Üniversitelerde kılık kıyafeti serbest bırakan yasanın iptal istemi Anayasa Mahkemesince reddedilmesine ve yasa halen yürürlükte olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin karar gerekçesinin satır aralarından hüküm çıkarılarak başörtüsü yasağı uygulamasına devam edilmesi ile, TBMM’nin üzerinde ‘kanun koyucu’ gibi algılanmasına sebep olmuştur.
“Parlamentonun üstünlüğü 1924 Anayasası’nın en temel özelliği idi. İlk kez 1961 ve ondan sonra da 1982 Anayasası’nda benimsenen bu yeni ilkenin, yani egemenliğin Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar tarafından kullanılmasının öngörülmesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulus adına egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkmıştır.”
“Hernekadar anayasa yargısı temel meşruiyetini korumuş olduğu insan hak ve özgürlüklerinden almış olsa da, kullandığı egemenlik gücü üzerindeki tartışmaların en aza indirilmesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Mahkeme’ye üye seçme olanağı verilmesinin olumlu katkılar sağlayacağına inanılmaktadır.”
“Tüm bu örneklere rağmen Parlamentoların Anayasa Mahkemelerine üye seçimi Mahkeme’nin siyasallaştırılacağı konusundaki eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Ancak, bu eleştiriler Anayasa Mahkemesi’ne üye gönderen diğer kaynaklar için de geçerlidir. Seçimin olduğu her yerde sübjektif değerlendirmeler yapılabilecektir. Nitekim, Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’ne Avukatlar arasından yaptığı seçimde bir siyasi parti üyesini atamış, ancak atanan kişi parti üyesi olması nedeniyle sakıncalı bulduğu bu görevi kabul etmemiştir.”
Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi üyelerini Cumhurbaşkanı seçmektedir. Üç asıl ve bir yedek üyeyi tamamen kendi tasarrufu ile, diğer üyeleri de, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Sayıştay ve Yükseköğretim Kurulu’nun göstereceği adaylar arasından seçmektedir. Anayasa Mahkemesi Üyelerinin seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi tamamen devre dışıdır. Seçtiği üye olmadığı gibi seçilmesi için önerdiği üye de yoktur.
Toplumsal yaşamda, devlet, yönetim, otorite, egemenlik, meşruiyet, eşitlik, adalet, yargı ve denetim hep tartışıla gelmiştir. Birbirleriyle doğrudan bağlantılı olan bu kavramlardan bağımsız yargı denetimi bağlamında Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu ve halihazır hukuki yapısı ile “egemenlik ve demokrasi” ilişkisi ve AB sürecinde Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması gerekliliği, Cumhurbaşkanı seçimi öncesi ve sonrasında en çok tartışılacak konulardan biri olmaya aday görünüyor.
Kanunların Anayasaya uygunluğunu denetleme temel görevi ile tanınan Anayasa Mahkemesi, parti kapatma davalarıyla, bu davalarda usulüne uygun iptal istemi/davası olmadığı halde re’sen bazı yasa maddelerini iptal etmesiyle kararları tartışıldı. Yüce Divan sıfatıyla ilk defa eski bir Başbakanı yargılaması, üyelerinin bir kısmı hukukçu ve hakim kökenli olmamasına rağmen ceza yargılaması yapmasının yerinde olup olmadığı gündeme gelirken, Anayasa ve kuruluş kanununda olmamasına rağmen, 1993 yılından beri kendi içtihadı ile ‘yürütmenin durdurulması’ kararları vermesi hukuk camiasında farklı görüşlerle yorumlandı. Üniversitelerde kılık kıyafeti serbest bırakan yasanın iptal istemi Anayasa Mahkemesince reddedilmesine ve yasa halen yürürlükte olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin karar gerekçesinin satır aralarından hüküm çıkarılarak başörtüsü yasağı uygulamasına devam edilmesi ile de TBMM’nin üzerinde ‘kanun koyucu’ gibi hareket ettiği algılaması, ‘kuvvetler ayrılığı’ ve ‘egemenlik’ ilkelerinin uygulamasında bir değişime mi gidiliyor sorularının akademik ve siyasal platformlarda tartışılmasına neden oldu.
Tartışmalı konular yanında, Anayasa Mahkemesinin iş yükünün artması ile, Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerince Anayasa Mahkemesinin hukuki yapısı, üyelerinin seçimi, yetki ve görevleri yönünden yeniden yapılandırılması gerektiği ifade edilerek taslak öneriler ortaya konulmaya başlandı.
1961 Anayasası’nın En Temel Amacı Parlamento Üstünlüğüne Son Vermekti
Demokratik hukuk devletlerinde Anayasa Mahkemesi olmazsa olmaz kurumlardan biri midir, öyle ise nasıl bir Anayasa Mahkemesi konusuna geçmeden Anayasa Mahkemesinin tarihçesine kısaca değinerek, işleyiş biçimine bir göz atalım.
Ülkemizde Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası’yla kurulmuştur. 1924 Anayasası’na göre 1961 Anayasa’sının getirdiği en önemli yenilik, en köklü değişiklik olarak Anayasa Mahkemesinin kurulması ve egemenliğin kullanılması hakkındaki hükümler olduğunu söyleyebiliriz. Anayasa Mahkemesi bazı değişikliklerle birlikte 1982 Anayasası’nca da aynen korunmuştur.
“1961 Anayasası, 1924 Anayasası’nın “Ulusal Egemenlik” ilkesinden değişik bir egemenlik anlayışını kabul etmiştir. Bu anlayış, 1982 Anayasası’nca da benimsenmiştir. 1961 Anayasası’nın 4. maddesine göre “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir”. Maddenin bu ilk fıkrası, 1924 Anayasası’nın 3. maddesinden olduğu gibi alınmıştır. Ancak, 1961 ve 1982 Anayasalarının egemenliğin nasıl kurulacağını gösteren tümceleri, 1924 Anayasası’ndan oldukça değişik bir içeriktedir: “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar tarafından kullanır.” Türk Anayasa tarihi yönünden ele alındığında bu kuralın temel amacının, Parlamentonun üstünlüğüne son vermek olduğu söylenebilir. Parlamentonun üstünlüğü 1924 Anayasası’nın en temel özelliği idi. İlk kez 1961 ve ondan sonra da 1982 Anayasası’nda benimsenen bu yeni ilkenin, yani egemenliğin Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar tarafından kullanılmasının öngörülmesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulus adına egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkmıştır. 1961 ve 1982 Anayasaları, egemenliğin kullanılmasında yargıya önemli yetkiler tanımışlardır. Özellikle, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemesi nedeniyle egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahiptir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi,Parlamentonun çıkardığı yasaların Anayasa’ya aykırı olup olmadığına karar verebilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin, siyasal kurumların,özellikle Parlamentonun yetkilerini kötüye kullanması durumunda bir denge oluşturacağı ve bunu engelleyeceği düşünülmüştür.” (1)
Anayasa Mahkemesi’nin resmi tarihçesi anlatılırken, 1961 ve 1982 Anayasalarının en temel özelliğinin, “Parlamentonun üstünlüğüne son vermek” olduğu kabullenilmektedir. Gerçekten günümüzde YÖK, YAŞ, HSYK gibi ‘yetkili organların’ TBMM ve yargı denetiminden azade olarak, millet iradesi karşısında meydan okumalarını sürdürmelerinin temelinde, Anayasal düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.
Egemenliğin Kullanılmasındaki Değişim
Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntıları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, Büyük Millet Meclisince kabul edilen 1921 tarihli Anayasa’nın (Teşkilâtı Esasiye Kanunu ) birinci maddesinde , “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir”, ikinci maddesinde, “İcra kudreti ve teşri salâhiyeti milletin yegâne ve hakikî mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder.” deniliyordu. Kurtuluş Savaşını sevk ve idare eden Büyük Millet Meclisi’nin egemenliğin/hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve egemenliği Millet namına Büyük Millet Meclisi’nin kullanacağı ilkesini benimsemekle kalmayıp, Anayasa olarak kabul ederek işe başladığı görülmektedir.
1924 Anayasası’nda da aynı kural benimsenmiştir; “Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin yegâne ve hakikî mümessili olup Millet namına hakkı hâkimiyeti istimal eder”
1961 Anayasası ile egemenliğin kullanılmasında kabullenilen esaslar değişmiştir.1982 Anayasası ile de aynı değişiklik korunmuştur.Bu Anayasalara göre; “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.”
Görüldüğü gibi, demokrasi yolundaki gelişme 1961 Darbesiyle sekteye uğradığında, en büyük darbeyi Millet Egemenliği yemiştir. Demokrasi en kısa tanımı ile, halkın kendi kendini yönettiği sistemin adı olup, halkın kendisini yönetecekleri seçerek yetkilendirdiği “temsili demokrasi” de, egemenliğini mahdut bir süre için temsilcilerine devretmesi esastır. Ülkemiz için bu temsil 1961 yılına kadar tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinde iken, 1961 Darbe Anayasası ile, “yetkili organlar” devreye sokulmuştur. Egemenliğin gerçek sahibi olan Millete hesap vermekle sorumlu olmayan, bu nedenle icraatlarında millete meydan okuyabilen “yetkili organlar”. Her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesi, büyük harflerle duvarına nakşedilmiş olsa bile, artık 1961 ve 1982 Anayasaları ile TBMM, egemenliği kullanan yetkili organlardan biri haline gelmiştir.Diğer bir deyimle “Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulus adına egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkmıştır”
Anayasa Mahkemesi’nin Yetki ve Görevleri
Egemenliğin kullanımında, milli iradenin temel unsur olmaktan çıkarılıp, unsurlardan biri haline getiren anlayışı, temsili demokrasi ve demokratik hukuk devleti anlayışındaki evrensel gelişme ve değişime ayak uyduramayan darbe anayasalarının ürünü olarak görmekteyiz.
Anayasa Mahkemesi de, egemenlik kullanımını paylaşan yetkili organlardan biri olarak kurulmuştur. Görev ve yetkileri, üyelerinin seçimi, görev süreleri, karar ve yorumları ile yasaların Anayasa’ya uygunluğunu denetleyen bir yargı organı olmaktan öte yasa koyucu gibi algılanmaya başlamıştır.
Oysa; kuruluşu, yetki ve görevleri, üyelerinin seçimi itibariyle, demokratik gelişime uygun bir tarzda yapılandırılması halinde Anayasa Mahkemesi, egemenliğin kullanımını paylaşan değil, egemenliğin gerçek sahibi olan millet iradesine uygun kullanılıp kullanılmadığını denetleyen bir organ olarak görev ifa etmesi gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi’nin temel görevi, yasaların ve yasama organının işlemlerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir. Darbe ürünü olmayan, gerçekten milletin hür iradesi ile oluşmuş ve kabul edilmiş bir Anayasaya uygunluk denetimi yapmak, egemenliğin hakiki sahibinin iradesini korumakla eşdeğerdir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminden işleyiş biçimine kadar yapılandırılması çok önem arz etmektedir. Bu konuya sonuç bölümünde tekrar değineceğimiz için, öncelikle mevcut durum itibariyle Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerine bakalım;
“Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.” (2)
Anayasa Mahkemesi Üyelerinin Seçimi Diğer Ülkeler Ve AB Ülkeleri İle Mukayesesi
“Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden kurulur.
Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan Yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçer.”(3)
Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi üyelerini Cumhurbaşkanı seçmektedir. Üç asıl ve bir yedek üyeyi tamamen kendi tasarrufu ile, diğer üyeleri de, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Sayıştay ve Yükseköğretim Kurulu’nun göstereceği adaylar arasından seçmektedir. Anayasa Mahkemesi Üyelerinin seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi tamamen devre dışıdır. Seçtiği üye olmadığı gibi seçilmesi için önerdiği üye de yoktur.
Bu arada 1961 Anayasası’nın 145. Maddesinde, Anayasa Mahkemesi için öngörülen 15 asıl üyenin 5’i ve 5 yedek üyenin 2’si, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu’nca seçilmekte olduğunu belirtmeliyiz. 1982 Anayasası bu yönden daha geride kalmıştır
AB ülkelerinde ve diğer ülkelerde durum nasıldır ?
Anayasa Mahkemesi üyelerinin hangi kaynaklardan seçildiği ile ilgili olarak karşılaştırmalı anayasa yargısına baktığımızda, karşımıza şu tablo çıkmaktadır. Ülkelere göre Anayasa Mahkemesinde kaç üye bulunduğu, kaç yıllık bir süre için seçildikleri ve varsa yaş sınırı ile üyeleri hangi makamların seçtiği aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Tabloda bulunmayan İngiltere’de Anayasa ve Anayasa Mahkemesi bulunmamaktadır.
Aşağıdaki tablo otuza yakın ülkedeki durumu özetlemektedir.(4)
|
Ülke Adı Sayı Süre Üyelerinin Geldiği Kaynak |
|
Almanya 16 12 yıl Federal Meclis (8), Federal Konsey (8) |
|
Andora 4 8 yıl İspanyol Eş-Prens (1), Fransız Eş-Prens (1), Genel Konsey(2) |
|
Arnavutluk 9 9 yıl Meclisin gösterdiği adaylar arasından Devlet Başkanınca |
|
Avusturya 14 6y 70 yaş Federal Hükümet (6 asıl, 3 yedek), Ulusal Konsey |
|
(3+2),Federal Konsey (3+1) |
|
Azerbaycan 9 10 yıl Cumhurbaşkanının önermesiyle Parlamento tarafından |
|
Belçika 12 70 yaş 6 Walon, 6 Flemenk, Temsilciler Meclisi ve Senato |
|
Tarafından |
|
Benin 7 Parlamento (4), Devlet Başkanı (3) |
|
Ekvator 9a+9y 4.yıl Devlet Başkanı tarafından sunulan 3’lü listeden Ulusal |
|
Kongre (2+1), Belediye Başkanları ve Valiler (1), işçi sınıfı |
|
yerel halk ve köylüler (1), Sanayi Odaları (1), Ulusal Kongre |
|
(re’sen) (2). Aynı mekanizma yedekleri de seçer. |
|
Ermenistan 9 70 yaş Parlamento (5), Devlet Başkanı (4) |
|
Fransa 9 9.yıl Devlet Başkanı, Meclis Başkanı ve Senato Başkanı |
|
Tarafından |
|
Guatemala 5a+5y 5 yıl Yüksek Mahkeme (1+1), Kongre (1+1), Başbakan |
|
(1+1), Üniversite Yüksek Konseyi (1+1), Barolar |
|
Birliği (1+1) |
|
GüneyKore 9 6 yıl Tamamı Devlet Başkanı tarafından; ancak 3’ünü |
|
Parlamento önerir |
|
İspanya 12 9 yıl Kongre (4), Senato (4), Hükümet (2), Yargı Genel Kurulu (2) |
|
İtalya 15 9 yıl x Parlamento (5), Devlet Başkanı (5), Temyiz Mahk.(3), |
|
Danıştay (1), Sayıştay (1) |
|
Kamerun 11 9 yıl Parlamento (3), Devlet Başkanı (3), Senato (3), Yargıtay (2) |
|
Kongo 16 Parlamento (8), Devlet Başkanı (8) |
|
Litvanya 9 9 yıl Devlet Başkanı, Meclis Başkanı ve Yargıtay Başkanı |
|
tarafından gösterilen eşit sayıdaki adaylar arasından |
|
Parlamento tarafından |
|
Macaristan 11 9 yıl Parlamentonun hukuk, idari ve yargı komiteleri tarafından |
|
Seçilir |
|
Moğolistan 9 6 yıl Tamamı Parlamento tarafından, 3’ü Devlet Başkanınca |
|
aday gösterilir |
|
Orta Afrika Cumhuriyeti 6 9 yıl x Meclis Başkanı (3), Devlet Başkanı (3), Hakimler (3, kendi aralarından) |
|
Polonya 15 9 yıl Tamamı Parlamento tarafından |
|
Portekiz 13 9 yıl Meclis Genel Kurulu (10) ve Anayasa Mahkemesi Yargıçları |
|
(3) |
|
Romanya 9 9 yıl Bakanlar Kurulu (3), Senato (3) ve Devlet Başkanı (3) |
|
Rusya 19 12 yıl Tamamı Devlet Başkanı tarafından (70 yaş üst görev limiti) |
|
Slovakya 10 7 yıl Yasama organı (Ulusal Konsey) tarafından seçilen 20 kişilik |
|
liste içerisinden Devlet Başkanı |
|
Slovenya 9 9 yıl Devlet Başkanının tavsiye ettiği adaylar arasından |
|
Parlamento taraf |
|
Şili 7 8 yıl Yüksek Mahkeme (3), Ulusal Güvenlik Konseyi (2), Senato |
|
(1) ve Devlet Başkanı (1) |
|
Tayland 7 – Parlamento (4), Meclis Başkanı (1), Yüksk Mahkeme |
“Tabloda görüleceği üzere, birçok ülkede yasama ve yürütme organı arasında bir denge kurulmaya çalışılmıştır. Bazı ülkelerde yürütme kanadını sadece devlet başkanı oluştururken, sayıları az da olsa, doğrudan hükümetin seçime katıldığı örnekler de görülmektedir. Avrupa Anayasa Mahkemelerinde seçim sistemlerini gösteren tabloya bakıldığında Macaristan’da 15 yargıç 3/2 çoğunlukla Ulusal Meclis tarafından, Almanya’da 16 yargıcın 8’i Federal Meclis, diğer 8’i ise Eyalet Meclislerince seçilmekte, Portekiz’de yargıçların 10’u Cumhuriyet Meclisi’nce, Polonya’da 13 üye Millet Meclisi’nin salt çoğunluğu ile karma sistemi kabul eden İtalya’da 15 üyenin 5’i Cumhurbaşkanı tarafından, 5 üye Parlamento, kalan 5 üye de Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay mensupları arasında paylaştırılmış, Romanya’da 9 üyeden 3’ü Meclis, 3’ü Senato’ca seçilmekte, 3’ü ise Cumhurbaşkanı’nca atanmaktadır. İspanya’da ise 12 üye Kral tarafından atanmakla birlikte yapılan bu atama biçimsel bir işlemden ibaret olup asıl seçim 4 Kongre, 4 Senato, 2 Hükümet ve 2’de Adliye Genel Konseyi’nce gerçekleştirilmektedir.”
“Kısaca çeşitli ülkelerden verilen örneklerde görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi’ne üye seçme konusunda parlamentolara ciddi kontenjanlar tanınmıştır.”
“Tüm bu örneklere rağmen Parlamentoların Anayasa Mahkemelerine üye seçimi Mahkeme’nin siyasallaştırılacağı konusundaki eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Ancak, bu eleştiriler Anayasa Mahkemesi’ne üye gönderen diğer kaynaklar için de geçerlidir. Seçimin olduğu her yerde sübjektif değerlendirmeler yapılabilecektir. Nitekim, Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’ne Avukatlar arasından yaptığı seçimde bir siyasi parti üyesini atamış, ancak atanan kişi parti üyesi olması nedeniyle sakıncalı bulduğu bu görevi kabul etmemiştir.”
“Yargıçların tarafsızlığını sağlamak üzere Anayasa ve yasalarla getirilen güvenceler, (Azledilememe, 65 yaşından önce emekliliğe sevk edilememe gibi) seçenlerle seçilenler arasında bağı zayıflatan, ya da ortadan kaldıran düzenlemelerdir. Bütün bunlara karşın sonuçta yargıcın tarafsızlığını sağlayacak olan yargıcın yorum ahlakıdır.” (4)
“Hernekadar anayasa yargısı temel meşruiyetini korumuş olduğu insan hak ve özgürlüklerinden almış olsa da, kullandığı egemenlik gücü üzerindeki tartışmaların en aza indirilmesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Mahkeme’ye üye seçme olanağı verilmesinin olumlu katkılar sağlayacağına inanılmaktadır.” (5)
Yukarıda alıntı yaptığımız görüşler, Anayasa Mahkemesinin asıl ve yedek üyelerinin yaptıkları toplantılarda ileri sürülen ortak görüşleri yansıttığı, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Sayın Haşim Kılıç’ın sunumundan anlaşılmaktadır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması, üye sayısı ve çalışma esasları hakkında bir taslak ortaya konulmuştur. İş yüküne göre davaların hızlı sonuçlandırılması için, üye sayısının artırılarak iki daire ve bir genel kurul olarak yapılandırılması kanaatimizce de uygun olacaktır. Ancak üyelerin seçimi konusunda, Baro ve Yükseköğretim Kurulunun bildirdikleri ile sınırlı olmak üzere üyelerin dörtte birinin seçiminin TBMM’ne bırakılması 1961 Anayasası’nın öngördüğünden daha geri kalmaktadır. Pek çok ülke ile birlikte AB ülkelerinde uygulandığı şekilde, Anayasa Mahkemesi Üyelerinin ekseriyeti yasada belirlenecek niteliklere sahip kişiler arasından Türkiye Büyük millet Meclisi’nce seçilmeli, diğerleri de TBMM’nin önerdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanınca seçilmelidir.
1982 Anayasası 153. Maddesinde; “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez” denilerek, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun biçimde, Anayasa Mahkemesi’nin kanun koyucu, yani TBMM gibi hareket edemeyeceği kuralı konulmasına rağmen, Mahkeme’nin bazı kararlarının ve gerekçelerinin kanun gibi algılanması ve uygulanması karşısında, daha açık ve net olarak yasama-yargı ayrımını vurgulayan, yanlış anlama ve yorumlamaları engelleyecek bir düzenleme yapılmalıdır.
AB sürecinde- sonuç ne olursa olsun- Türkiye Cumhuriyeti kendi kurumlarını yeniden yapılandırırken, kurtuluş savaşını veren, bağımsızlığımızı sağlayan egemenliğin gerçek sahibi millet ile hukukun üstünlüğü ve temsili demokrasi anlayışı içinde, milletin egemenliğini kendi adına kullanma yetkisi ile donattığı Türkiye Büyük Millet Meclisi en üstte dikkate alınmalıdır. Devlet bütün kurumları ile Türk Milletinin varlığı, bekası ve mutluluğu için var olmalıdır.Bu çerçevede kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelenmeden, yasama,yürütme ve yargının fonksiyonlarını bihakkın yerine getirmesi de mümkündür. Unutulmamalıdır ki, demokrasi içinde milletin doğrudan hesap sorabildikleri seçilenlerdir.
- Anayasa Mahkemesi Tarihçesinden
- 1982 Tarihli T.C.Anayasası
- 1982 Tarihli T.C.Anayasası
- Türk Anayasa Mahkemesinin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Öneri. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç’ın sunumu.
- Türk Anayasa Mahkemesinin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Öneri. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç’ın sunumu.
Not: Yarınlar İçin Düşünce Dergisi 2007/Ocak 15.sayısında yayınlanmıştır.