Geçtiğimiz hafta sivil anayasa çalışmalarında son viraja girildiği ve taslağın Başbakana sunulduğu, tartışmalı bazı maddeler konusunda takdirin Başbakana bırakıldığı ifade edildi.
Anayasa taslağında hukuk dışı başörtüsü yasağının kaldırılmasını da hedefleyen 45. madde ise son haliyle şöyle düzenlenmiş; “Ceza hukuku veya genel ahlâka aykırı olmamak kaydı ile hiç kimse kılık ve kıyafetinden dolayı yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.”
Madde bu haliyle kalırsa beklentilere asla cevap veremez. Hukuk dışı yasağı sürdürmek isteyenlere kapıları tamamen açık bırakmasa da, içinin doldurulması zor farklı yorumlara açık kavramlarla şarta bağlanan sınırlı özgürlük tartışmaları bitirmeyecektir. Bizi bu kanaate götüren uygulamada bugüne kadar gördüklerimizdir. Bazı uygulayıcıların önyargıları ve yorum ahlakıdır.
Bilindiği gibi 82 Anayasasının 42.maddesi “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” der. Ama binlerce insan eğitim ve öğrenim hakkından yoksundur.
Anayasanın 38.maddesi, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” der. Uygulamada ise YÖK Başkanlığının bir genelgesi ile ‘yasak’ konulmuştur. ‘Yasak’ uygulaması ‘ceza yerine geçen güvenlik tedbiridir’ Kanun yerine genelge ile konulup polis zoruyla uygulanmaktadır.
İki hece beş harften ibaret bu kelime, tarihiyle, inancıyla, kültürüyle barışık olmayan, kendisi gibi düşünmeyenlere hak, adalet, insaf ve merhametle bağdaşmayan acımasız bir muameleyi reva görenlerin elinde her tarafı keskin bir kılıca dönüşmüştür. Kılıçtan öte adeta bir kimyasal silah gibi kullanılmıştır.
Anayasal teminata rağmen binlerce öğrenci öğrenim hakkından yoksun bırakılıp, okullarından kapı dışarı edilince- pardon zorbalıkla nizamiyelerden içeri alınmayınca- hukuk ve demokrasi içinde çözüm arayan milletin temsilcileri 2547 Sayılı Kanunun Ek 17.maddesini yürürlüğe koymuştur: “Yürürlükteki Kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; Yükseköğretim Kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.”
Anayasal teminat, daha özel bir yasal düzenleme ile pekiştirilince, başörtülülere sadece tarlada çalışmayı, evinde oturmayı ya da hizmetçi olarak çalışmayı layık görenler, başörtülü mühendis, doktor, avukat görmeye tahammülü olmayanlar hemen Anayasa Mahkemesine gittiler. Anayasa Mahkemesi söz konusu kanunun iptal istemini reddetti. Reddetti ama gerekçedeki yorumlarıyla “yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile” şartını “laiklik” ilkesiyle öyle bir çorba yaptı ki, yürürlükteki kanunlarda yasak varmış gibi ‘hukuk dışı yasak’ halen uygulanmaya devam ediyor.
Öyle bir yasak ki, sadece üniversitede okumak isteyenlerin başlarını kesen bir kılıç değil, radyoaktif etkisiyle ulaştığı her yeri tahrip eden nükleer bir silaha dönüştü. Başörtüsü mağdurlarının başlarına gelenler her biri ayrı bir dram. Kimi gözyaşlarıyla evlerine döndü, kimi yasakçılara lanet edip okumaya mecburum diyerek ikna odalarından geçip zulme boyun eğmek zorunda kaldı. Yasakçıları Avrupa üniversitelerinde başörtüleriyle okuyup birincilikle diplomalarını almaları da utandırmadı. Utanmak şöyle dursun bu defa özgür üniversiteleri, zulüm uygulamada bizimle denk değiller diyerek diplomalarını kabul etmediler.
Yasak üniversitelerle sınırlı kalmadı. Evladının diploma törenine alınmayan başörtülü analar, orduevlerine alınmayan şehit anaları, başı açık resmi olmadığı için tedavisi yapılmayan nineler hala hafızalarda. Bu yurdu bize vatan yapan aziz şehitlerimizin torunları, başı açık başı örtülü demeden kardeşçe kucaklaşıp Çanakkale Şehitlerini ziyaret ederken bile ne yazık ki örtü düşmanlarının tacizine uğradı. Ve hala bu ülkenin başörtülü hanım vatandaşları eğitim ve çalışma özgürlüğünden yoksun. Kanun önünde herkesin eşit olması yerine ‘yasak’ önünde herkes aynı kanunsuz muameleye mahkum.
Bütün bunlar yaşanmış ve yaşanmaya devam ederken, şimdi “ceza hukuku ve genel ahlaka aykırı olmamak kaydı ile” ve sadece üniversitelere has bir serbestlik başörtüsü problemini nasıl çözecektir ?
Kanunda olmayan, mahkeme kararında olmayan bir yasağa karar gerekçelerindeki yorumlardan destek arayanlar “genel ahlak” kavramını nasıl yorumlayacaklardır acaba ?
Yasakçılar için “ceza hukuku ve genel ahlaka aykırı olmamak kaydı ile” şeklindeki düzenlemenin “yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile” sınırlamasından hiçbir farkı yoktur.
İnsanın en temel haklarından olan inandığı gibi yaşama ve giyinme hakkını, ‘genel ahlak’ gibi farklı yorumlara açık bir kavram ve yine yoruma açık ‘ceza hukukuna aykırı olmama’ şartına bağlayarak getirilecek sınırlı bir özgürlük başörtüsü problemini çözemez. Hiçbir şarta bağlı olmadan, “hiç kimsenin kılık kıyafeti sebebiyle eğitim ve çalışma özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı” ilkesi Anayasada yer almalıdır.