığı ittifakı kimlerin nasıl önlediğini  anlatacaktı. Belki de, Karadayı’nın ses kasetleriyle gündeme gelen Mesut Yılmaz’a ‘altın tepside sunulan iktidar’ın oluşumunun perdesini aralayarak önemli ipuçları verecekti.

“Ben namlusu milletime dönük tankı selamlamam”  ve “Türkiye Cezayir olmayacak, İran olmayacak ama asla Suriye de olmayacak” çıkışlarıyla askeri vesayet altında demokrasi, postallı demokrasi istemediğini o dönemde yiğitçe haykırdığı için BÇG ve JİTEM gibi illegal yapılanmaların organizesi ile hakkında suç duyurularında bulunularak defteri dürülmek istenmişti. Bütün bunları düşününce ölümünü ilk ve son defa bindiği helikopterin normal bir kazası ile izahta zorlanıyorum. Araştırma ve soruşturmalarla tam olarak aydınlatılabileceğine de inanamıyorum.

Yazıcıoğlu’nun 1998′lerde sergilediği dik duruşu, 28 Şubat kararlarının bir benzerinin 27 Nisan 2007′de  tekrarlanması üzerine Ak Parti hükümetinin verdiği cevapta gördük. Darbeler ve muhtıralar karşısında şapkasını alıp gitme geleneğine son veren, Anayasa ve yasalar çerçevesinde herkese ve her kuruma yetki ve sorumluluklarını hatırlatan, Genelkurmay Başkanlığının Başbakanlığa karşı sorumlu olduğunu vurgulayan 28 Nisan 2007 Hükümet Bildirisi hukukun ve demokrasinin yerleşmesi yolunda önemli bir dönüm noktası olarak tarihe geçti.

İkinci Ergenekon iddianamesinde darbe teşebbüslerinin belgeleriyle ortaya konulmasıyla ne çetin bir süreçten geçildiği daha iyi anlaşılmış oluyor. İşte böyle bir dönemde hukuktan, demokrasiden yana tavrını ve dik duruşunu gösteren, Cumhuriyet ve niteliklerinin en iyi şekilde demokrasi içinde korunabileceğini ifade eden Ak Parti iktidarını millet 22 Temmuz seçimlerinde ödüllendirdi. 21 Ekim referandumunda da desteğini pekiştirerek gösterdi.

2003 yılında başlayıp günümüze kadar devam eden ve hala devam etmekte olduğu Ergenekon soruşturmasıyla gün yüzüne çıkan darbe teşebbüsleri, Ak Parti hakkında açılan kapatma davası, demokratik sivil yeni bir anayasa çalışmalarını engellemede maalesef başarılı oldu. Yüksek mahkemelerin takındıkları tavır, özellikle Anayasa Mahkemesinin yetki gaspıyla, 10 ve 42.madde değişikliklerinin iptali yönünde verdiği siyasi kararlar karşısında, halk demokrasinin ve gelişmenin önündeki engelleri daha iyi anlamaya başlamışken Ak Parti iktidarının daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük demesi gerekiyordu. Ortak aklın öncülüğünde politikalar üretilmeliydi. Ak Parti yönetiminin bu noktada en ciddi hatası “biz” yerine “ben” söylemlerini tercih etmesi odu.

29 Mart seçim sürecinde Başbakan Erdoğan’ın şimdiye kadar önemsediği ortak akıl politikalarından uzaklaşması, temsil ettiği değerlerle asla örtüşmeyen benmerkezci söylemleri tercih etmesini halkın onaylamadığı görülmüş oldu. Davos’ta zalime ve mütekebbire karşı sergilediği onurlu duruş ne derecede alkış almışsa, iç politikada tevazudan uzaklaşma ve gurura kapılma anlamı taşıyan her söz ve davranışı da aynı derecede tenkit aldı. Sandıktan ders alma adına söylenecek çok şey olabilir ama işin özü ben değil biz demesi gerektiğidir.

Etiketler:

Cevap Yazın

Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>