Bir ülkede hukuk olmazsa neler olur?

Hukuksuzluk adına her şey olur, insan onuru hak ve adalet adına ise hiçbir şey.

Bizde hukuk var mı yok mu?

Hem var hem yok? Yani nereye kadar hukuk var, nereye kadar hukuk yok?

Hukukun girmediği kapalı ve karanlık alanlarda hak ve adaleti kim, nasıl sağlar?

Pazartesi günü Mehmet Gündem’e konuk oldum. ‘Gündemdekiler’i sunarken yukarıdaki özlü cümlelerle bir anlamda özetleyivermiş röportajı. Meramını kısa fakat anlamlı sözlerle anlatabilmek. Maharet bu olsa gerek.

Son zamanlarda Ergenekon Terör Örgütü iddiası ile açılan dava, yapılan duruşmalar ve dalga dalga genişleyerek yürütülen soruşturma hakkında çok şeyler yazılıp çiziliyor. Kimi “asrın davası” olarak niteleyip önemine vurgu yaparken, kimileri yargı eliyle siyasi bir hesaplaşmadan söz ediyor. Bizim “derin devlet davası” olarak nitelediğimiz bu dava, ülkemizin bugünü ve geleceği açısından son derece önemli. Hukukun üstünlüğünün tesisi için önemli. Demokratik hukuk devletinin bütün kurumlarıyla yerleşmesi için önemli. İnsanlık onurunun, hak ve özgürlüklerinin korunması için önemli.

‘El-adlü esasül mülk’ özdeyişini “Adalet Mülkün Temelidir” diyerek, adliye kapılarına, duruşma salonlarına serlevha yapmışız ama bir türlü gerçek adalet tecelli etmemiş. Hep adaleti beklemişiz. Hala da bekliyoruz.

‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’ yazmış hukuk kitaplarımız. Evrensel bir hukuk ilkesi. Suçlar kanunlarda tanımlanmış, cezaları da belirlenmiş. Suç işleyenler yargılanacak, suçları sübuta ererse cezalandırılacak. Ama verilecek cezada keyfilik olmayacak. Kanunda öngörülen ceza uygulanacak. Suç işleyen kim olursa olsun, herkes hukuk önünde eşit olacak. Zayıfı ezip güçlüyü kayırmak yok. Fakire fukaraya ceza verip, mahallenin eşrafını, ülkenin “saygın kişilerini” adaletten kaçırmak yok. O zaman hukuk yan çizer. Yandaşlar korunmaya başlanır. Adalet ufuklarda aranmaya başlar.

Hukuk, ‘kanunsuz suç olmaz’ dese de, kanunlarda olmayan bir irtica suçu uydurulur. Tanımı yoktur bu suçun. Karanlıktır dolaştırıldığı ortamlar. Sisli-puslu havaları çok severler. Şeffaflık, aleniyet hiç hoşlanmadıkları şeylerdir. Devlete, cumhuriyete, laikliğe düşman ilan ettikleri irticai güçleri karanlıkta tanımlamak daha kolaydır onlar için. İrticanın varlığına inanmayanlar fazla ısrarcı olurlarsa onları susturmanın yolları da vardır. İrticai tehlikeden en çok bahseden tanınmış bir siyasetçi, akademisyen ya da yargıç bir suikasta kurban gider. Suikastçılar, katiller yanlış yerde aranmasın diye olay mahalline takke, tesbih ve okudukları gazeteyi unuturlar. Gazete arasında yeni suikast planları da konulur ki tehlikenin devam etmekte olduğu iyice anlaşılsın.

Hukuk, demokrasi, seçim, sandık, halkın iradesi, egemenlik, nutukları süsleyen kavramlar olarak hep gündemde tutulur. Karanlık emellerine engel olmadıkça ne güzel kavramlardır bunlar. Anayasada hepsine yer vardır. Çıkarlarına dokunmaya başlayınca anayasa amayasa olur. Halkın iradesinin temsil yeri olan meclis baskı altına alınmalıdır… Telefonlar açılır, cumhurbaşkanlığı seçimine girmeyeceksin aksi halde… denilir. Bu yolla da netice alınamazsa artık darbeden başka çare kalmamıştır. Ordu göreve pankartları açılıp Anıtkabir’e yürünmelidir. Darbeye kalkışmak suç mu dediniz. Ne münasebet, devlette önemli görevler ifa etmiş saygın kişiler suç işleyecek değiller ya! Bakın bu saygın kişiler aynı zamanda fedakârdır. Darbeyi amaçladıkları iyice anlaşılsın, yanlış algılama olmasın diye ses kayıtlarını da yayınlarlar.

Hepinizin bildiği gibi böyle sürüp gidiyordu hikâye. Karanlıkta halkı uyutmak kolay oluyordu. Ne olduysa ufukta beklenen Adalet ışığı ülkeyi aydınlatmaya başlayınca oldu. Aydınlık olunca görüntüler netleşti. Hukukun uygulanmayacağı günler için hazırlanmış askılar, demokrasinin gömülmesi için kazılmış çukurlar ve halkın iradesinin etrafına örülmüş yüksek duvarlar ortaya çıkmaya başladı. Bir de bu tedbirlere rağmen hala demokrasi diye bağıranları susturacak silah ve mühimmatlar. Suikast planları, krokiler, isim listeleri, şemalar, emir ve talimatlar, lobi yapılanması, karargâh evleri ve darbe günlükleri…

Adı önemli değil. Aydınlanmayla başlayan bir soruşturma. Adaleti özleyenler bu defa beklediklerine kavuşmalı. Hukukun üstünlüğü görülmeli. Hukuk kendisini sevmeyenlere ve yok etmek isteyenlere haddini bildirirken asla hukuksuzluk yapmamalı. Adalet tecelli etmeli. Ve unutulmamalı; devlet, demokrasi, hukuk hepsi insan içindir. İnsan şahsiyetine yakışan, onurlu, huzurlu, müreffeh bir yaşam için.

Cevap Yazın

Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>