Eyl
5
Ceza hukuku açısından konuyu değerlendirdiğimizde bu eylemin bir eğitim kazası olarak kabulünün mümkün olmadığını ifade etmek istiyorum.
Nöbette uyuduğu gerekçesiyle er olarak vatani görevini yapan askerin eline pimi çekilmiş bomba vermek ve bombanın askerin elinde patlaması sonucu kendisi ve dört arkadaşının ölmesi olayı. Olayın bir kaza olduğu şeklindeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığı, kamuoyunun yanıltıldığı, Taraf Gazetesinin olayı gerçek yönüyle gündeme getirmesiyle ortaya çıkmış oldu. Ardından Genelkurmay olayı doğrulayarak sorumlu teğmen hakkında soruşturma başlatıldığı ve sanık subayın tutuklandığı açıklandı.
Olay hakkında geç de olsa soruşturma başlatılması elbette olumlu bir gelişme. Ama sanık teğmenin tutuklanma gerekçesi yani kendisine isnat olunan suç kafaları karıştırmaya devam ediyor. “Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek” suçundan mahkemeye sevk edildiği doğru ise, eyleme uyan suçun nitelemesinde ciddi bir hata var.
Bu nitelemeye göre sanığın eylemi bir trafik kazası olarak görülüyor demektir. Ya da iş kazası. Sanık tedbirsiz ve dikkatsiz davranarak, emir ve talimatlara uymayarak dört kişinin ölümüne sebebiyet vermiş. Olayın hukuki sonucunu bilmeyenler için konunun anlaşılması zor olabilir. Konuyu biraz açalım. Suçun tanımı ve tavsifi verilecek cezayı tayin eder. Bu tanıma göre sanık hakkında 3 yıldan 15 yıla kadar ceza istenmektedir. Dört askerin ölümüyle sonuçlanan olayda mahkemenin takdirine göre 3 yıl hapis cezası verilse yasaya aykırılık söz konusu olmayacaktır. İnfaz kanunu gereği üçte iki yatacağı için 2 yıl hapis yatması yeterli olacaktır. Mahkeme dilerse para cezasına çevirebilir veya cezayı erteleyebilir. Çünkü bu suç taksirle işlenmiş kabul edilmektedir. Yani kastın varlığı gündemde yoktur.
Ceza hukuku açısından konuyu değerlendirdiğimizde bu eylemin bir eğitim kazası olarak kabulünün mümkün olmadığını ifade etmek istiyorum.
Bombanın pimi çekildikten sonra, personele ve çevreye zarar vermeyecek uygun bir sahada infilak ettirilmesinden başka çıkar yol olmadığı teknik olarak ifade edilmektedir. Bomba eline tutturulan erin 45 dakika kadar uzun bir süre, bombayı kendisine veren komutanından ve çevreden yardım istediği, elinin terlediği ve yardım için yalvarışlarına olumlu bir cevap alamadığı, bombayı elinde tutamaz hale gelince elinde patladığı toplanan delillerle kabul edildiği takdirde; bu eylemin taksirle işlendiği söylenemez.
Kanımca iki ihtimal söz konusudur;
Birincisi, TCK’nun 21/2 maddesinde düzenlenen tanıma göre olay, muhtemel/olası kastla adam öldürme suçudur. Bombayı veren kişinin muvazzaf subay olup el bombası kullanılması konusunda uzman olduğu kabul edilir. Pimi çekilen el bombasının patlaması mutlak bir sonuçtur. Patlama sonucu ölüm meydana geleceğini sanık öngörebilmektedir. Bombanın uzak bir mesafeye fırlatılması sonucu patlatılmasıyla ancak kurtulma söz konusu olduğunu da sanık bilmektedir. Buna rağmen kendisine yalvaran askere yol göstermemektedir. Olay trafik kazası gibi birkaç saniyede sonuçlanmış değildir. Sanığın düşünme değerlendirme ve karar vermesi için üniversite sınav süresinin yarısı kadar bir zamanı vardır. Eldeki bombanın patlaması halinde ölümün meydana geleceğini, kurtulma şansının olmadığını da sanık bilmektedir. Ayrıca olay askeri eğitim sırasında cereyan etmiş değildir. Nöbette uyumanın cezası olarak eline bomba verilmiştir. Yasa ve yönetmeliklerde nöbette uyumanın böyle bir cezası da yoktur. Bu şartlarda sanığın eylemi olası kastla adam öldürmek suçunu oluşturur. TCK. 21/2, 81 ve 82/g maddelerine göre verilecek ceza ağırlaştırılmış müebbet hapistir.
İkincisi; İşkence sonucu ölüm meydana gelmesi suçudur. Toplanan deliller, tanık anlatımları, maktulün elinde bomba ile kurtuluş için çabalarken sanığın tutum ve davranışları birlikte değerlendirildiğinde, Türk Ceza Kanunu 94.maddesinde tanımlanan işkence suçunun unsurlarının oluştuğu görülmektedir. Kanuna göre,“insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar” işkencedir. Sanığın bu davranışları sergilediği, bunun bir eğitim olmadığı, eylemi gerçekleştirenin kamu görevlisi olduğuna göre eylem yasal tanımıyla işkencedir. İşkence sonucu ölümün meydana gelmesinin cezası da 95.madde gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Bombanın patlamasıyla ölen diğer üç asker yönünden ise birinci şıkta açıkladığımız olası kastla adam öldürmek suçu söz konusudur.
Sonuç olarak bu olayın bir trafik kazası ile aynı nitelikte taksirli eylem olarak değerlendirilmesi ceza hukuku açısından asla isabetli değildir.