<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Reşat Petek &#187; Makale</title>
	<atom:link href="http://www.resatpetek.net/category/makale/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.resatpetek.net</link>
	<description>Av. Reşat Petek Kişisel Web Sayfası</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Jan 2012 23:21:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Terörle Mücadelede Yeni Dönem: Kandil’e Mesaj İletmek Avukatın Görevi mi?</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/terorle-mucadelede-yeni-donem-kandil%e2%80%99e-mesaj-iletmek-avukatin-gorevi-mi</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/terorle-mucadelede-yeni-donem-kandil%e2%80%99e-mesaj-iletmek-avukatin-gorevi-mi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 14:25:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1144</guid>
		<description><![CDATA[[AnalitikBakış] Sanırım dikkatinizden kaçmıyordur. Halkımız terörle mücadelenin topyekün sürdürülmesinden yana tavrını ortaya koyuyor. Terör örgütü ile mücadele politikalarına destek veriyor. PKK ile mücadelenin yeni bir döneme girdiğini söylüyoruz. Her ne kadar bazı yazarlar doksanlı yıllara dönüş olarak yorumlasalar da konuyu hassasiyetle takip edenler işin öyle olmadığının farkındalar. Terörle mücadelede yeni bir döneme girildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=35848">[AnalitikBakış</a>]</p>
<p><a href="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/petek-300x282.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-603" title="petek-300x282" src="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/petek-300x282.jpg" alt="" width="230" height="216" /></a>Sanırım dikkatinizden kaçmıyordur. Halkımız terörle mücadelenin topyekün sürdürülmesinden yana tavrını ortaya koyuyor. Terör örgütü ile mücadele politikalarına destek veriyor.</p>
<div align="justify">PKK ile mücadelenin yeni bir döneme girdiğini söylüyoruz. Her ne kadar bazı yazarlar doksanlı yıllara dönüş olarak yorumlasalar da konuyu hassasiyetle takip edenler işin öyle olmadığının farkındalar. Terörle mücadelede yeni bir döneme girildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Yeni dönemden söz etmek öyle kolay olmadı. Yeni dönem için yeni Türkiye ve yeni Ankara politikalarının devreye sokulması gerekiyordu. Halkın iradesi ile tamamen bütünleşmiş denilemese de bütünleşme yolunda çok önemli adımların atıldığı yeni Türkiye.</div>
<div align="justify"></div>
<div align="justify">Sanırım dikkatinizden kaçmıyordur. Halkımız terörle mücadelenin topyekün sürdürülmesinden yana tavrını ortaya koyuyor. Terör örgütü ile mücadele politikalarına destek veriyor. Bu konuda en önemli desteğin son dönemde Kürt kökenli vatandaşlarımızdan geldiğini de görüyoruz. Bölücü terör örgütünün son saldırılarında Kürt vatandaşlarımızın katledilmesi, Kürtçe ağıtların yükseldiği evlere Türk Bayrağının asılması, cenazeleri istismar etmek isteyen PKK ve bağlantılı örgütlere cenazelerin verilmemesi, ‘benim için öldürme’ kampanyaları, kepenk kapattırma tehditlerine karşı duruşlar v.s teröre karşı halkın daha geniş tabanlı bir tepki gösterdiğini ortaya koyuyor.</div>
<div align="justify"></div>
<div align="justify">Teörle mücadelede eski politikalara dönülmediğinin bir göstergesi olarak, karar meciinin, sevk ve idarenin siyasi otoritede olduğunu söyleyebiliriz. Siyasi otoritenin aldığı kararların istihbarat birimleri ve güvenlik kuvvetlerince koordineli olarak sürdürülmesi de önemli unsur. Mücadelenin hukuk içinde sürdürülmesi, keyfiliğe ve dağınıklığa meydan verilmemesi de başarıya ulaşılmasındaki en önemli faktör. Güvenlik ve özgürlük dengesinin göz önünde bulundurulması, demokratikleşme adımlarında aksamalar olsa da geri adım atılmayacağının en yetkili ağızlardan ilan edilmesi, terör örgütünün tabanında çözülmeleri sağlıyor.</div>
<div align="justify"></div>
<div align="justify">Olumlu olarak gördüğümüz bu gelişmeler çözümün siyasette olduğunu, silahla, kanla, öldürme ile Kürt sorununa çözüm bulunamayacağı gerçeğini ortaya koyup soruna çözüm arayan siyasiler ve aydınlar nezdinde bir konsensüs sağlarken; Bölücü Terör Örgütü ve destekçilerini telaşlandırmaktadır. PKK aldığı tepkiler karşısında bazı eylemlerini farklı isimlerdeki yan kuruluşlarına üstlenme görevi verse de, PKK, KCK, HPG ve TAK gibi isimler altında yapılan eylemlerin terör olduğu ve Kürt sorunun çözümüne hizmet etmediği gerçeğini gizleyememektedir. Kürt sorununu çözme kararlılığındaki yeni Ankara’nın inkar ve assimile politikalarını reddetmesi, kardeşlik ve eşit vatandaşlık ilkeleriyle Kürt kökenli vatandaşlarını kucaklaması BTÖ ve yandaşlarını farklı politikalar geliştirmeye yöneltti. Bu doğrultuda KCK operasyonları ve tutuklamaları, Ak Parti karşıtlarına karşı yürütülen siyasi operasyonlar olarak gösterip, düşünce ve ifade özgürlüğünün kalmadığı yorumlarıyla desteklemeye çalışıyorlar. Son KCK operasyonlarında bazı avukatları gözaltına alınıp tutuklanması da aynı bağlamda değerlendirildi. BTÖ’nün propaganda ağına takılanlar da avukatların tutuklanmasını protestoda örgüt bağlantılarını, silah talimlerini, suça iştiraki, yardım ve yataklığı görmezden geldiler.</div>
<div align="justify"></div>
<div align="justify"><span id="more-1144"></span></div>
<div align="justify">Burada KCK gerçeği iyi bilinmeden son tutuklamaların doğru değerlendirilemeyeceğinin altını çizmek gerekir. KCK’yi anlamak için de, internet üzerinden herkesin kolayca ulaşabileceği KCK sözleşmesini dikkatinize sunmak istiyorum. Bu sözleşme bri nevi alternatif devlet yapılanmasının anayasası mahiyetinde. KCK vatandaşlığından söz ediliyor. Vatandaşlığa nasıl girilir, nasıl çıkılır düzenlemelerinden başlayarak Abdullah Öcalan önderliğinde kurulacak Kürdistan Demokratik Toplum Konfedralizmi düzenleniyor. En yüksek karar organı olarak Kürdistan Halk Meclisi ve altında Kongra Gel yapılanması, Yürütme Konseyi, İdari Adalet Divanı, Halk Mahkemeleri, Yüksek seçim Kurulu vs. kurum ve kuruluşlardan oluşan devlet içinde devlet yapılanması.</div>
<div align="justify"></div>
<div align="justify">KCK’nın Eyalet- Bölge Örgütlenmesi, şehir kasaba ve mahalle örgütlenmeleri, köy ve soka örgütlenmeleri, yargı, Halk Özgürlük Mahkemesi, idari mahkemeler anlatıldıktan sonra dokuzuncu bölümde Meşru Savunma Yükümlülüğü başlığını taşıyan kısım oldukça ilginç. Bu bölümde; ‘herkes meşru savunma için hazırlıklı olmakla ve meşru savunma çalışmalarını desteklemekle yükümlü’ denildikten sonra herkesi ‘..meşru savunmayı gerektirecek değişik haller oluştuğunda koşulların gerektirdiği direniş mücadelesine girmekle yükümlü’ tutumaktadır. Kongra Gel Genel Kurulunun 17 Mayıs 2005 tarihli oturumunda kabul edildiği ifade edilen bu sözleşme ile KCK yurttaşları aynı zamanda direniş eylemlerinde bulunacak birer militan olacaklar.</div>
<div align="justify"></div>
<div align="justify">Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın silahlı bir örgüt olarak tanımladığı, alternatif devlet örgütlenmesi olan bu yapılanmaya karşı devletin yaptığı operasyonlarla yakalananların yargı makamlarına teslim edilmesinden ve aleyhlerinde kuvvetli delil bulunanların tutuklanmasından daha tabii ne olabilir? Hangi devlet kendi coğrafyasınad siyasi organlarından silahlı gücüne kadar alternatif bir devlet yapılanmasına müsade eder? Tanımlanan yapısıyla KCK’nın siyasi, kültürel çalışma yapan bir örgüt olduğu ve KCK mensuplarının tutuklanmasının ifade hürriyetine vurulan bir darbe olduğu nasıl söylenebilir?</div>
<div align="justify"></div>
<div align="justify">Bu bağlamda tutuklanan baı şüphelilerin avukat olmaları da sonucu değiştirmeyecektir. Soruşturmayı yürüten savcılığın yaptığı açıklamada şüpheli avukatların avukatlık göreviyle ilgili bir suçtan soruşturulmadıkları, KCK terör örgütü üyeliği veya Kandil’e talimatlar götürerek yardım ve yataklıkla suça iştirak etmekten tutuklandıkları belirtilmektedir. Kaldı ki, hukuk çerçevesinde savunma hakları, itiraz haklarını kullanma imkanları elbette vardır ve olacaktır. Gerek avukatlara gerek diğer şüphelilere yönelik soruşturmaların hukuk içinde hukukla sınırlı olarak yapılması asıldır. Bu noktada hukuk ihlalleri söz konusu olursa, yazımızın başında değindiğimiz güvenlik/özgürlük dengesini esas alan politikalara aykırı davranılmış olur ki, toplumdan destek görmez. Türk-Kürt ayrımı yapmaksızın çoğunluğun benimsediğini düşündüğüm kanaatim şudur; Silahlı mücadele ile terör örgütünün netice alması imkansızdır. Buna devlet de, millet de müsade etmez. Temel hak ve özgürlüklerde iyileştirme, demokratikleşme devam etmelidir. Ama terörle, silahla, masum insanlara saldırmakla netice almak isteyenlerle anlayacakları şekilde mücadele edilmelidir. Devletin en önemli görevi vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/terorle-mucadelede-yeni-donem-kandil%e2%80%99e-mesaj-iletmek-avukatin-gorevi-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deprem, Terör ve Ötesi</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/deprem-teror-ve-otesi</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/deprem-teror-ve-otesi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 11:40:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1136</guid>
		<description><![CDATA[[HukukiHaber.net] Türkiye terörle mücadelede devletin bütün kurumları ile uyumlu hareket ederek yeni bir safhada iken geçtiğimiz hafta Van depremi ile sarsıldı. Gündüz vakti  7.2 şiddetindeki deprem Erciş başta olmak üzere Van merkez ve köylerinde ciddi hasar ve can kaybına neden oldu.Bu vesile ile hayatını kaybedenlere allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum. Deprem nedeni ile göçük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hukukihaber.net/deprem-teror-ve-otesi-makale,2286.html">[HukukiHaber.net]</a></p>
<p><a href="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/Reat_Petek.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1070" title="Resat_Petek" src="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/Reat_Petek.jpg" alt="" width="138" height="190" /></a>Türkiye terörle mücadelede devletin bütün kurumları ile uyumlu hareket ederek yeni bir safhada iken geçtiğimiz hafta Van depremi ile sarsıldı. Gündüz vakti  7.2 şiddetindeki deprem Erciş başta olmak üzere Van merkez ve köylerinde ciddi hasar ve can kaybına neden oldu.Bu vesile ile hayatını kaybedenlere allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum. Deprem nedeni ile göçük altında kalanların kurtarılması ve deprem mağdurlarını iaşe ve ibade için halkımızın gösterdiği birlik beraberlik yardımlaşma ve mağdurun elinden tutma hasletleri  öne çıkıp yüreğimizi ferahlatırken 600 dolayında can kaybına milletçe üzüldük, yüreğimiz yandı. Depremde hayatını kaybedenlerin her birinin ayrı hikayesi ile birlikte yardıma koşanların da fedakarlıkları oldukça ibret verici idi.</p>
<p>Tabi afet olarak deprem, ülkemizin pek çok bölgesinde beklenen bir olay. Fay hatları üzerinde olan bölgelerimiz ve sıklıkla meydana gelen depremler konunun uzmanlarınca yeni depremlerin habercisi olarak yorumlanıyor. Halk böyle olmasına rağmen, depremlerde can ve mal kaybının asgari düzeye indirilmesi için yeterli hazırlığın yapıldığını söylememiz mümkün değil. Deprem bölgesi dikkatle incelendiğinde sapasağlam ayakta olan binaların hemen yanında aynı hat üzerinde yerle bir olmuş binaların bulunması bize bir gerçeği gösteriyor: Zayiatlar depremden değil depreme dayanıksız inşa edilen binalardan kaynaklanıyor. Yani yapılan binalarda teknik şartnamelerine uyulmaması ve ucuza mal etmek için malzemeden yapılan hırsızlık temel sorunu oluşturuyor. Kısacası enkaz altında kalan yüreğimizi yakan canlarla birlikte iş ahlakı. Kanuna, yapı denetim örgütlerine rağmen, uygulamanın hakkıyla yapılamamış olmasının temel sebebi ahlaki çöküntü olduğu anlaşılıyor. Önce ahlak çöküyor. Sonra iş ahlakının çöküntüleri üzerine inşa edilen binalar çöküyor.</p>
<p>Depremde yaşanan ikinci bir olumsuzluk yardımların dağıtım ve organizasyonunda görüldü. Afetin büyüklüğü, yağmur ve soğuğun aniden bastırması sebebi ile barınma sorununda ortaya çıkan aciliyetin sebep olduğu kargaşayı bir yere kadar anlamak mümkün. Ama kardeşlerinin acısını hissedip acılarına merhem olabilmek adına toplanan yardımları götüren tırların, kamyonların yolda yağmalanması anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir durum değil. Diğer yandan depremin terörün etkin olduğu bir bölgede meydana gelmiş olması da beraberinde başka sorunlar getirdi. Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) depremde insanların acıları üzerine propaganda ve eylem yapmaktan geri durmayan acımasız ve gayri insani yüzünü bir kez daha gösterdi. ’’Yardımı al ama kameralara yardım gelmiyor diyeceksin’’ şeklinde depremzedelere yapılan baskı ve telkinler, diğer yandan kadın canlı bombanın bir oyuncakçı dükkânı önünde bombayı infilak ettirmesiyle üç kişiyi öldürmesi, Osmaniye de iki polis memurunun BTÖ militanlarınca şehit edilmesi terörün hiçbir insani kaygı taşımadan her hal ve ortamda saldırılarını sürdürdüğünü gösterdi.</p>
<p>Yurtiçi ve yurtdışından kardeşlik köprülerinin oluşturulup depremin yaraları sarılmaya çalışılırken BTÖ’ nün istismar ve caniyane saldırılarının devam etmesi Kürt meselesi, Güneydoğu sorunu, Doğu sorunu gibi kavram ve sözcüklerin arkasına saklanacak bir mesele olmadığı, Kürt sorunu değil bütün Türkiye ile birlikte Kürtlerinde bir BTÖ sorunu olduğunu tescillemiş oldu. Deprem üzerine insani duyguları, kardeşliği, yardımlaşmayı, merhameti, dayanışmayı öne çıkaran değerlendirmelere ve bu duyguları yerinde fiiliyata dönüştüren ve fedakarca çalışan herkese teşekkür etmek bir borcumuzdur. Depremin yaraları sarılırken bile kardeşliğimizi yok etmeye, birliğimizi parçalamaya yönelik yaklaşımları ise lanetlememiz gerekiyor.</p>
<p><span id="more-1136"></span>Deprem sonrasında yaraların sarılması için oluşturulan yardım kampanyaları, üşüyen depremzedeleri daha iyi hissetmek için soğukta sabahlayarak yardımları organize edenlerin duyarlılığı millet olmanın bir gereğidir. Depremin acıları üzerine istismar ve terör eylemlerine devam etmek ise Kürt kökenli vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükleri ile örtüşmeyen, artı bir değer kazandırmayan, insani bir kaygı taşımayan davranışlar olarak ancak terör örgütlerinin yapabilecekleri bir eylem biçimi olduğu bir kez daha görülmüştür.</p>
<p>Üniversitede okuyan Kürt kızlarını katleden terör örgütünün, ‘polis sandık’ şeklindeki özrü kabahatından büyük açıklamalarından sonra, canlı bomba kadın teröristin biri çocuk üç kişiyi öldürmesi üzerine aynı pişkinlikle, yanlış noktada bomba patladı yolundaki açıklamaları, BTÖ’nün bölge insanının deprem acılarına aldırmakssızın etnik köken, din, kadın, erkek, çocuk, bebek, kadın, kız ayırt etmeden ve haksız yere saldırılarını sürdürdüğünü göstermiştir.</p>
<p>Gelinen noktada, insan olmayı ve insan onurunu üstün tutan, etnik milliyetçiliği kabul etmeyen herkesin, Kürt meselesinde siyasi müzakerelerle çözüm araması gerekir. Silahlı mücadele ile siyasi mücadelenin kesin hatlarla birbirinden ayrılması şarttır. Sırtını silahlı terör örgütüne dayayarak, terör örgütünün yarattığı tehdit, yıldırma ve korkudan beslenerek yapılan ve yapılacak olan faaliyetler bir siyasi parti adıyla da yapılsa, siyasi faaliyet değil, terörün parçası, mütemmim cüzü olarak değerlendirilecektir. Hukuk tetiği çeken el ile, ‘siyaseten söylediklerimiz olmazsa tetiği çekin’ talimatı verenleri, azmettirme, teşvik, tahrik kapsamında birlikte değerlendirecektir.</p>
<p>Gün silahları susturup sorunlara müzakerelerle çözüm bulma günüdür. Geçmişte olduğu gibi, Kürtlere yönelik inkar ve asimile politikalarını sürdüren, haksız uygulamaları devletin sialhlı  gücüyle bastıran, hukuk tanımayan bir siyasi iktidar yoktur. Açıkça ‘terörle mücadele siyasetle müzakere’ diyen, temel hak ve özgürlükler konusunda eşitliği temel ilke kabul eden yaklaşım karşısında, BTÖ’nün niyetinin üzüm yemek olmadığı açıktır. Bu nedenle ‘savaşan iki taraf’ değerlendirmeleri olayı terör örgütü lehine çarpıtmadan başka bir şey değildir. BTÖ’nün saldırısı, tecavüzü ve katliamları karşısında devletin meşru müdafaaası, görevini yapması söz konusudur.</p>
<p>Barış isteyenler müzakere masasına silahla oturamayacağı gibi, masa altına sakladıkları silahları çıkarma tehdidiyle de bir yere varamazlar.Yeni anayasa ile sorunlara köklü çözüm getirme sürecine girilmişken BTÖ’nün saldırılarına hız vermesi, terörün beslendiği kaynakların tamamen kuruyacağı endişesinden değilse nedir? Barış isteyen terörü ve BTÖ’nün saldırılarını telin ederek samimiyetini ortaya koymalıdır. Ötesi samimiyetsizlik ve terörle aynı safta yer almaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/deprem-teror-ve-otesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sözün Başladığı Yer</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/sozun-basladigi-yer</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/sozun-basladigi-yer#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 11:49:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1141</guid>
		<description><![CDATA[[HukukiHaber.net] Bölücü Terör Örgütünün (BTÖ) hain saldırıları sonucu 5 polis ve  24 askerimizin şehit edilmesi  yüreklerimizi dağladı. Daha bir hafta öncesi genç kızları, hamile kadınları ve bebekleri hunharca katledenler bir de utanmadan polis sandık diyerek özrü kabahatinden büyük açıklama yaparak nabızları yükseltmişken şimdi de 29 şehit. Sekiz ayrı noktaya eş zamanlı saldırı düzenleyen BTÖ’nün bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hukukihaber.net/sozun-basladigi-yer--makale,2262.html">[HukukiHaber.net]</a></p>
<p><a href="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/Reat_Petek.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1070" title="Resat_Petek" src="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/Reat_Petek.jpg" alt="" width="138" height="190" /></a>Bölücü Terör Örgütünün (BTÖ) hain saldırıları sonucu 5 polis ve  24 askerimizin şehit edilmesi  yüreklerimizi dağladı. Daha bir hafta öncesi genç kızları, hamile kadınları ve bebekleri hunharca katledenler bir de utanmadan polis sandık diyerek özrü kabahatinden büyük açıklama yaparak nabızları yükseltmişken şimdi de 29 şehit. Sekiz ayrı noktaya eş zamanlı saldırı düzenleyen BTÖ’nün bu son saldırıları karşısında haklı olarak öfke kabarmakta, tansiyon artmakta ve ‘artık yeter’ sesleri yükselmektedir.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, intikamın alınacağını ifade ederken Başbakan Erdoğan, halka itidal çağrısı yaptı. Ancak Başbakan da teröre destek verenlerin devletin nefesini üzerlerinde hissedeceklerini ve BTÖ ile sonuna kadar mücadele edileceğini, asla boyun eğmeyeceklerini bir kez daha tekrarladı. Olaydan hemen sonra Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının bölgeye gitmeleri ve PKK kamplarının imhasına yönelik kara harekâtının başlatılmış olması ise kabaran öfke dalgasını sakinleştirmeye yetmedi.<br />
Üst üste gelen saldırılar, şehit sayısının fazlalığı pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Herkes nerede istihbarat diye soruyor? 250 dolayında terörist sınırdan geçip, katırlarla ağır silahlarını naklederken heronlar neredeydi? Saldırı başlayıncaya kadar hiç mi haberiniz olmadı? Dağlıca eski komutanı  Yarbay Onur Dirik’in şok itiraflarının gündeme bomba gibi düştüğü bir zamanda, yine ihanet mi var soruları da gündemdeki yerini koruyor.</p>
<p>Hükümetin tavrı, BDP dışındaki siyasal partilerin ortak görüşü, medyadaki çoğunluğun kanaati, Tezkerenin gereğinin yapılması, sınır ötesi hava harekâtıyla yetinilmeyip kara harekâtı başlatılması ve BTÖ’nün kökünün bu yolla kazınması. Mücadelede sonuna kadar gidilmesi. Sönen ocakların, yetim kalan yavruların, dul kalan eşlerin, gözü yaşlı anaların babaların feryatları arasında dudaklardan dökülen ortak cümle; ‘sözün bittiği yerdeyiz’ oluyor.</p>
<p>Elinde silahla gelene, bomba atana, roketatarla saldırana, sivil asker demeden kurşun yağdırana, bir polis öldürmek için 50 sivili öldürmeyi meşru görene gül sunulacak değil Silaha silahla karşılık verilecek elbette. Evrensel hukukun bireyler için bir hak olarak tanımladığı meşru müdafaa devletler için de geçerli. Devlet bütün vatandaşlarının, hatta coğrafyasında yaşayan bütün insanların can ve mal güvenliğini korumakla sorumlu. Bu sorumluluğunu yerine getirirken hukuka, insan haklarına riayet edecek.</p>
<p>Yakaladığı teröristi adalete teslim edecek. Ama silahla saldırana karşı da orantılı güç kullanacak, silah kullanacaktır. Bu devletin hem hakkı hem de vazifesidir.</p>
<p>Ancak unutmamak gerekir ki, terör örgütü kargaşa oluşturmak, kardeş kavgası çıkarmak istemektedir. Bunun karşısında itidalli davranmak, provokasyonlara alet olmamak gerekir. Terör protesto edilmeli ancak İstiklal Caddesinde olduğu gibi, dükkanında bayrak asılı olmayan esnafa saldırıya dönüşürse; falan yerde PKK bayrağı asılmış gibi provoke amaçlı fısıltılar üzerine güvenlik birimlerine işi havale etmek yerine o yerlere saldırıya dönüşürse, bütün hatalarına ve duruşlarındaki yanlışlara rağmen siyaset içinde yer alan ve siyasi müzakerede taraf olması gereken BDP’ni hedef alırsa, bu eylemler terör örgütünün amaçlarına hizmet etmiş olur. Bu nedenle gerçekten sözün bittiği yer dediğimiz bir noktada özellikle sözün başladığı yer diyorum. Söz asla bitmemeli. Terör, sebepleri, saikleri, alınan tedbirler, başarılı olan olmayan yönleriyle konuşulmalı, değerlendirilmeli, eleştiriler yapılmalı, eksiklikler söylenmeli.</p>
<p><span id="more-1141"></span>Son yıllarda bunlar yapılabildiği içindir ki terörle mücadelede farklı bir noktaya gelindi. Değişik isimlerle kendisini kamufle etmeye çalışan BTÖ’ne karşı devlet ilk defa bütün unsurlarıyla birlik halinde bir mücadeleye başladı. Bölücü Terör Örgütünü tehdit sıralamasında arka plana atıp, olmayan irticayı birinci tehdit ilan ederek BTÖ ile işbirliği yapanların deşifre edildiği, hukuk içinde hesap vermeye başladıkları bir noktadayız. Kandil dağındaki kardeşlerine selam gönderip, kuvvai milliyeden bahsedenlerin maskeleri düştü. PKK’nın Kürt sorunuyla ilgisinin bulunmadığı, Kürtlerin PKK sorunu olduğu anlaşılmaya başlandı. Kürt-Türk ayırmadan PKK’nın işlediği cinayetler, şehitlerin arkasından yakılan Kürtçe ağıtlar PKK’nın  Kürt meselesini istismar ettiğini çözüm istemediğini bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.Bunun  içindir ki, stratejik ortağı olan dış güçlerin desteği ile BTÖ, farklı isimlerle kamufle ettiği bütün yapılanmalarıyla topyekun saldırıya geçti. Bu saldırılar ortak akıl ile bertaraf edilecektir. Acıma, üzülme, öfke, intikam hepsi insanlar için. Devlet ise itidal ile, ortak aklın gereğini yapacaktır. Bir taraftan silahlı saldırılarını sürdüren teröristlere karşı anlayacakları dilden cevabını verirken, diğer taraftan bütün istismar yollarını kapatacak demokratik reformlarını gerçekleştirecektir. Meclis Başkanının işaret ettiği gibi, şahadet haberleri karşısında yüreğimize taş basarak da olsa, yeni kayıpları önlemek için anayasa çalışmaları ara vermeden devam ettirilmelidir. Geçmişin inkâr ve asimile politikalarını eleştiren, özgürlük, eşitlik, adalet, hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması amacıyla önemli düzenlemelere imza atan siyasi iktidarın bu çabalarına destek vermek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/sozun-basladigi-yer/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kim Kazandı?</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/kim-kazandi</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/kim-kazandi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2011 22:11:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1080</guid>
		<description><![CDATA[[AnalitikBakış] Seçim sonuçları, Ak Parti’nin 9 yıllık icraatını halkın büyük çoğunlukla onayladığını gösteriyor. Ekonomi, sağlık, ulaşım, iletişim politikaları olumlu karşılanıp istikrar sürsün isteniyor. 12 Haziran seçimlerini kim kazandı sorusu biraz abesle iştigal gibi gelebilir. Oy kullanan her iki seçmenden birinin oyunu alarak tek başına iktidar olan Ak Parti’nin kazandığında kuşku mu var. Elbette yok. Ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=27805">[AnalitikBakış]</a></p>
<p><a href="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/petek-300x282.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-603" title="petek-300x282" src="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/petek-300x282.jpg" alt="" width="216" height="203" /></a>Seçim sonuçları, Ak Parti’nin 9 yıllık icraatını halkın büyük çoğunlukla onayladığını gösteriyor. Ekonomi, sağlık, ulaşım, iletişim politikaları olumlu karşılanıp istikrar sürsün isteniyor.</p>
<p>12 Haziran seçimlerini kim kazandı sorusu biraz abesle iştigal gibi gelebilir. Oy kullanan her iki seçmenden birinin oyunu alarak tek başına iktidar olan Ak Parti’nin kazandığında kuşku mu var. Elbette yok. Ancak sonuçların belli olmasından sonra siyasi partilerden yapılan açıklamalar bana bu soruyu sorduruyor.</p>
<p>Başbakan Erdoğan balkon konuşmasına başlamadan CHP Genel Başkanı Kılıçdaraoğlu yaptığı açıklamada, oydaş ve milletvekili sayısını artıran tek parti CHP olmuştur diyerek başarısını ilan etti. MHP Genel Merkezinde seçim sonuçlarını tek başına televizyondan izlediği söylenen Sayın Bahçeli’den de yazılı açıklama ile, partisi aleyhine kurulan bunca tuzaklara rağmen Meclis dışı kalmadıklarını seçimlerden üçüncü parti olarak çıktıkları kamuoyuna duyuruldu. Seçimlere bağımsız adaylarla giren BDP de gösterdiği 38 adaydan 36 sını Meclis’e göndermeyi başardıklarını, bir önceki döneme göre oy ve vekil sayısını artırdıklarını ilan ettiler.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Erdoğan ise meşhur balkon konuşmasında oldukça mütevazi bir şekilde zaferini kutlarken, sadece kendisine ve partisine oy veren yüzde ellinin değil bütün vatandaşların hükümeti olacaklarını herkesi kucaklayacaklarını, asla kibire kapılmayacaklarını ifade etti.</p>
<p>Seçimin kazananı bellidir. Ak Parti üçüncü defa tek başına iktidar olmaktadır. Hem de her defasında oy oranını artırarak. Seçim sistemine bakın ki, oyunu artıran Ak Parti’nin milletvekili sayısı ise düşmüştür. Milletvekili sayısı azalsa da yüzde elli oyun psikolojik yansıması ve demokratik değeri bu düşüşü arka planda bırakmıştır. Tartışmasız bir zafer söz konusudur.</p>
<p>Ak Parti’nin programı, vizyonu, icraatları, vaatleri ile tartışmasız açık farkla kazandığı bu seçim sonucunda, diğer siyasi partilerin Ak Parti’yi suçlayıcı açıklamalarını sürdürmeleri yerine, kazananı kutlayıp milletin menfaatleri doğrultusunda yapacağı icraatlara destek vereceklerini deklare etmelerini bekliyorsunuz ama nafile. Halbu ki demokrasilerde son sözü halk söylüyor. Sizi seçmedi diye kızmaya, aşağılamaya, hakaret etmeye hakkınız yok. Elbette her zaman çoğunluğun tercihinin en doğru olduğu söylenemez ama bu tercihin oluşmasında halkı suçlamak yerine kendi doğrularını iyi anlatamayanların sebeplerini ve çarelerini başka faktörlerde araması gerekmektedir.</p>
<p><span id="more-1080"></span>Seçim sonuçları, Ak Parti’nin 9 yıllık icraatını halkın büyük çoğunlukla onayladığını gösteriyor. Ekonomi, sağlık, ulaşım, iletişim politikaları olumlu karşılanıp istikrar sürsün isteniyor. Kısmi anayasa değişikliği ile sağlanan, başta yargı alanında olmak üzere reformlar bir kez daha onaylanıyor. 12 Eylül darbecilerinin yargılanmalarının siyasi rant elde etmeye yönelik kandırmaca olmadığı, gerçekleşmeye başladığı görülüyor ve onaylanıyor. Çetelerle mücadele, Ergenekon ve Balyoz davalarında yargının sürdürdüğü soruşturma ve kovuşturmalara hükümetin verdiği destek onaylanıyor.</p>
<p>Yargının siyasallaştığı, hükümetin emrine girdiği yolundaki muhalif görüşlerin revaç bulmadığı anlaşılıyor. HSYK ve yüksek yargıdaki oluşumların demokratikleşmesi, yüksek yargı vesayetinin son bulması için yapılan düzenlemeler desteklenirken, askeri vesayetin de tam anlamıyla son bulması için gösterilen çabalar doğru algılanıp destek veriliyor. Bu davaların Ergenekon ve Balyoz sanıklarının iddia ettikleri gibi orduyu yıpratmaya yönelik uydurma senaryolar olmadığı, başta TSK’ne olmak üzere hukuk devletine ve demokrasiye zarar verdiğine milletin inandığı bu noktada yürütülen mücadelede hükümete destek verildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Din ve inanç hürriyetinin, inandığı gibi yaşama hürriyetinin, yaşam tarzından dolayı eğitim özgürlüğünden mahrum edilen ve kamusal alanda dışlananların, kısaca temel hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla evrensel anlamda sağlanamadığını düşünenlerin, bu nedenle farklı siyasi partilere varlık verenlerin de bu seçimlerde büyük oranda Ak Parti’yi desteklediklerini görüyoruz. Bu desteği, Ak Parti’nin özgürlükler alanını genişletme çabalarına engel olanların sadece muhalefet olmayıp derin yapılanmalar olduğunun doğru algılandığı ve yetkisini milletten almayan kurumların yeni anayasa ile hesap verebilir konuma getirilmesinin zorunlu olduğuna ve bu yöndeki değişime destek olarak yorumlamak gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Sonuçların analizinde söylenecek elbette çok şey var. Ama bu kısa değerlendirmede bu seçimlerde Sayın Tayyip Erdoğan’ın son olarak aday olduğunu deklare etmesinin de sonuca etkili olduğunu söyleyebiliriz. Menderes ve Özal dönemlerinde anayasal çözüme kavuşturulamayan sorunların yeniden nasıl ortaya çıktığını ve darbelerle geriye dönüşün yaşandığını iyi fark eden halkın, yeni anayasa yapımı için bu büyük desteği verdiğini söyleyebiliriz. Oy patlamasına rağmen Meclis’te yeterli çoğunluk sağlanamamasına çözüm bulmak da ustalık dönemi mahareti olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/kim-kazandi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İade-i İtibar ne zaman?</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/iade-i-itibar-ne-zaman</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/iade-i-itibar-ne-zaman#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 May 2011 18:43:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1059</guid>
		<description><![CDATA[[AnalitikBakis.com] Kısmi anayasa değişikliğinin millet iradesi ile kabul edilip yürürlüğe girmesinden sonra hukuk alanında önemli gelişmeler yaşıyoruz. Uyum yasalarının çıkarılmasıyla Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın bir taraftan daire ve üye sayısı artarken çalışma usullerinde de yenilikler getirildi. Her dairenin iki heyet halinde çalışabilecek şekilde yeni üyelerle takviye edilmesi biriken iş yükünün eritilmesinde atılmış ciddi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=25754">[AnalitikBakis.com]</a></p>
<p><a href="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/petek-300x282.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-603" title="petek-300x282" src="http://www.resatpetek.net/wp-content/uploads/petek-300x282.jpg" alt="" width="173" height="163" /></a></p>
<p><strong>Kısmi anayasa değişikliğinin millet iradesi ile kabul edilip yürürlüğe girmesinden sonra hukuk alanında önemli gelişmeler yaşıyoruz.</strong></p>
<p>Uyum yasalarının çıkarılmasıyla Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın  bir taraftan daire ve üye sayısı artarken çalışma usullerinde de yenilikler getirildi. Her dairenin iki heyet halinde çalışabilecek şekilde yeni üyelerle takviye edilmesi biriken iş yükünün eritilmesinde atılmış ciddi bir adım oldu. Olumlu sonuçları sanırım kısa zamanda yargı mensupları ve adalet bekleyen vatandaşlarımızca hissedilecek.</p>
<p>Yeni yapısı ve aldığı kararlarla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da gündemde. 12 Eylül Darbesini yapan Kenan Evren ve arkadaşları yargılansın diye iddianame düzenlediği için meslekten ihraç edilen Savcı Kayasu ile, Şemdinli soruşturmasında derin devlet bağlantılarına dokunan ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt’ın da adının geçtiği olayların soruşturulmasını isteyen Savcı Ferhat Sarıkaya’nın ihraç kararları kaldırıldı. İtibarları iade edildi. Eski HSYK tarafından haklarında haksız ve hukuksuz işlem yapılmış olduğu kabul edilerek bu haksızlığa son verildi. Son olarak Ferhat Sarıkaya kaldığı yerden görevine devam etmek üzere Ankara Cumhuriyet Savcılığına atandı. Üzerinde durduğumuz, dikkat çektiğimiz bir savcının yeniden mesleğe kazandırılmasından ibaret değil elbette. Önemli olan vesayet altında bir yargıyı kabul etmeyen, dokunulmazlara dokunan, eşitliği ve hukukun üstünlüğünü savunan yargı mensuplarının kendilerini güvencede hissedecekleri bir sistemin oluşmaya başlaması.</p>
<p>Google dökümanlarıyla Ak Partinin kapatılması için dava açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın görev süresi mayıs ayı içinde sona erecek. Yargıtay’da yapılan seçimler sonucu en fazla oyu alan Yargıtay Üyesi Hasan Erbil, Cumhurbaşkanınca Başsavcılığa atandı. Yasama ve yürtmeye müdahale eden açıklamaları, Ergenekon bağlantılı partilerdeki hukuksuzlukları görmeyip, halkın yarısının desteğini almış bir partinin kapatılması için, anayasa değişikliği yapmayı bile gerekçe gösteren, hukuku ve demokrasiyi içine sindirememiş bir zihniyetin Yargıtay Başsavcılığı dönemi de artık tarih olacak.</p>
<p><span id="more-1059"></span>Ergenekonun tutuklu sanığı, şimdi CHP milletvekili adayı Mehmet Haberal’ın açtığı dava sonucu Yargıtay’ın tazminata mahkum ettiği özel yetkili hakimlerin davasıyla ilgili de önemli bir gelişme yaşandı. Ergenekon sanıklarını tahliye etmeyen hakimler hakkında açılan yeni tazminat davasında Yargıtay hatasından döndü. Hep söylediğimiz ve yazdığımız gibi yetkili mahkemenin ağır ceza mahkemeleri olduğu gerçeğini kabul etmiş oldu. Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin oy çokluğu ile verdiği bu karar, yetkisiz olarak ve fotokopi evraklara dayanarak Cihaner’i tahliye eden 11.ceza Dairesine de örnek olacak mı bekleyip göreceğiz.</p>
<p>1960 kanlı darbesinden bu yana halkımız darbecilere, hukuk tanımayanlara, vesayet rejimi yanlılarına siyasi dersini hep vermiş olmasına rağman, halkın desteğini alan siyasi iktidarlar Anayasa ve sistem değişikliği sağlayamadıkları için gerçek anlamda bir hukuk devleti olamadık. Yassıada’da kurulan sözde mahkemenin idama mahkum ettiği Menderes ve arkadaşları milletten iade-i itibar aldı. Rahmetli Turgut Özal devlet töreni ile itibarını iade ettiği Merhum Menderes ile Edirnekapı’da halkıyla dualarda kucaklaşmaya devam ediyor. O dönemde yargıyı ve hukuku zulmün kalemi ve mürekkebi olarak kullanan hakim ve savcılar ise çoktan unutuldu. Hatırlayanlar da yargının yüz karası isimler olarak defterlerine kayıt düşmüşler.</p>
<p>Bütün bu olumlu gelişmeler rağmen Türkiye gerçek anlamda demokrasiyi ve hukuk devletini tesis edebilmiş değil. ‘İade-i itibar’ bekleyen mağdurlar, mazlumlar var. Başörtüsünden dolayı tahsil ve çalışma hakları ellerinden alınanlar, dindarlığından, özel yaşamından, mezhebinden veya etnik kökeninden dolayı fişlenenler iade-i itibar ne zaman diye soruyor ve bekliyorlar. Kırmadan, dökmeden, illegal hiçbir eylem yapmadan bekliyorlar. Tam ufukta özgürlük göründü diyecekler ki bir de bakıyoruz, Sayıştay Üyesi Nejla Eroğlu TBMM 23 Nisan özel oturumunda başörtülü olduğu için Meclisten dışarı atılıyor. Şimdi yüksek sesle düşünüyorum ve soruyorum. Meclis’te çoğunluk olan Ak Parti başörtüsüne özgürlüğü savunuyor. MHP başörtüsü yasağının kalkması için destek verdi ve vereceğini söylüyor. CHP çarşaflılara parti rozeti takıp başörtüsü sorununu biz çözeriz diyor. Ama bu partilerden oluşan Meclis, protokolde oturan Sayıştay Üyesi bayanın başörtülü diye dışarı çıkarılmasına tepki vermiyor. Sorum şu; Bu Meclis’i kim yönetiyor ? Sayın Abdullah Gül’ün seçim sürecinde bazı siyasilere Meclis’e girmeyin diyenler mi? Yoksa hala Merve Kavakçı’ya ‘bu kadına haddini bildirin’ diyenler mi yönetiyor ? Değilse haksızlık karşısında daha ne kadar susacaksınız? Başörtüsü nedeniyle seçilme hakları ellerinden alınanlara iade-i itibar ne zaman?</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/iade-i-itibar-ne-zaman/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>[Yorum - Reşat Petek] YSK nerede hata yaptı?</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/yorum-resat-petek-ysk-nerede-hata-yapti</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/yorum-resat-petek-ysk-nerede-hata-yapti#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 07:15:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1056</guid>
		<description><![CDATA[[ZAMAN] YSK, 12 bağımsız milletvekili adayı hakkında verdiği veto kararıyla bir anda siyasi gerginliğin odağı haline geldi. Kamuoyunda tepkiler çığ gibi büyürken hukukçular ve siyasiler de iki gruba ayrılmış görünüyor. Bir taraf &#8216;YSK, Anayasa ve yasaları uyguluyor&#8217; derken, diğer taraf YSK&#8217;nın yanlış bir karar verdiğini, kanunları yanlış yorumladığını ifade ediyor. Olayın siyaseten tartışılması normal. 12 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1124200&amp;title=yorum-resat-petek-ysk-nerede-hata-yapti">[ZAMAN]</a></p>
<div id="news-detail-spot">YSK, 12 bağımsız milletvekili adayı hakkında verdiği veto kararıyla bir anda siyasi gerginliğin odağı haline geldi.</div>
<div id="news-detail-news-text">
<div id="haberMetinDiv">
<p>Kamuoyunda tepkiler çığ gibi büyürken hukukçular ve siyasiler de  iki gruba ayrılmış görünüyor. Bir taraf &#8216;YSK, Anayasa ve yasaları  uyguluyor&#8217; derken, diğer taraf YSK&#8217;nın yanlış bir karar verdiğini,  kanunları yanlış yorumladığını ifade ediyor.</p>
<p>Olayın siyaseten tartışılması normal. 12 bağımsız adaydan 7&#8242;sini  BDP&#8217;nin desteklediği adayların oluşturması, seçim barajının yüksek oluşu  nedeniyle bağımsız adaylarla seçime giren BDP cephesinde şok etkisi  yaptı. Karar duyulur duyulmaz protestoların yasa dışı eylemlere  dönüşmesi de konunun hassasiyetini ortaya koyuyor. Konunun hukuk  çerçevesinde salimen çözülebilmesi için YSK&#8217;nın nerede hata yaptığını  ortaya koyarak çıkış yolunun belirlenmesinin doğru olacağını  söyleyebiliriz.</p>
<p>Anayasa&#8217;da, &#8220;Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve  denetimi altında yapılır&#8221; ilkesiyle yargı denetiminde bir seçimin  yapılacağı benimsenmiş, işleyişin nasıl olacağı ilgili kanunlarla  düzenlenmiştir. İlçe seçim kurulları, il seçim kurulları ve Yüksek Seçim  Kurulu, yargı denetiminde yapılacak seçimin düzenleme ve denetim  organları olarak hiyerarşik bir yapı oluşturmaktadır. YSK son sözü  söyleyen, itirazları karara bağlayan mercidir. Benzetmek gerekirse  -düzenleyici üst kurum olarak bazı farklılıkları olsa da- YSK adli  yargıda Yargıtay, idari yargıda Danıştay konumundadır. Yargıtay ve  Danıştay, ilk derece mahkemelerinde verilen kararı nasıl temyiz üzerine  inceliyorsa, YSK da il seçim kurullarınca verilen kararları itiraz  üzerine inceleyip karar verir. İl seçim kurulunun yetki ve görev alanına  giren bir konuda doğrudan karar veremez. İlk derece mercii olmadığı  için YSK kararları kesindir, başka yargı yoluna başvurulamaz.</p>
<p>Şimdi Milletvekili Seçim Kanunu 21. maddesine bakalım: &#8220;Bağımsız  milletvekili adaylığı için yapılacak başvuru, adayın milletvekili  seçilmek istediği çevrenin il seçim kurulu başkanlığına, bu kanunun  adaylık için aradığı şart ve nitelikleri taşıdığını belirten bir yazı  ile yapılır. Kurul başkanlığı, başvurunun alındığına ilişkin bir belge  verir ve derhal Yüksek Seçim Kurulu&#8217;na duyurur. Yüksek Seçim Kurulu, bu  başvuruları, il seçim kurulları da kendi çevrelerine ait olanları,  alışılmış araçlarla geçici listeler halinde ilan ederler.&#8221;</p>
<p>Kanun, müracaatı basitleştirmiş, adayın milletvekili seçilme  yeterliliğine sahip olduğunu beyan etmesini geçici listelerin ilanı için  yeterli görmüştür. İl seçim kurulları kendi çevrelerine ait bu ilanı  yaptı mı bilmiyoruz ancak YSK, 19 Nisan 2011 tarihinde yayımladığı  geçici aday listelerinde 12 bağımsız adayın ismine yer vermemekle 21.  maddeye uygun davranmamıştır.</p>
<p><strong>ADAYLARIN DURUMUNUN İNCELENMESİ</strong></p>
<p>Bağımsız adayları seçilme yeterliliğine sahip olup olmadıkları  yönünden incelemenin nasıl ve hangi safhada yapılacağı da Milletvekili  Seçim Kanunu 23. maddesinde düzenlenmiştir. &#8220;Bir il, birkaç seçim  çevresine bölünmüş olsa bile il seçim kurulları, kendi seçim  çevrelerinin adayları hakkında yaptıkları inceleme sonunda, bu kanunda  yazılı adaylık şartlarında noksanlık veya aykırılık bulunduğunu  görürlerse, durumu geçici ilân tarihinden itibaren iki gün içinde ilgili  adaya, siyasi partilerin il başkanlarına ve Yüksek Seçim Kurulu&#8217;na  bildirirler.&#8221;</p>
<p>Kanunun bu açık hükmü karşısında şu sorular cevap beklemektedir:  (1) Adaylık şartlarında noksanlık veya yasaya aykırılık incelemesinin  geçici ilana engel olmadığına dair yasal düzenlemeyi YSK bilmiyor mu?  (2) Bilmemesi düşünülemeyeceğine göre, 12 bağımsız adayın isimlerine  geçici aday listelerinde neden yer verilmemiştir? (3) 12 bağımsız adayın  adaylık şartlarında noksanlık veya aykırılık bulunduğuna dair tespitler  ilgili adaya tebliğ edilmiş midir? Edilmediyse 23. madde açıkça ihlal  edilmiş olmuyor mu? (4) Yargı mercileri Anayasa ve kanunlara göre karar  verdiklerine göre, seçimlerden sorumlu bir yargı kurumu olarak YSK da  kanunlara göre düzenleme yapmak ve uygulamakla sorumlu değil midir?</p>
<p>Veto yiyen bağımsız adaylar kendilerine hiçbir tebligat  yapılmadığını ifade ettiklerine, aksine bir resmî açıklama da  yapılmadığına göre, uygulamanın yasalara aykırı olduğu, bu aykırılığı da  YSK&#8217;nın yaptığı anlaşılmaktadır. Kendilerine hiçbir tebligat yapılmadan  geçici listelerde adını göremeyen bağımsız aday olmak isteyen vatandaş,  hakkını nasıl arayacaktır?</p>
<p>Milletvekili Seçim Kanunu&#8217;nun ilgili hükümlerine uygun olarak  süreç işletilseydi, bağımsız adayların beyanı dikkate alınarak geçici  aday listelerinde isimleri yayınlanacak, geçici ilan tarihinden itibaren  iki gün içerisinde varsa adaylığa engel durumu veya noksanlıkları  ilgili adaya tebliğ edilecekti. İlgili aday eksikliklerini ikmal edecek,  adaylığa engel gösterilen sabıka kayıtları konusunda belgeleriyle ve  yasal gerekçeleriyle il seçim kuruluna başvuracaktı. 22. madde gereği il  seçim kurulu iki gün içinde karar verecek, bu kararla talebi yerinde  görülmeyen aday iki gün içinde YSK&#8217;ya itiraz edecekti. İşte bu safhada  itirazda bulunanın bütün delil belgeleri, hukuki gerekçeleri ve il seçim  kurulunun kararını birlikte değerlendirecek olan YSK, nihai kararını  verecekti.</p>
<p>YSK süreci yasalara uygun sürdürmüş olsaydı, adaylara eksiklikleri ve  varsa sabıka kaydı engelleri tebliğ edilmiş olacağından her bağımsız  adayın itirazı ayrı ayrı değerlendirilerek karar verilecekti. O zaman  BDP&#8217;nin desteklediği bağımsız adaylara karşı uygulanan bu vetonun hukuki  olduğu, siyasi bir karar olmadığı söylenebilirdi. YSK da cılız  seslerle, &#8220;Belgeleri gelirse yeniden inceleriz.&#8221; tarzındaki yasaya ve  usule uymayan açıklamalar yapmak zorunda kalmazdı. Adaylık süreci  yasalara uygun olarak sürdürülmediği için yaşananların ve hata  düzeltilmediği takdirde yaşanabilecek olayların sorumlusu YSK&#8217;dır.</p>
<p><strong><span id="more-1056"></span>YSK HATASINI TAMİR ETMELİDİR</strong></p>
<p>Kimse YSK&#8217;dan Anayasa&#8217;nın 76. maddesinde yazılı sorumluluklarını  görmezden gelmesini isteyemeyeceği gibi Milletvekili Seçim Kanunu&#8217;nun  11. maddesinde sayılan milletvekili seçilmeye engel durumu olanların  aday gösterilmesini isteyemez. Hukuken ve siyaseten doğruluğu  tartışılabilecek bu düzenlemeler var oldukça bir yargı mercii olarak  bunları uygulamak YSK&#8217;nın görevidir. Ama aynı kurul, vatandaş lehine  yeni yürürlüğe giren yasaları da dikkate almak zorundadır. 2005 yılında  yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nda &#8216;memnu hakların iadesi&#8217;  sistemi kaldırıldığı halde bu yönde karar istenilmesini anlamak mümkün  değildir. Yeni Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 53. maddesi ve Adli Sicil Kanunu&#8217;na  göre, hapis cezalarının infaz edilmiş olmalarını, fer&#8217;i ceza olan seçme  ve seçilme yasaklarını da sona erdirdiğini göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>İzah etmeye çalıştığımız hukuki çerçevede YSK&#8217;nın veto kararının  haklı ve hukuka uygun olduğunu söyleyemeyiz. Bağımsız adaylara  noksanlıklarının tebliği ve il seçim kurullarına itirazlarıyla başlayan  yasal süreçteki haklarını kullanma imkânını yeniden sağlamalı, itiraz  vaki olursa en son merci olarak o zaman karar vermelidir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/yorum-resat-petek-ysk-nerede-hata-yapti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mahkemeye Balyoz</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/mahkemeye-balyoz</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/mahkemeye-balyoz#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2011 11:05:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1053</guid>
		<description><![CDATA[[AnalitikBakis] Açıklamayı okuyunca ABD Büyükelçisinin yeni öğrendiği meşhur deyimimizi hatırlamamak mümkün değil. Geçtiğimiz hafta hukuki ve siyasi açıdan çok tartışılan iki olay olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri TSK web sitesinde Balyoz davasıyla ilgili açıklama, diğeri ise Ergenekon, Balyoz, KCK davalarından tutuklu yargılanan sanıkların milletvekili adaylığı. Her iki olay da Türkiye’nin askeri vesayetten kurtulma ve demokratikleşme süreciyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=24808">[AnalitikBakis]</a></p>
<p><a href="http://www.analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=24808#"><img id="ctl00_ctl00_ContentPlaceHolderMaster_ContentPlaceHolderDetail_imgNews" class="detay_foto alignleft" style="height: 203px; width: 200px; border-width: 0px;" src="http://www.analitikbakis.com/Upload/re%c5%9fat-petek-200129120773957955000.jpg" alt="Reşat Petek" width="200" height="203" /></a><strong>Açıklamayı okuyunca ABD Büyükelçisinin yeni öğrendiği meşhur deyimimizi hatırlamamak mümkün değil.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta hukuki ve siyasi açıdan çok tartışılan iki olay olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri TSK web sitesinde Balyoz davasıyla ilgili açıklama, diğeri ise Ergenekon, Balyoz, KCK davalarından tutuklu yargılanan sanıkların milletvekili adaylığı. Her iki olay da Türkiye’nin askeri vesayetten kurtulma ve demokratikleşme süreciyle doğrudan ilgili. Bu yazımızda TSK açıklamasının  27 Nisan 2007 bildirisinden dört yıl sonra yeni bir muhtira olup olmadığı üzerinde durmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6 Nisan tarihli 5 maddelik açıklamanın ilk bölümünde Balyoz Darbe Planıyla ilgili davanın devam etiği hatırlatıldıktan sonra  açıklamanın konusu sanıkların tutukluluğun devamı kararından söz ediliyor. ‘Halen tutuklu bulunan 163 askeri personelin, tutuksuz yargılanmak üzere yaptıkları müracaat 5 Nisan 2011 tarihinde itiraz mahkemesi tarafından ikinci kez reddedilerek, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.’</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yargılama sürecine müdahale teşkil edecek açıklamaları hukukun korumadığının bilinciyle yazılan paragrafta yargıya nasıl müdahale edildiğini birlikte okuyalım: ‘Devam eden yargı sürecine müdahale anlamına gelebilecek davranışlardan özellikle kaçınan Türk Silahlı Kuvvetleri, yargılamayı etkilemeyecek şekilde, çeşitli defalar açıklamalar yaparak, ilgili makamları bilgilendirerek, yapılan seminerin ne olduğunu, nasıl yapıldığını, neleri kapsadığını ve kimlerin hangi emirlerle katıldığını tereddüte yer bırakmayacak şekilde izah etmiştir. Benzer hususlar, savcılık makamlarınca görevlendirilen bilirkişi raporlarında da açık bir şekilde yer almaktadır.’</p>
<p><span id="more-1053"></span></p>
<p>‘Hal böyle iken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevli ve emekli 163 personelinin tutukluluk halinin devamını anlamakta güçlük çekilmektedir.’</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Açıklamayı okuyunca ABD  Büyükelçisinin yeni öğrendiği meşhur deyimimizi hatırlamamak mümkün değil. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Yeni Genelkurmay Başkanı siyasete ve yargıya müdahale edecek tavırlardan kaçındığı için takdir edilirken, yapılan bu duyuru neresinden bakarsanız bakın yargıya müdahale teşkil eden bir muhtiradan başka bir şey değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devam eden, hem de tutuklu sanıkları TSK personeli olan bir davada  TSK’nın resmi web sitesinde tutukluluğun devamı kararını anlamakta güçlük çekildiğinin kamuoyuna duyurulması ne demek? Genelkurmay adli müşavirliğinde görevli hukukçular bu kararın hukuken ne anlama geldiğini komuta heyetine açıklamamış olabilirler mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yargılama konusu 1 nci Ordu Komutanlığında yapılan seminerin gerçekte bir darbe planı olduğu ve yasalara göre suç teşkil ettiği iddiasına dayanıyor. Hukuk devletinde bir eylemin suç teşkil edip etmediğine sanıklarının kimler olduğuna, suçun sübuta erip ermediğine karar verecek makam yargı mercileridir. Suç işlendiği kuşkusunu haber alan kişiler ve kurumlara düşen görev konuyu adalete intikal ettirdikten sonra sonucunu beklemek olmalıdır. Açıklama da söylenen ise şudur: TSK olarak bu planın bir seminer planı olduğunu söylememize, katılanların emirle katıldığını izah etmemize, ortada darbe planı olmadığını söylememize rağmen neden hala bu sanıkları tahliye etmiyorsunuz? Bildiriyi hazırlayanlar mahkemeyi kurmuş, yargılamayı yapmış, kararını vermiş. Yargıya da formaliteyi tamamlamak düşüyor öyle mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Balyoz davasıyla TSK’nın ilgisi olmadığını söylemek mümkün değildir. Yargılananalar çoğunluğu muvazzaf askerlerdir. TSK bu davaya müdahale etmemeli ama kanaatimce müdahil olmalıydı. Ceza yargılamasında savcılar davayı açtıktan sonra suçtan zarar gördüğünü düşünen kişi ve kurumlar davaya müdahil olma- katılan olma- talebinde bulunabilirler. Başta Balyoz davası olmak üzere sanıkları asker olan darbe girişimi ve terör örgütü üyeliği davalarında TSK’nin itibarı ciddi anlamda yaralanmakta ve suçtan zarar görmektedir. TSK itibarını korumak ve zararını telafi için sanıkların cezalandırılması yönünde davaya katılması beklenirken, yanlış bir tavır almıştır. Yargılama sürecine saygı sözde kalmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hukuka ve yargılama sürecine saygılı davranan bir kurum, bağımsız yargının terror örgütü kurmak, yönetmek, örgütün amaçları doğrultusunda eylemlerde bulunmak iddiasıyla yargılanan sanıkların neden tahliye edilmediklerini sorgulama yerine, haklarında idari soruşturma yaptırarak soruşturmanın selameti bakımından görevden uzaklaştırılmaları için ilgili bakanlığa başvurmaları gerekirdi. Bunun yerine yargıya muhtıra verilerek yeni bir suç işlenmesini hukuk devletinin hoşgörüyle karşılaması beklenmemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>petekresat@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/mahkemeye-balyoz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargı Reformunu Yüksek Yargı Neden İstemiyor?</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/yargi-reformunu-yuksek-yargi-neden-istemiyor</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/yargi-reformunu-yuksek-yargi-neden-istemiyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 11:33:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=1000</guid>
		<description><![CDATA[[AnalitikBakis.com] Yargının hızlı işlemediği, adaletin geciktiği, davaların makul sürelerde sonuçlanmadığı, vatandaşın yargıdan beklediği kararları zamanında alamadığı, bu nedenle ciddi yakınmaların olduğu zaten biliniyordu. Yargıtay’ın daire sayısını 32’ den 38’e, Danıştay’ın daire sayısını da 13’den 15’e çıkaran tasarı TBMM’de kabul edildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 200 bin dosyanın zamanaşımına uğrama riski olduğu için bir an önce onayladığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=22446">[AnalitikBakis.com]</a></p>
<p><img class="alignleft" title="rp_yargi_reform" src="http://www.analitikbakis.com/Upload/re%c5%9fat-petek-200129120773957955000.jpg" alt="" width="200" height="203" />Yargının hızlı işlemediği, adaletin geciktiği, davaların makul sürelerde sonuçlanmadığı, vatandaşın yargıdan beklediği kararları zamanında alamadığı, bu nedenle ciddi yakınmaların olduğu zaten biliniyordu.</p>
<p>Yargıtay’ın daire sayısını 32’ den 38’e, Danıştay’ın daire sayısını da 13’den 15’e çıkaran tasarı TBMM’de kabul edildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 200 bin dosyanın zamanaşımına uğrama riski olduğu için bir an önce onayladığını açıkladı. İzmir’de bir kızcağızın başını keserek öldürmekten ceza alan bir sanığın suçunu da itiraf etmesine rağmen tutukluluk süresinde dosyası incelenemediği için 6 yıl sonra salıverilmesini örnek göstererek yasayı bekletmeden onayladığını ifade etti. 14 Şubat günlü resmi gazetede yayınlanan kanunla Yargıtay ve Danıştay’da biriken iş yükünün eritilmesi, temyiz aşamasında davaların beklemesi sebebiyle geciken yargılamanın hızlandırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Yargının hızlı işlemediği, adaletin geciktiği, davaların makul sürelerde sonuçlanmadığı, vatandaşın yargıdan beklediği kararları zamanında alamadığı, bu nedenle ciddi yakınmaların olduğu zaten biliniyordu. Ama Yargıtay’da zamanında incelenemediği için 5 ve 10 yıllık tutukluluk süreleri dolan, müebbet hapis almış sanıkların bile tahliyeleri söz konusu olunca olayın vehameti daha iyi anlaşılmış oldu. Çocuğunun katilini serbest bırakılmış gören babalar, oğlumuzu şimdi de adalet öldürdü diye feryat ederken, silahlı çete mensupları, teröristler, katiller, gaspçılar dosyaları zamanında incelenmediği için bırakılıverdiler.</p>
<p>Halkın endişe içinde izlediği bu rezalet karşısında yeni düzenlemelerin yapılarak soruna çözüm aranmasından daha doğal ne olabilir. Ama gelin görün ki, yargı reformu ağırlıklı anayasa değişikliğinde, makul ve mantıklı bir gerekçe gösteremeden muhalefet edenler, Yargıtay ve Danıştay’da üye ve daire sayısının artırılmasına da karşı çıktılar. CHP muhalefetini Meclis’ten sokağa taşıyacağını duyurdu. Halkı mahalle mahalle, sokak sokak direnmeye çağırdı. CHP milletvekillerinin de katıldığı TBMM önündeki eylem çağrının icraya dökülmesiydi. CHP ‘nin karşı duruşunu muhalefet misyonu içinde değerlendirsek de yüksek yargıdan yükselen tepkileri anlamak mümkün değil. Hem iş yükünden davaların yoğunluğundan yakınacaksınız, hem de bu kadar davayı inceleyecek yeni üyeler atanmasına yeni daireler oluşturulmasına karşı kampanya yürüteceksiniz.</p>
<p><span id="more-1000"></span>Yargıtay ve Danıştay’ın ortak tepkisi iki nedene dayanabilir. Birincisi yüksek yargıda oluşturulan ideolojik ve siyasi yapılanma. Bu kadro içine yeni üyelerin girecek olmasından duyulan rahatsızlık. İkincisi ise, iş yükünün aslında normal olduğu, planlı ve yeterli çalışılması halinde dosyaların incelemesinin gecikmeyeceği ama yüksek yargının ¨uyuduğu¨ görevini ihmal ettiği, bundan sonra gereğini zamanında yapacağı. İkinci gerekçenin masum ve haklı olmadığı istatistiklerle ortada. Yargıtay’da 2010 yılında 1.098.845 dosyadan 562.171 dosya karara bağlanmış. 536.314 dosya 2011 yılına devretmiş. Dosyaların yüzde 49’u yeni yıla devretmiş. Danıştay da bu oran yüzde 60’larda. Yargıtay ‘da her üye başına ortalama 4.393 dosya, Danıştay’da 2.880 dosya düşmektedir. Ceza dairelerinde bir dosyanın görüşülmesine ortalama 2,4 dakika, hukuk dairelerinde 1,7 dakika zaman ayrılabilmektedir.</p>
<p>Yargıtay’da zamanaşımına uğrayan dosya sayıları her yıl artmaktadır. 2006 yılında 7.619dosya, 2007 yılında 9.111 dosya, 2008 yılında 12.354 dosya, 2009 yılında 14.809 dosya, 2010 yılında ise 18.585 dosya hukuki tabir ile zamanaşımı sebebiyle düşmektedir. Yani suç işleyen ceza almaktan kurtulmakta, mağdur ve müştekiler adaletten bekledikleri sonucu alamamakta, haksız yere suçlandığını savunan sanklar da aklanma imkanı bulamamaktadır.</p>
<p>Şimdi artan dava sayısı rakamlarla, istatistiklerle yükselen bir grafik çizerken, yüksek yargıdan ‘biz yeni daire ve üye istemeyiz, bu iş yükünün altından kalkarız’ mealindeki açıklamaların bilimsel hiç bir veriye dayanmadığı ortadadır. Karşı duruşun sebebi adalet isteği değildir, adaletin gecikmesinden duyulan rahatsızlık değildir. CHP’nin ana muhalefet partisi olarak siyasten karşı duruşunu demokrasi içinde değerlendirmek mümkün olsa da, yüksek yargı tepkisinin gerekçesini halka anlatamamıştır. İki yıl önce daire ve üye sayısının artırılmasını isteyen Yargıtay niçin bu talebinden vazgeçmiştir? Bu soru cevap bekliyor.</p>
<p>Reşat Petek</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/yargi-reformunu-yuksek-yargi-neden-istemiyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tahliyelerin Sorumlusu Kim?</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/tahliyelerin-sorumlusu-kim</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/tahliyelerin-sorumlusu-kim#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2011 07:19:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=946</guid>
		<description><![CDATA[Ceza Muhakemesi Kanunu 102.maddesinin 1 Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe girmesiyle Türkiye tahliyeleri tartışmaya başladı. Esasen yeni çıkarılmış bir kanun söz konusu değil. 2004 yılında yapılan yasal düzenlemenin yürürlük tarihinin yeni gelmiş olmasıyla uygulama başladı. Tutukluluk sürelerinin uzun olmasından hep yakınmalar vardı. Bu nedenle yeni TCK ve CMK hazırlanırken hakimlerin takdir hakkına sınırlama getiren ve azami [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- p { margin-bottom: 0.08in; } --></p>
<p lang="tr-TR">Ceza Muhakemesi Kanunu 102.maddesinin  1 Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe girmesiyle Türkiye tahliyeleri tartışmaya başladı. Esasen yeni çıkarılmış bir kanun söz konusu değil. 2004 yılında yapılan yasal düzenlemenin yürürlük tarihinin yeni gelmiş olmasıyla uygulama başladı. Tutukluluk sürelerinin uzun olmasından hep yakınmalar vardı. Bu nedenle yeni TCK ve CMK hazırlanırken hakimlerin takdir hakkına sınırlama getiren ve azami tutukluluk  sürelerini belirleyen bir düzenleme yapıldı. Bu düzenleme devam eden yargılamaları tümden etkileyeceği için, mahkemelerin intibakını sağlama yönünden yürürlük tarihi altı yıl sonrası yani 2011 yılbaşı olarak belirlendi. Ne var ki yeni yürürlüğe giren bu yasa gereği devam eden davalarda tutuklu bulunan bazı sanıkların tahliye edilmeleri toplum vicdanında ciddi rahatsızlıklara neden oldu. Sorumluluğu ise kimse üzerine almak istemiyor. Yargıtay aşırı iş yükü mazeretine sığınmaya çalışırken hükümet sözcüleri Yargıtay`ın tutuklu davaları öncelikle incelemeyerek kamuoyunda infial uyandıran tahliye kararlarıyla hükümetin yıpratılmak istendiğini ileri sürüyor. Olayın daha iyi anlaşılması için hukuk tekniği açısından detaylarda boğulmadan konuyu biraz açalım.</p>
<p>Ceza yargılamasında zanlının- yeni kanuna göre şüpheli ve sanık- işlediği iddia olunan suçun vasıf ve niteliği, bu suça kanunda öngörülen hapis cezasının alt ve üst sınırları, delil durumu, sanığın delilleri karartma ve kaçma ihtimali gibi nedenlerle sanık tutuklanarak yargılaması yapılmaktadır. Yargılama sonunda mahkumiyet kararı verildiği takdirde sorun yok gibi görünmektedir. Tutuklulukta geçirdiği süre sanığın aldığı cezadan mahsup edilmektedir. Ama mahkumiyetine yeterli kesin delil elde edilemediği için sonuçta beraat etmesi halinde sanık telafisi imkansız zarara uğramaktadır. Tutuklu geçen süreler için devletten tazminat isteme söz konusu olsa da özgürlüğün bedelinin para ile karşılanmasının mümkün olmadığı ortadadır. Bu nedenle tutuklama tedbirinin istisnai olarak uygulanması benimsenmiştir. Kimseye suçluluğu kanıtlanmadan ceza çektirilmemelidir. Diğer bir deyimle bir tedbir olan tutuklama cezanın infazına dönüşmemelidir.</p>
<p lang="tr-TR">Teorik olarak bu anlayışın makul olduğunda her kesim hemfikirdir diyebiliriz. Ama bu anlayışın hayata geçirilebilmesi kolay olmamaktadır. Yargılama sürecinin kısa sürede tamamlanamaması ve ülkemizde olduğu gibi zamanaşımı süreleri doluncaya kadar davaların uzaması sorunu derinleştirmektedir.</p>
<p><span id="more-946"></span>Güncel olan tartışmalarda ortak yan, ilk derece mahkemelerinde uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş tutuklu sanıkların davalarının Yargıtay`da incelenip karara bağlanmaması, bu zaman zarfında 102.maddenin aradığı azami tutukluluk süresinin dolması sebebiyle tahliye edilmeleridir. Tahliye kararları sanıkların suçlu veya suçsuz olduklarına ilişkin değildir. Böyle olunca, bir örnek olarak adam öldürme, tecavüz vaya yasadışı örgüt adına infaz eylemleri gibi ağır cezaları gerektiren eylemlerini itiraf eden ve itiraflarını destekleyen maddi delillerle mahkemenin kesin suçlu gördüğü ve mahkum ettiği sanıklar bile sırf dosyaları Yargıtay`da zamanında incelenip karara bağlanamadığı için tahliye edilmektedir. Bu suçların mağdurları başta olmak üzere toplumun infialini, tepkilerini haksız görmek mümkün değildir. Görüldüğü gibi tartışılan konu, yargılamaların tutuklu devam edip etmemesi, haksız tutuklamalar değildir. Mütecavizlerin, katillerin, yasa dışı örgüt mensuplarının, mafyanın salıverilmesidir.</p>
<p>Şimdi sorunu doğru teşhis etmek için şu soruyu sormak gerekiyor; Keşke tutukluluk süresini sınırlayan 102.Madde yürürlüğe girmeseydi mi diyeceğiz yoksa bu maddenin yürürlüğe gireceğini altı yıldır bilen Yargıtay`ın tutuklu dosyaları zamnında neden incelemediğini mi sorgulayacağız?</p>
<p lang="tr-TR">Yargıtay`ın iş yükünün çokluğu nedeniyle bu dosyaları inceleyemediği mazereti kabul edilebilir bir mazeret midir? Yargının ağır aksak işlediği, iş yükünün fazlalığı, adaletin geciktiği, davaların makul sürede sonuçlanmadığı, bu nedenle AİHM`de Türkiye`nin en fazla mahkumiyet alan ülkelerden olduğu biliniyor. Bu nedenle alınması gereken tedbirler yargı reformu kapsamında tartışılıyor. Ancak bilinen bir uygulama daha var ki o da, tutuklu davalara öncelik tanınarak incelenip sonuçlandırılması gerektiğidir. Öyleyse 102. Maddenin 2011 yılında yürürlüğe gireceğini en iyi bilen, bilmesi gereken Yargıtay tutuklu davaları öne alarak incelemelerini niçin sonuçlandırmamıştır ? İş yükü, dosya sayısının çokluğu mazeretleri arkasında saklanamyacak gerçek, Yargıtay`ın bu konuda gerekli hassasiyeti göstermediğidir. 102. Madde değişikliği yürürlüğe girmese dahi, tutukluluk sürelerinin uzamaması için bu dosyaları öncelikle incelemek, usul veya esastan bozma kararı verdiği takdirde geikmeksizin tahliyelere karar vermek Yargıtay`ın yetki ve görevleri kapsamında olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Yargıtay`ın öncelikli inceleme konusunda ileri sürdüğü mazeretleri Cihaner ve Haberal davalarında gösterdiği performans yalanlamaktadır. Bu konuda sorulan sorulara da Yargıtay Başkanlığı makul bir cevap verememektedir. Demek ki Yargıtay tercihini davayı bitirmekten yana kullandığında istediği dosyayı hemen ele alarak karar verebilmektedir. Öyleyse öncelik kriterleri nedir? Sanıkların kimliği, siyasi görüşü ne derece etkili olmaktadır?</p>
<p>Çözüm konusunda da yüksek yargı  çözümün değil sorunun kaynağıdır diyebiliriz. Değişiklik öncesi HSYK, Yargıtay ve Danıştay üçlüsü bilinen çözüm önerilerinin hayata geçirilmesinde anamuhalif siyasi parti gibi çalıştıkları, atılmak istenen olumlu adımları engelledikleri unutulmamıştır. Hakim savcı açığının kapatılması için Adalet Bakanlığınca açılan sınavlar her defasında Danıştay engeline takılırken Bölge Adliye Mahkemelerinin (istinaf mahkemeleri) faaliyete geçmesi engellenmiştir. Eski Cumhurbaşkanı Sezer`in Ak Parti Hükümetine hakim savcı alımı yaptırmama yönündeki görüş ve isteklerinin CHP, Yargıtay , Danıştay ve HSYK tarafından talimat kabul edilerek adım adım nasıl uygulandığı ve yargılama sürecinin daha süratli işlemesine nasıl engel olunduğu tahliyeler konusu gindeme gelince daha iyi anlaşılmıştır. Yüksek yargıdaki genel yaklaşım bu olmakla birlikte bazı dairelerin tutuklu davalara öncelik vererek eleştiri konusu tahliyelerle gündeme gelmediği, gelen işten daha fazla dosyayı karara bağlayarak teraküme engel olduğu, takdire şayan çalışma yaptığı görülmektedir. Bu tespit, tüm yüksek yargı mensuplarını aynı kefeye koymanın yanlış olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, kamu vicdanını ciddi biçimde rahatsız eden tahliye kararlarında Yargıtay`ın vebali büyüktür. ¨Biz yasaları uygulamakla yükümlüyüz¨ diyenlerin, Ergenekon hakimlerine tazminata hükmederken yasaları bir tarafa bırakıp 1930`lu yıllardan dayanak içtihat aradıkları hukuk camiasının malumudur. Kimsenin haksız  yere tutuklu kalmaması ne kadar önemliyse, suçluların da elini kolunu sallayarak toplum içinde dolaşamaması aynı derecede önemlidir. Bunun için adalet gecikmemelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/tahliyelerin-sorumlusu-kim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Donanmada Ele Geçen Belgeler Darbe Teşebbüsünün Yeni Delilleri</title>
		<link>http://www.resatpetek.net/donanmada-ele-gecen-belgeler-darbe-tesebbusunun-yeni-delilleri</link>
		<comments>http://www.resatpetek.net/donanmada-ele-gecen-belgeler-darbe-tesebbusunun-yeni-delilleri#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2011 07:17:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.resatpetek.net/?p=944</guid>
		<description><![CDATA[[hukukihaber.net] İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca geçtiğimiz hafta Gölcük Donanma Komutanlığında  bir arama gerçekleştirildi. Aramanın  casusuluk ve fuhuş soruşturması kapsamında yapıldığı açıklandı. İstihbarat Şube Müdürlüğü odasında bulunan darbe planı belgelerinin imha edileceği ihbarı üzerine, odanın zemini kazılarak ulaşılan gizli bölmede ele geçirilen 10 çuval belge savcılıkça incelemeye alındı. Tespit ve el koyma işlemlerinde, yanlış anlaşılmaları ve istismarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hukukihaber.net/donanmada-ele-gecen-belgeler-darbe-tesebbusunun-yeni-delilleri--makale,1494.html">[hukukihaber.net]</a></p>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca geçtiğimiz hafta Gölcük Donanma  Komutanlığında  bir arama gerçekleştirildi. Aramanın  casusuluk ve fuhuş  soruşturması kapsamında yapıldığı açıklandı. İstihbarat Şube Müdürlüğü  odasında bulunan darbe planı belgelerinin imha edileceği ihbarı üzerine,  odanın zemini kazılarak ulaşılan gizli bölmede ele geçirilen 10 çuval  belge savcılıkça incelemeye alındı. Tespit ve el koyma işlemlerinde,  yanlış anlaşılmaları ve istismarı önleyecek önlemlerin alındığı,  özellikle belgelerin listelenmesinde bir albay ile görevli askerlerin de  hazır bulundurulduğu ifade edildi. Basına yansıyan ilk bilgilere göre,  İrtica İle Mücadele Eylem Planı, Kafes Eylem Planı, Balyoz Darbe Planı  ve Ergenekonla ilgili çok sayıda bilgi ve belgeye ulaşıldığı  anlaşılıyor.</p>
<p>Belgelerin mahiyeti anlaşıldıkça savcılık bunları değerlendirecek ve  belki de yeni operasyonlara şahit olacağız. Olayın bu safhasında önem  arzeden hususlar var. Öncelikle olayın bazı basın organlarında  ¨donanmaya polis baskını¨ şeklinde duyurulması yanlış. Baskın değil  soruşturma var. Soruşturma savcısının da açıkladığı gibi, yasal  çerçevede Cumhuriyet Savcısının gözetiminde askeri savcı ve askeri  personel tarafından yapılan kazı, arama el koyma işlemini ¨polis  baskını¨  olarak haberleştirmek bilgisizlik mazereti arkasına  gizlenemeyecek bir provakasyon. Kurumsal olarak polisle asker arasında  devam eden bir mücadele varmış gibi algılanacak büyük puntolu bu yanlış  vurgunun arkasından, ele geçirilen belgelerin mahiyetine aynı oranda yer  verilmeyişi, hatta hiç yer verilmemesi bu kanaatimizi destekliyor.</p>
<p>Ele geçirilen belgeler arasında 28 Şubat 1997 postmodern darbe süreciyle  alakalı emir ve talimatlar, Batı Çalışma Grubu (BÇG), Cumhuriyet  Çalışma Grubu (CÇG)`nun fişleme ve faaliyetleriyel ilgili dokümanlar  yeni soruşturma ve davalara konu olacak.. 28 Şubat döneminin hukuk  tanımayan komutanları hakkında neden işlem yapılmıyor soruları da belki  cevabını bulacak. Yargı sürecini önümüzdeki günlerde izleyip göreceğiz.</p>
<p><span id="more-944"></span>Ergenekon davaları,  darbe teşebbüsleriyle ilgili davaları, `saygın bazı  insanlara yapılan haksızlık, suçsuz yere ve uydurma delillerle yapılan  bir operasyon`  olarak niteleyenler, 2011 seçimlerinde Silivri`den  milletvekili adayı olacak isimleri tartışanlar 10 çuval belgeye ne  diyecekler doğrusu ben merak etmiyorum. Devletin 6 ayrı kurumunun ıslak  imza raporu verdiği darbe planlarına `kağıt parçası, hiç bir anlamı yok`  diyenler, Gölcük belgelerini savcı oraya koymuş bile diyebilirler.  Poyrazköy kazılarında yer altından çıkararılan lav silahlarına `boru`  diyenler, Gölcük`te ele geçirilen belgelere, `burası önceden çöplükmüş,  çöpe atılan çuvallar odanın altında kalmış, bunda ne var, hem çuval  dolusu belgelerin bulunması deprem açısından da iyi oldu zeninde durması  yeni bir depremde daha fazla hasara neden  olurdu` diyebilirler. Dilin  kemiği yok, mesnetsiz, delilsiz her şey söylenebilir. Söylenir  söylenmesine  ama bu defa darbe depremini önceden haber veren hukuk  sistematiğinin iyi çalıştığı anlaşılıyor. Hukuk devletinde her kurum  gibi ordunun da kendi yasal görev sınırları içinde hareket etmesi  gerektiğine inananlar içlerindeki darbecilerin temizlenmesinde kararlı  görünüyor. Yaptıkları ihbar, verdikleri bilgilerin hukuk makamlarınca  gereği gibi değerlendirildiğini gördükçe yeni Samet Kuşcu olaylarının  yaşanma endişesinden kurtulup  hukuk devletine olan güvenleri artıyor.</p>
<p>Ele geçirilen belgeler, 28 Şubat sürecinde yapılan hukuksuzluklardan, ¨  ordu göreve¨ pankartlarıyla yapılan yürüyüşlere, 2007 yılında  irtica  tehlikesine halkı inandırmak için tertip edilen Cumhuriyet mitinglerine  ve  `ülke elden gidiyor`   temalarını işleyen televizyon konuşmalarına  kadar organize çalışmaların kaynaklarını, sorumlularını ortaya  çıkaracağa benziyor. Cumhuriyet mitinglerine katılma talimatlarını  verenler, askeri araçları  bu amaçla kullandıranlar, rutin dışına çıkma  emirleri verenler, darbeye karşı çıkacak komutanları fişleyenler, sürgün  listesini hazırlayanlar, darbe sonrası kurmayı düşündükleri `milli  mutabakat hükümeti` ni isim isim belirleyenlerin hangi gizli mahfillerde  yapılan gizli seçimle (!) darbesiz (!) hükümet değişikliği planlandığı  artık gizlenemiyor.</p>
<p>Çarpıtmalar artık işe yaramıyor. Bilgiler ve belgeler gün yüzüne  çıktıkça hak ve hakikatler görülüyor, Türkiye`nin önü aydınlanıyor.  Hazırlanan seneryolar ne kadar sahici olursa olsun, aktörler rolllerini  ne kadar iyi yaparlarsa yapsınlar perde arkası görünmeye başladı. İrtica  tehditlerine kimseyi inandıramıyorlar. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi  yeniden yazıldı. Uydurma iç tehdit, iç düşman değerlendirmeleri darbe  için zemin oluşturamıyor. Olayın fuhuş şantajıyla casusluk boyutu da  aydınlatıldığında, darbecilerin dış bağlantıları da aralanmış olacak.</p>
<p>Reşat PETEK<br />
petekresat@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.resatpetek.net/donanmada-ele-gecen-belgeler-darbe-tesebbusunun-yeni-delilleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

