Şubat 2008. Bu defa 28 Şubat değil 8 Şubat. TBMM millet adına kararını verdi. Milletin özgürlük taleplerinin yükseköğretimle ilgili kısmında son noktayı koydu ve başörtüsüne özgürlük dedi.
Bilindiği gibi 22 Temmuz seçimleri sonucunda, Milletin yüzde sekseninin temsil edildiği bir parlamento oluşmuştu. Çoğulculuk ve temsilde adaletin en iyi şekilde tecelli ettiği TBMM, yine yüzde seksen gibi rekor bir ekseriyetle Anayasa’nın 10 ve 42.maddelerini değiştiren teklife evet dedi. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün onayı ile de bu değişiklik yürürlüğe girecek.
Anayasa veya yasa teklifleri görüşülürken bazı siyasi parti veya milletvekillerinin muhalefet etmesi tabiidir. Ancak muhalefetini dile getirenlerin, hukuk tanımaz bir tavırla, darbeden, savaştan, idamlardan söz etmelerini anlamak mümkün değildir. CHP lideri Deniz Baykal’ın son açıklamaları maalesef böyle; “Anayasa yeniden yapılamaz mı ? Elbette yapılır. Düşmanı atarsın, devleti yeniden kurarsın. Bayrağı dikersin. Parayı bastırırsın. Yapanlar yapmış…İhtilali yaparsın. İdamı göze alırsın…Anayasa toptan yenilenir”
Baykal anayasada değişiklik yapmak isteyenlere böyle sesleniyor. TBMM’ne ve Türk halkına siz demokratik yoldan anayasa yapamazsınız, anayasayı değiştiremezsiniz diyor. Anayasa yapma ve değiştirmenin sadece elinde silah darbe yapanların hakkı olduğunu söylüyor. Aynı zamanda sivil anayasa yapmak isteyenleri de idamla tehdit ediyor.
Aynı paralelde konuşan-bağıran demek daha uygun- Kanalturk sahibi Tuncay Özkan’da, Anayasa’nın 10 ve 42.maddesini değiştirenlerin Türk Ceza Kanunun 309.maddesine göre idamla yargılanacaklarını ferman buyurmuş. Tuncay Özkan, CHP liderine destek mi veriyor yoksa kuyusunu kazıyor o da belli değil. Zira TCK.309.maddesi anayasal düzeni cebir ve şiddetle zorla ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs edenleri cezalandırıyor. Tam da Baykal’ın tarif ettiği gibi, önce ihtilal sonra anayasa değişikliği. 547 Milletvekilinin bulunduğu TBMM’de yapılan ise, 517 Milletvekilinin katıldığı oturumda 411 parlamenterin oyu ile beşte dört bir ekseriyetle Anayasanın iki maddesini değiştirmek. Kimin Anayasayı ihlal ettiğine artık millet karar verecek. Yüzde seksen zaten farkındaydı, yüzde yirminin uyanması için de Baykal elinden geleni ardına bırakmıyor !
ŞİMDİ NE OLACAK ?
Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesiyle olacak gelişmeleri herkes merak ediyor. Yarın ne olacağı konusunda kaos, kargaşa ve çatışma bekleyenler gibi müneccimliğimiz yok. Ama hukuken olması gerekeni söyleyebiliriz.
Bir defa, Anayasa değişikliği ile hedeflenen, günlerce açıkça tartışılıp ifade edildiği gibi yükseköğrenim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılmasıdır. Yasama organının iradesi budur. Değişikliğe evet veya hayır diyenler bu konuda hemfikirdir. Anayasa değişikliği resmi gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girecek ve üniversitelerde başörtüsü ile eğitim serbest olacaktır.
10.Maddede yapılan değişiklik ile, kanun önünde eşitlik ilkesi bir kez daha vurgulanarak kamu hizmetinden yararlananlar arasında ayırımcılık yapılamayacağı yoruma meydan vermeyecek açıklıkta Anayasa’da yer almıştır. 42.Madde değişikliği ile de, “eğitim hakkının engellenemeyeceği” kuralı, “kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı” şeklinde kabul edilerek, Anayasa Mahkemesi gerekçelerinin satır aralarından çıkarılacak yorumlar ve YÖK genelgeleri ile yasak getirilemeyeceği Anayasa teminatına bağlanmıştır.
Anayasa değişikliğine rağmen başörtülüler üniversitelere yine alınmazsa ne olacaktır ? Bazı rektörler ve öğretim üyeleri iddia ettikleri gibi, üniversitelerin kapısına kilit mi vuracaklardır ? Bizim de derslere girmeme özgürlüğümüz var diyenler gerçekten böyle bir saçmalığı yapabilecekler midir ? Ya da, ne yapalım üniversiteye girerler ama biz de hak hukuk tanımadan kıyafetlerine göre not veririz demeye devam edebilecekler midir ?
Kanımca bunların hiçbiri olmayacaktır. Birkaç provakatif eylem dışında herkes hukuk çizgisinde hareket edecektir. Toplumun yüzde sekseninin kalkmasını savunduğu bir yasağın Anayasa değişikliği ile sona erdirilmesinden sonra bir kaos ve kargaşanın olmadığı görülecektir. TCK’nun 141 ve 142.maddeleri kaldırılsa Türkiye’ye komünizm geleceğini söyleyip yasakları savunanlarla, başörtüsü yasağı kalkarsa laiklik elden gider diyenlerin bir farkı olmadığı görülecektir.
Yasağı savunanların, Anayasa değişikliğini hazmedemeyenlerin tek umudu Anayasa Mahkemesidir. Ancak başta anayasa hukuku profesörleri olmak üzere, hemen hemen bütün hukukçular, Anayasa değişiklik paketini, Anayasa Mahkemesinin şekil yönünden denetleyeceğini ve iptal etmeyeceğini söylemektedirler. Bu noktada gözler YÖK Kanunu Ek 17.maddede yapılması düşünülen değişikliktedir. Çene altı modelinin tanımlandığı bu madde yasakçılar için can simididir diyebiliriz. Bu nedenle Baykal’da bu yasal değişikliğin bir an önce yapılmasını istemeye başlamıştır. Amaç bellidir. Ek 17 değişsin ki, Anayasa Mahkemesinde iptal ettirelim. Bu nedenle Ek.17 değişikliğinden vazgeçilmelidir.
Üniversitelerde özgürlük için uzlaşarak milletin takdirini toplayan AKP ve MHP amacına ulaşmıştır. Bu siyasi gelişmeler karşısında yeniden bir araya gelerek, Ek 17 maddenin değiştirilmesine gerek olmadığı konusunda bir mutabakata vardıklarını kamuoyuna duyurmalıdırlar.
Anayasa değişikliği üniversitelerde başörtüsü problemini de, istismarını da çözecektir. Yasağı sürdürmek isteyenlerin de suç duyurusu ve soruşturmalarla karşı karşıya kalacakları açıktır. Suç işleyenlerin yargılanması için YÖK gerekli izni vermeye başlayınca, on yıldan beri iddia ettiğim gibi, eğitim ve öğretimin engellenmesi eyleminin TCK’daki müeyyidesi devreye girecektir. Gönül ister ki bunlara hiç gerek kalmaz. Hukuk devletinde keyfiliğin yeri yoktur. Üniversitenin kapısına kilit vururuz diyenler dağ başında değiller ya.