Çiçek’i 43 saatlik tutukluluk süresinin ardından tahliye eden İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı tartışma yarattı. Hukukçular: Karar hukuktan yoksun (Taraf 16 Kasım 2009)
İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek’in “sabit ikâmetgâh sahibi olduğu ve kaçma şüphesinin bulunmadığı” gerekçelerinin yanı sıra tutukluluğa itirazı değerlendiren mahkemenin “atılı suçların kanuni tanımında yer alan unsurlarının ve üzerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunmaması” nedeniyle de tahliye kararı verdiği ortaya çıktı.
Çiçek’in tutukluluk kararını oybirliğiyle kaldıran İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tahliye kararı tartışma yarattı. Çiçek’in avukatlarının yaptığı itirazın ardından mahkemenin verdiği tahliye kararının ayrıntıları ortaya çıktı. Mahkeme kararında şu gerekçeleri sıralıyor: “Şüphelinin üzerine atılı suçların kanuni tanımında yer alan unsurlarının bulunmaması, üzerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunmaması, şüphelinin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini gösteren somut olguların bulunmaması, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme girişimi bulunmaması, soruşturma sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak şüpheli ve müdafiinin tutuklama kararına karşı yaptıkları itirazın kabulüne, tahliyesine ve derhal serbest bırakılması için müzekkere yazılmasına oybirliğiyle kesin olmak üzere karar verildi.”
Hukukçulardan tepki
Mahkeme heyetinin verdiği kararı Taraf’a değerlendiren hukukçular, tutukluluk itirazında mahkemenin soruşturma kapsamında ele geçen belgeleri değerlendirme gibi bir yetkisinin olmadığını söyledi. Mahkeme heyetinin kararında sıraladığı gerekçelerle soruşturma dosyasındaki ıslak imzalı orijinal belgeyi ve Adlî Tıp raporunu yok saydığını belirten hukukçular, kararla Askerî Savcılığın yürüttüğü soruşturmaya da koz verildiğini söyledi. Hukukçuların değerlendirmesi şöyle:
Eski Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek: İtirazı değerlendiren mahkeme usul açısından şüphelinin delillere tesir imkânı, kaçma şüphesi, tanıkları etkileme durumunun olup olmadığına bakar. Bu kararın hukuki bir temele oturmadığını kesin olarak söyleyebilirim. İçinde demokrasiyi yıkma anlamında bir plan bulunan bir ıslak imzalı belge ve bunla ilgili bir Adlî Tıp raporu bulunuyor. Bugün birçok davada Adlî Tıp Kurumu raporu kesin somut delildir. Mahkeme böyle bir somut belgeyi yok sayıyor. Rapora karşın tahliye kararında ise somut bulguların bulunmaması deniyor. Bu kararı hukuken bir yere oturtmak mümkün değil.
Emekli Hâkim Albay Ümit Kardaş: Mahkeme kuvvetli şüphe var ama kaçma şüphesi yok diyebilirdi. Suç unsuru, olgusu bulunmamaktadır gibi değerlendirmelere girmeleri bence doğru değil. Mahkeme kendi sınırlarının dışına çıkıp unsurlar yok diyor, ancak tutuklamayı yapan mahkemede bu unsurları ciddi görerek tutuklanmasını istemiş. Soruşturma süreci sadece Dursun Çiçek ile yürümemesi lazım. Biliyoruz ki böyle bir belgeyi Dursun Çiçek kendi başına oluşturmadı.
Avukat Taylan Tanay: Benzer durum Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Hurşit Tolon’un tahliyesinde de yaşanmıştı. Belgeyi önemsizleştirerek kişiyi beraata bile götürebilecek bir karar. Gelen ihbar mektubunda belge ve delillerin yok edildiği gerçeği ve ya Cumhuriyet savcısının bu konuyla ilgili de soruşturmayı yürüttüğü anlaşıldığından tutuklamanın şartlarının bulunmaması gibi bir kavramı nasıl kullandıklarını da anlayamadık… Buradan yargının Çiçek’i tutuklama yetkisi yok diye anlaşılıyor. Askerî vesayetin yargı üzerindeki etkisini gösterir iyi bir örnek denebilir.