Kader deyip geçemeyiz

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Kara haber bu defa Karaman’dan geldi.

Ermenek ilçemize bağlı Güneyyurt Beldesi Pamuklu köyünde 18 işçimiz maden ocağında mahsur.

Bu defa göçük veya patlama değil, su patlaması ile yerin 375 metre derinliğinde kalan işçilerimiz var.

Öğle yemeği dışarı çıkmalarına izin verilmediği için, içerde yemek yerken mahsur kaldıkları ifade ediliyor.

Kurtulan 16 işçimiz, önce rüzgar sesi işittiklerini, sesi işitir işitmez kendi imkanları ile kaçarak kurtulduklarını, arkadaşlarının ise kaçamadıklarını ifade ediyorlar.

Dışarda umutsuz bekleyiş sürüyor.

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere ilgili bakanlar orada. Devlet bütün imkanları seferber etmiş durumda ama şu ana kadar kurtarma çalışmalarından bir umut olmadığı anlaşılıyor.

Soma faciasından sonra yapılan yasa değişikliği ve alınan idari tedbirlerin maden ocaklarında hala uygulanmadığı anlaşılıyor.

Her şeyin yasa değiştirmekle, kural koymakla değişmediği gerçeği bir kez daha karşımızda.

Cezalarda yapılan artışların trafik kazalarını tamamen önlemediği gibi, maden ocaklarıyla ilgili yapılan yasa değişikliklerinin de – bu facialar önlenemediğine göre- etkili olmadığı ortada.

Kurallarda eksiklik varsa ortaya konulup yeni düzenlemeler yapılması şart elbette. Ama çıkardığınız yasalar, pratikte uygulanıyor mu? Uygulamayanlar hakkında gerekli işlemler yapılıyor mu? Denetimler ne alemde ?  Sadece kanunun öngördüğü idari para cezalarının uygulanması değil, kurallara uymayan maden ocaklarının, işyerlerinin kapatılması dahil öngörülen tedbirler alınabiliyor mu?

Sorulacak, sorgulanacak husus çok.

Acı gerçek ise, halen 18 canımız maden ocağında mahsur…

Bazen “ihmal” ile “kasıt” eşdeğer hale geliyor.

Hukukumuzda bu olaylar genel anlamda taksirli suçlar bağlamında ele alınıyor. Trafik kazaları, iş kazaları, maden ocaklarında meydana gelen yaralanma veya ölümle sonuçlanan olaylar taksirle işlenen suçlar olarak değerlendiriliyor.

Taksirle işlenen suçların cezası, kasten işlenen suçlara göre elbette daha hafif. Böyle olması da gerekli.

Ama öyle haller var ki, ihmali davranışlar ile kasten işlenen icrai hareketler bazen eşit hale gelebiliyor. Bu durum da ihmali davranışa uygulanan yaptırım, kasten işlenmiş suçla eşdeğer oluyor. Ermenek faciasıyla ilgili başlatılan soruşturma bu açıdan da mutlaka değerlendirilmeli.

Olay hakkında adli soruşturma hemen başlatıldı, sonuçları göreceğiz ancak  basına yansıyan haberler gerçekten ihmalin boyutlarının çok korkunç olduğunu gösteriyor.

İhmal değil, ihmaller zinciri var.

İşten ayrılan bir işçinin, çalışma koşullarının güvensiz olduğuna dair şirkete noterden ihtarname gönderdiği, ihtarnamede su baskınına karşı tedbir olarak uygulanan 25 metrelik ön sondaj denemesinin yapılmadığını, suyun patladığı noktanın 200  metre altından kömür çıkarıldığını, bu şartlar altında çalıştıkları için can güvenliklerinin olmadığını, ihtarnameye hiçbir cevap verilmediğini, bu gerekçeyle işten ayrıldığını açıklıyor.

Mahsur kalan 18 maden işçisinin hepsinin arkadaşı olduğunu ifade eden maden işçisi İsmail Sevil, kendisinin şirkete gönderdiği ihtarnameden sonra 3 Ekimden itibaren işe gitmediğini gitseydi şimdi mahsur kalanlar arasında olacağını söylüyor.

Yazının devamı

28 Şubat davasında ilginç gelişmeler

[Yeni Asya]

mahkeme

 

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın yargılandığı davada ifade veren eski Orman Bakanı ve DYP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci, “28 Şubat bence darbe değildir, darbe paranoyası oluşturulmuştur” dedi.

“Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması sona erdi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmanın öğleden sonraki oturumunda sanıklardan Muhittin Erdal Şenel söz aldı ve “Bülent Orakoğlu’nu yargılayan askeri mahkeme heyetini tehdit ettiğine” ilişkin beyanlar konusunda, “Benim, Hakim Mesut Kurşun’u ikaz ettiğim tamamen gerçek dışıdır, duyuma dayalıdır. Hiçbir şekilde kanıtlanmamıştır” dedi.

Müşteki avukatlarından Reşat Petek söz alarak, Mesut Kurşun ile televizyon programına çıktığını, Kurşun’un, orada da Şenel’in kendisini azarladığını dile getirdiğini anlattı.

Kurşun ile mahkeme üyesi Ahmet Karamanlı’nın, Orakoğlu’nun beraat etmesi sonrasında görevlerinden alınarak, Malatya’ya tayin edildiklerini ifade eden Petek, “Ahmet Karamanlı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurarak, görevine döndü. Ama döndü de ne oldu? BÇG raporlarıyla, kendisi irticacı olarak damgalanarak, YAŞ kararıyla silahlı kuvvetlerden ihraç edildi” diye konuştu.

Petek, daha sonra dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’na, “Emniyet istihbaratın başındayken, Aczmendi terör örgütü adında bir örgüt sizin istihbari bilgileriniz içinde var mıydı?” sorusunu yöneltti.

Orakoğlu, böyle bir bilgiye sahip olmadıklarını bildirerek, o dönemde Aczmendilerle anılan kişilerin “JİTEM’e çalıştıklarını” iddia etti. Orakoğlu, “Hatta Sisi de… Bunlarla ‘İrticai tehdit var’ algısını oluşturacak bir takım provokasyonlar sahneye kondu” diye konuştu.

Petek’in, “28 Şubat gerçekleşmiş bir darbe midir?” sorusuna, Orakoğlu, “Açık bir darbedir. Darbenin postu, şusu, busu olmaz” ifadesini kullandı.

Müşteki avukatlarından Figen Şaştım, Orakoğlu’nun, 28 Şubat’ta dış güçlerin etkilerinin de olduğuna ilişkin beyanlarını hatırlatarak, “Bu durumda, bu darbeyi yapanlar aynı zamanda vatan haini de olurlar mı?” diye sordu.

Soru üzerine bazı sanıklar tepki gösterirken, kimi izleyiciler Şaştım’ı alkışladı.

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar’ın talimatıyla alkışlayan izleyiciler duruşma salonundan çıkartıldı.

Avukatı İsmail Aydos’un sorusu üzerine Orakoğlu, “Köstebek Davası” olarak bilinen dava kapsamında, kendisine “sahte belgeden” dava açılmadığını bildirdi.

Bir soruyu yanıtlarken Orakoğlu, “o dönemde Çevik Bir ve terör örgütü PKK arasında telefon görüşmeleri olduğunu duyduğunu” ifade etti.

Bu beyana tepki gösteren asının Çevik Bir’in avukatı Vefa Toklu, Orakoğlu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

Çevik Bir ise böyle birşeyi ilk defa duyduğunu ve ciddiye almadığını belirtti.

Hasan Ekinci’nin beyanı

Daha sonra eski Orman Bakanı ve DYP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci ifade verdi.

MGK’da ilk defa terör ve iltica ile mücadele kararları ele alınmadığını öne süren Ekinci, hükümetin alacağı tedbirleri kurumlara bildirdiğini ve o kurumlarında çalışmalar yaptığını söyledi.

Ekinci, MGK karaları doğrultusunda o dönemde Genelkurmay Başkanlığında da BÇG oluşturulduğunu belirtti.

“Darbenin ne olduğunu darbeyi yaşayan bilir” diyen Ekinci, yaşananların darbe olabilmesi için hükümetin düşmesi gerektiğini, fakat o tarihte hükümetin yerinde durduğunu kaydetti.

28 Şubat’ta DYP’ye darbe yapıldığını savunan Ekinci, “Bu darbe laik, demokrat ve Atatürk ilkelerine bağlı bir partiye yapıldı. Kime yapıldı? Merkez sağa yapıldı. Sıkıntı burada, bu sıkıntının içinde yargı da var, herkes var. Erbakan bir dosya çıkarttı, Tansu Hanım’a verdi, o dosyada üst yazıyla siyasi bir partinin genel başkanın raporu vardı. Anayasa Mahkemesine gönderiliyor, kim gönderiyor? Dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş” açıklamasında bulundu.

“28 Şubat bence darbe değildir”

Ekinci’nin savunmasında çelişkiler olduğunu belirten müşteki avukatlarından Figen Şaştım, “Eğer darbe yoksa neden ve kimden şikayetçi oldunuz?” diye sordu. Ekinci, “darbe olmadığını, olmuşsa da bunun DYP’ye yapıldığını” söyledi.

Müşteki avukatlarından Reşat Petek, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e bir generalin “Ayağını denk alsın, yoksa yağlı kazığa oturturuz” söyleminin ve bir gazetedeki “Gerekirse silah kullanırız” başlığının hükümete yönelik tehdit olup olmadığı sorusuna Ekinci, “Halk dahil herkes gergindi, dışarı çıktığımda ışıkların yanıp söndüğünü görüyordum” karşılığını verdi.

Ekinci, “Ben sonuca bakarım, bir de o güne bakarım. Sonuçta böyle büyük bir dalgalanma, toplumsal hareket olmuş. Hükümet, kendi içinde, demokrasi içinde istifa etmiş ve bunlar durmuş. Falan böyle dedi, filan böyle dedi, toplumsal olayları kişilere, kurumlara bağlamak kolay değil” diye konuştu.

Petek’in sorusundaki sözün atfedildiği sanık Çetin Saner söz alarak, bu konuyu savunmasında da dile getirdiğini belirtti ve “Binanın önüne oturturlar onu) dedim. Bunu söylediğim için de üzüntü duydum. Söylememem gerekirdi” açıklamasını yaptı.

Müşteki avukatlarından Yunus Akyol’un, “O dönemde DYP’li birçok milletvekili tehdit edildi. Siz tehdit edildiniz mi?” sorusuna, “Kesinlikle olmadı” dedi ve milletvekillerinin tehdit edildiğini duymadığını söyledi.

Mahkeme, duruşmayı 30 Ekim Perşembe, saat 09.30’a bıraktı.

Yazının devamı

28 Şubat’a tanık olmadı ‘Baba’ları darbeye suskun

[Star Gazete]

28 Şubat darbe sürecinde sesleri gür çıkan askerler yargılandıkları davada ‘ilgimiz yoktu’ savunması yaparken, REFAHYOL Hükümeti’nin indirilmesinde aktif rol oynayan dönemin Cumhurbaşkanı Demirel ise tanık olma davetini geri çevirdi.

281020140200013794230_2

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması gerçekleştirildi.

Ankara 5. Ağır Ceza’da adli tatil nedeniyle verilen aranın ardından yapılan duruşmaya tutuksuz sanıklar, avukatlar ve müştekiler katıldı. Müşteki avukatları arasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızları Esra Albayrak ve Sümeyye Erdoğan’ın avukatı, müştekiler arasında ise eski Bakan Hasan Ekinci ve eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu ile 1998’de AİHM’e başörtüsü yasağı nedeniyle başvuran Leyla Şahin de hazır bulundu. Zirve Yayınevi davasında tutuklu yargılanırken tahliye edilen emekli org. Hurşit Tolon’un da izlediği duruşmada, yoklamanın ardından Ankara’daki 91 kişiye davetiye çıkarıldığı belirtildi.

Tankları gazetelerde gördüm

Sanıklardan Doğan Temel ve Sedat Arıtürk’ün sesli ve görüntülü sistemle ifadesi alındı. Genelkurmay Personel Daire Başkanlığının 1997’deki çalışmaları hakkında bilgi veren Temel, 7 Nisan 1997’deki toplantıya katılmadığını, o tarihte Bosna-Hersek’te bulunduğunu söyledi. Müştekilerin avukatı Emrullah Beytar’ın, “Sincan’da yürütülen tanklarla ilgili bilginiz var mı? sorusuna Temel, “Gazetelerden gördüm” dedi.

Balans ayarı bana ait değil

Temel’e soru yönelten bazı müştekilerin avukatı Reşat Petek, “Davanın iki numaralı sanığı Çevik Bir, tank yürütmenin ‘demokrasiye balans ayarı’ olduğunu söylüyor. Tank yürütmenin darbe olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sordu. Temel, “Sorunuzu Çevik Bir’e sorun. Fikir yürütmem mümkün değil” dedi. Bunun üzerine söz alan Çevik Bir ise “balans ayarı” ifadesini kullanmadığını belirterek, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreterini ziyaretten döndükten sonra bütün gazeteciler etrafımızı sardı. Kendilerine, BM Genel Sekreteri ile konuşmamı anlattım. Kofi Annan, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiyi koruyacak şekilde işlemlerde bulunuyor’ ifadesini kullandı. Hürriyet gazetesinden Ferai hanım bunu ben söylemişim gibi yazdı. Yasemin Çongar ise ‘Çevik Paşa öyle bir ifade kullanmadı’ yazdı. Ama hala ‘balans ayarı ifadesi kullanıldı’ deniyor. Bunu düzeltmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Vali Odabaş: BÇG beni fişledi

Müşteki sıfatıyla ifadesi alınan Bayburt Valisi Yusuf Odabaş ise, “O dönem İstanbul vali yardımcısıydım. BÇG beni 375 meslektaşımla fişledi. Evrakta sahtecilik yapılarak tayin edildim. Şikayetim üzerine müfettiş gönderildi, ancak dosya kapatıldı” dedi.

SÜLEYMAN DEMİREL KABUL ETMEDİ

28 Şubat Davası kapsamında beyanının alınması için davetiye çıkarılan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, avukatı aracılığıyla tanıklık yapmayacağını mahkemeye bildirdiği açıklandı. Davanın öğleden sonraki oturumunun başında, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Fevzi Şıngar, davetiye çıkarılan Süleyman Demirel’in geçen günlerde avukatı aracılığıyla tanıklık yapmayacağını mahkemeye bildirdiğini söyledi.
Mahkeme davet etmişti
Davanın son celsesinde, Cumhuriyet Savcısı Levent Savaş, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in dinlenilmesi ve görüşünün alınmasını talep etmiş, mahkeme Süleyman Demirel’in beyanda bulunmak isterse beyanının alınması için davetiye gönderilmesine karar vermişti.

Çevik Bir demokrasi havarisi kesildi

[Yeni Şafak]

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşmasına devam edildi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde, adli tatil nedeniyle verilen aranın ardından yapılan duruşmaya tutuksuz sanıklar, avukatlar ve müştekiler katıldı. Müşteki avukatları arasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kızları Esra Albayrak ve Sümeyye Erdoğan’ın avukatı, müştekiler arasında ise eski Bakan Hasan Ekinci ve eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu ile 1998’de AİHM’e başörtüsü yasağı nedeniyle başvuran Leyla Şahin de hazır bulundu.

Sanıklardan Doğan Temel ve Sedat Arıtürk’ün sesli ve görüntülü sistemle ifadesinin alınacağının belirtilmesi üzerine müşteki Çetin Vural’ın avukatı Ömer Kavili, isnat edilen suçun ağırlığı nedeniyle sesli ve görüntülü sistemle ifade alınmasından vazgeçilmesini, doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca sanıkların salonda savunmasının alınmasını talep etti.

Genelkurmay Personel Daire Başkanlığının 1997’deki çalışmaları hakkında bilgi veren Temel, başkanlığın o dönemde 4 şubeden oluştuğunu bildirdi.

Temel’e soru yönelten bazı müştekilerin avukatı Reşat Petek, “Davanın iki numaralı sanığı Çevik Bir, tank yürütmenin ‘demokrasiye balans ayarı’ olduğunu söylüyor. Tank yürütmenin darbe olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sordu. Temel, “Sorunuzu Çevik Bir’e sorun. Fikir yürütmem mümkün değil” dedi.

28 Şubat ile ilgili ‘Demokrasiye balans ayarı’ cümlesi yıllardır eleştirilen dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir böyle bir açıklama yapmadığını söyledi. Çevik Bir 15 yıldır neden tekzip etmedin sorusuna ise cevap veremedi.

“Balans ayarı ifadesini kullanmadım”

Çevik Bir ise “balans ayarı” ifadesini kullanmadığını belirterek, “BM Genel Sekreterini ziyaretten döndükten sonra bütün gazeteciler etrafımızı sardı. Kendilerine, BM Genel Sekreteri ile konuşmamı anlattım. Kofi Annan, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiyi koruyacak şekilde işlemlerde bulunuyor’ ifadesini kullandı. Hürriyet gazetesinden Ferai hanım bunu ben söylemişim gibi yazdı. Yasemin Çongar ise ‘Çevik Paşa öyle bir ifade kullanmadı’ yazdı. Ama hala ‘balans ayarı ifadesi kullanıldı’ deniyor. Bunu düzeltmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Duruşmaya, verilen aranın ardından devam edilecek.

28 Şubat Davası

[Bugün]

28-subat-davasi_1320338_340_226ANKARA (AA) – 28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması tamamlandı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın öğleden sonraki kısmında, İstanbul’da bulunan sanık Sedat Arıtürk’ün savunması da Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS yöntemiyle alındı.

YÖK Denetleme Kurulundaki 20 aylık görev süresince, isnat edilen suçla ilgili tarafına atılı herhangi bir belge gelmediğini iddia eden Arıtürk, şu savunmayı yaptı:

“O tarihteki görüşlerimin bugün de arkasındayım. Fakat ne tezattır ki bugün sanık olarak karşınızdayım. 83 yaşındayım ve birçok ciddi hastalıkla mücadele etmekteyim. Mesnetsiz olarak bu davanın içinde olmam, hastalıklarımı daha ileri götürdüğü gibi özelikle psikolojik olarak bende ve ailemde ciddi rahatsızlık yarattı. Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiçbir suçum yokken bana bu sıkıntıları yaşatanları yüce Allah’a havale ediyorum.”

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar’ın, “Size kuryeyle BÇG çalışmaları gönderildi mi? Üniversite öğrencileri ya da öğretim görevlileriyle ilgili irtica konusunda fişleme yaptınız mı” sorusu üzerine Arıtürk, BÇG’den herhangi bir bilgi gelmediğini, fişleme yapmadığını söyledi.

-Bayburt Valisi Odabaş’ın ifadesi-

Duruşmada daha sonra Bayburt Valisi Yusuf Odabaş’ın müşteki sıfatıyla ifadesi alındı. 28 Şubat sürecinde İstanbul vali yardımcısıyken, “illegal” Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından 375 meslektaşıyla yasa dışı fişlemeye tabi tutulduğunu savunan Odabaş, evrakta sahtecilik yapılarak tayin edildiğini ileri sürdü. Mevzuata aykırı işlemler hakkında şikayeti üzerine müfettiş görevlendirildiğini ancak dosyanın kapatıldığını, suçluların korunduğunu iddia eden Odabaş, şunları söyledi:

“İstanbul’da görev yaparken, 23 Temmuz 1997’de müşterek kararname ile Kırşehir Vali Yardımcılığına atandım. Bu usulsüz atama işlemi aleyhine Danıştay 5. Dairesinde açtığım iptal davasında ve devamındaki süreçte yaşadıklarım, şahit olduklarım nedeniyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde bu davayla bağlantılı bir yapılanma olduğu kanaatine vardım. Darbenin mağduru oldum. İstanbul vali yardımcısıyken BÇG’nin talimatlarıyla yasa dışı fişlenenler arasında yer alarak, yönetmeliğe aykırı atamam yapıldı.”

BÇG’nin aynı zamanda bakanlıklarda yapılandığını kaydeden Odabaş, “Bu dava, sadece asker üzerinden devam ettirilirse sanırım yanlış yapmış oluruz. Bu yapının İçişleri Bakanlığındaki ve diğer bakanlıklardaki uzantılarıyla değerlendirilirse bunun darbe olduğu ortaya çıkacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Vali Odabaş, suça iştirak eden sivil sorumlular hakkında da dava açılıp, bu davayla birleştirilmesini istedi.

Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz’ün, “Göreve iade istemle Danıştaya açtığınız dava nasıl sonuçlandı” sorusu üzerine Odabaş, “Ülke üzerindeki baskıların, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki baskıların daha fazlası Danıştay ve yargı hakimleri üzerinde de yapıldı. Hukuk tamamen rafa kaldırıldı, davam reddedildi” dedi.

Avukat Ersöz, Odabaş’ın görevden alınmasının dava konusu iddianameyle ilgisi olmadığını, göreve iade nedeniyle açtığı davada, Danıştayın hukuksuzluk olmadığı sonucuna vardığını belirterek Odabaş’ın katılma talebinin reddedilmesini istedi.

Odabaş ise 28 Şubat sürecinde hukukun işlemediğini öne sürerek “Ben bu süreçten, tekrar yaşanmaması için şikayetçiyim” diye konuştu.

Sanık avukatlarından Yakup Akyüz, “Devletin valisi şu an karşımda. Şu anda izinde misiniz” diye sordu. Vali Odabaş’ın izinli olduğunu söylemesi üzerine Akyüz, “Görevinizin başında olmanız gerekirken duruşma için izin alıp geldiniz. TSK mensuplarına duyduğunuz düşmanlıkla nasıl valilik yapıyorsunuz” ifadesini kullandı.

Odabaş’ın avukatı Reşat Petek’in itiraz etmesi üzerine sanık avukatı Yakup Akyüz, “TV kanallarını dolaşarak bu ülkeyi ikiye bölmeye çalışan bir başsavcısınız” derken, karşılıklı atışmaların artması üzerine Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar, avukatları uyardı, avukat Akyüz’e de “Sayın Vali Türk Silahlı Kuvvetlerinin tümünü suçlamıyor” dedi.

Odabaş, “Başımdan geçen olayları anlattım, suçluların cezalandırılmadığını belirttim. BÇG’nin sivil ayağının takipsiz kalacağını, onların da cezalandırılması gerektiğini söyledim. Devlet bize görev verdi, 38 senedir yöneticilik yapıyorum. Bizim istediğimiz hukuk düzeninin, demokrasinin devam etmesidir. Onun için müdahil olduk. Aynı yapının, aynı hukuksuz dönemin Türkiye’de bir daha yaşanmasını istemiyorum” diye konuştu.

Dönemin Başbakanlık Başmüşaviri Rasim Kaan Aytuğ, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan tarafından Altın Borsası Genel Sekreterliği görevinin yanı sıra Başbakanlık Başmüşavirliği görevine getirildiğini anlattı. Hiçbir gerekçe olmadan 1997’de görevden alındığını, bunun irticai faaliyetler kapsamında olduğunun söylendiğini ifade eden Aytuğ, davaya müşteki ve mağdur olarak katılmak istediğini kaydetti.

Yazının devamı

28 Şubat sanıkları suçlamaları kabul etmiyor

[Dünya Bülteni]

mahkeme

Dönemin YÖK Denetleme Kurulu Üyesi Arıtürk, “Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiçbir suçum yokken bana bu sıkıntıları yaşatanları yüce Allah’a havale ediyorum” dedi

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması tamamlandı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın öğleden sonraki kısmında, İstanbul’da bulunan sanık Sedat Arıtürk’ün savunması da Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle alındı.

YÖK Denetleme Kurulundaki 20 aylık görev süresince, isnat edilen suçla ilgili tarafına atılı herhangi bir belge gelmediğini iddia eden Arıtürk, şu savunmayı yaptı:

“O tarihteki görüşlerimin bugün de arkasındayım. Fakat ne tezattır ki bugün sanık olarak karşınızdayım. 83 yaşındayım ve birçok ciddi hastalıkla mücadele etmekteyim. Mesnetsiz olarak bu davanın içinde olmam, hastalıklarımı daha ileri götürdüğü gibi özelikle psikolojik olarak bende ve ailemde ciddi rahatsızlık yarattı. Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiçbir suçum yokken bana bu sıkıntıları yaşatanları yüce Allah’a havale ediyorum.”

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar’ın, “Size kuryeyle BÇG çalışmaları gönderildi mi? Üniversite öğrencileri ya da öğretim görevlileriyle ilgili irtica konusunda fişleme yaptınız mı” sorusu üzerine Arıtürk, BÇG’den herhangi bir bilgi gelmediğini, fişleme yapmadığını söyledi.

BAYBURT VALİSİ ODABAŞ’IN İFADESİ

Duruşmada daha sonra Bayburt Valisi Yusuf Odabaş’ın müşteki sıfatıyla ifadesi alındı. 28 Şubat sürecinde İstanbul vali yardımcısıyken, “illegal” Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından 375 meslektaşıyla yasa dışı fişlemeye tabi tutulduğunu savunan Odabaş, evrakta sahtecilik yapılarak tayin edildiğini ileri sürdü. Mevzuata aykırı işlemler hakkında şikayeti üzerine müfettiş görevlendirildiğini ancak dosyanın kapatıldığını, suçluların korunduğunu iddia eden Odabaş, şunları söyledi:

“İstanbul’da görev yaparken, 23 Temmuz 1997’de müşterek kararname ile Kırşehir Vali Yardımcılığına atandım. Bu usulsüz atama işlemi aleyhine Danıştay 5. Dairesinde açtığım iptal davasında ve devamındaki süreçte yaşadıklarım, şahit olduklarım nedeniyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde bu davayla bağlantılı bir yapılanma olduğu kanaatine vardım. Darbenin mağduru oldum. İstanbul vali yardımcısıyken BÇG’nin talimatlarıyla yasa dışı fişlenenler arasında yer alarak, yönetmeliğe aykırı atamam yapıldı.”

BÇG’nin aynı zamanda bakanlıklarda yapılandığını kaydeden Odabaş, “Bu dava, sadece asker üzerinden devam ettirilirse sanırım yanlış yapmış oluruz. Bu yapının İçişleri Bakanlığındaki ve diğer bakanlıklardaki uzantılarıyla değerlendirilirse bunun darbe olduğu ortaya çıkacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Vali Odabaş, suça iştirak eden sivil sorumlular hakkında da dava açılıp, bu davayla birleştirilmesini istedi.

Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz’ün, “Göreve iade istemiyle Danıştaya açtığınız dava nasıl sonuçlandı” sorusu üzerine Odabaş, “Ülke üzerindeki baskıların, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki baskıların daha fazlası Danıştay ve yargı hakimleri üzerinde de yapıldı. Hukuk tamamen rafa kaldırıldı, davam reddedildi” dedi.

Avukat Ersöz, Odabaş’ın görevden alınmasının dava konusu iddianameyle ilgisi olmadığını, göreve iade nedeniyle açtığı davada, Danıştayın hukuksuzluk olmadığı sonucuna vardığını belirterek Odabaş’ın katılma talebinin reddedilmesini istedi.

Odabaş ise 28 Şubat sürecinde hukukun işlemediğini öne sürerek “Ben bu süreçten, tekrar yaşanmaması için şikayetçiyim” diye konuştu.

Sanık avukatlarından Yakup Akyüz, “Devletin valisi şu an karşımda. Şu anda izinde misiniz” diye sordu. Vali Odabaş’ın izinli olduğunu söylemesi üzerine Akyüz, “Görevinizin başında olmanız gerekirken duruşma için izin alıp geldiniz. TSK mensuplarına duyduğunuz düşmanlıkla nasıl valilik yapıyorsunuz” ifadesini kullandı.

Odabaş’ın avukatı Reşat Petek’in itiraz etmesi üzerine sanık avukatı Yakup Akyüz, “TV kanallarını dolaşarak bu ülkeyi ikiye bölmeye çalışan bir başsavcısınız” derken, karşılıklı atışmaların artması üzerine Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar, avukatları uyardı, avukat Akyüz’e de “Sayın Vali Türk Silahlı Kuvvetlerinin tümünü suçlamıyor” dedi.

Odabaş, “Başımdan geçen olayları anlattım, suçluların cezalandırılmadığını belirttim. BÇG’nin sivil ayağının takipsiz kalacağını, onların da cezalandırılması gerektiğini söyledim. Devlet bize görev verdi, 38 senedir yöneticilik yapıyorum. Bizim istediğimiz hukuk düzeninin, demokrasinin devam etmesidir. Onun için müdahil olduk. Aynı yapının, aynı hukuksuz dönemin Türkiye’de bir daha yaşanmasını istemiyorum” diye konuştu.

Dönemin Başbakanlık Başmüşaviri Rasim Kaan Aytuğ, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan tarafından Altın Borsası Genel Sekreterliği görevinin yanı sıra Başbakanlık Başmüşavirliği görevine getirildiğini anlattı. Hiçbir gerekçe olmadan 1997’de görevden alındığını, bunun irticai faaliyetler kapsamında olduğunun söylendiğini ifade eden Aytuğ, davaya müşteki ve mağdur olarak katılmak istediğini kaydetti.

Bazı sanıkların avukatı Aykanat Kaçmaz’ın, “Benim müvekkillerim size ne yaptı, söyler misiniz” sorusu üzerine, Aytuğ, “Herkesin idealleri vardır. Benim idealim de müsteşar olmaktı. O idealimi engelleyen, iş içinde birtakım odakların yanlış bilgilendirmeleri olabilir. Bir şey söylenmeden görevden alındım. Herhangi bir sanık ismi söyleyemem” karşılığını verdi.

Sanık Çetin Doğan da “Dönemin Başbakanı değiştiğinde Başbakanlık Başmüşavirinin de değişmesi normal midir” sorusu üzerine de Aytuğ, 1986’dan itibaren Başbakanlıkta görev yaptığını, başbakanlar değiştiğinde de görevine devam ettiğini anlattı.

“VEREM OLDUM, GÖZÜME PERDE İNDİ”

İstanbul ÇAPA Tıp Fakültesi Tıbbi Laboratuvarlık Bölümünde öğrenci olduğu 1998’de başörtüsü nedeniyle okula alınmadığını belirten Gamze Karabağ Arslan da kılık kıyafet kanuna muhalefet nedeniyle okula alınmadığını, ardından da devamsızlık nedeniyle okuldan atıldığını anlattı. Arslan, mağdur olduğunu ve davaya müdahil olmak istediğini kaydetti.

Ayten Durmuş ise edebiyat öğretmenliği yaptığı sırada, öğrencilerine okuttuğu kitaplar, namaz kılması ve tesettürü nedeniyle soruşturma geçirdiğini bildirerek “Çok sıkıntılar yaşadım. Önce verem oldum, sonra sol gözüme perde indi. Ankara’ya geldik, yaşım 34, doktor bana ‘Bu hastalık ilerleyen yaşlarda çıkar. Sana ne oldu kızım?’ dedi. Başımı şimdiki gibi önüme eğdim” diye konuştu.

Nevşehir’de gittiği bir sağlık ocağında hemşirenin, “Ayten Durmuş’a hiçbir sağlık ocağında bakılmaması, tedavi edilmemesi için gereğini bilginize arz ederim” yazılı belge gösterdiğini savunan Durmuş, AİHM’de dava açtığını, 2006’dan itibaren atama istediğini, atamasının 2010’da yapıldığını kaydetti.

Durmuş, “O dönemde çalışmaya devam etseydim şimdiye emekliydim. Daha 12. yılımı çalışıyorum. Bu süreçten sonra özel dersanelere ve okullara başvurdum, hepsinden de baskı nedeniyle ret cevabı aldım” diye konuştu.

“KAHROLSUN ZALİMLER” TEPKİSİ

Öte yandan, Durmuş, gözüne perde indiğini söylediği sırada, müşteki avukatlarından Reşat Petek ayağa kalkarak üç kez “Kahrolsun zalimler” diye bağırdı.

Sanıklar ve avukatlarının tepkisine, müşteki avukatları da karşılık verdi. Bu sırada müşteki avukatlarından Yunus Akyol, “Bu kadar Allahsız, kitapsızlar var, savunmaya çalışıyorsunuz” dedi.

Diğer bazı müştekilerin beyanları da alındıktan sonra, mahkeme heyeti tepkileri tutanağa geçirdi.

Söz alan avukat Yunus Akyol, “Müştekinin beyanları sırasında duygusal bir ortam oluştu. Müştekiye yapılanları kastederek dedim. Asla buradaki profesyonel meslektaşlarımı ve sanıkları kastetmedim” dedi.

Avukat Reşat Petek de tepkisini, “Duygulandım ve gayriihtiyari olarak söyledim. Burada ne meslektaşlarımı ne sanıkları kastettim” diye açıkladı ve özür diledi.

Mahkeme, duruşma kayıtlarının istenmesine, atışmalar sırasında suç unsuru varsa savcılığa ihbarda bulunulmasına karar vererek duruşmayı yarın 09.30’a erteledi.

ÇEVİK BİR’DEN MÜŞTEKİYE: SİZ BİZİM KARDEŞİMİZSİNİZ

Duruşma salonu boşalırken, müşteki Ayten Durmuş ile sanıklardan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir yan yana geldi. Durmuş, bu sırada Bir’e, “Dediklerimi duydunuz mu” diye sordu.

Bir ise Durmuş’a, “Siz bizim kardeşimizsiniz” cevabını verdi.

Durmuş, devamında Bir’e, “Bunu 15 yıl önce söyleseydiniz, biz size kıyamazdık” dedi.

Yazının devamı

Batı’daki uygulama daha sert Türkiye bir polis devleti olmaz

[Star Gazete]

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek yeni güvenlik pakate için, “Polis devleti eleştirisi yapanlar içki düzenlemesine de ‘İçki yasaklanacak’ diyordu. Dedikleri olmadı.

eski_savcidan_savci_oze_3_kritik_soru13879917080_h1109641

Erdinç Akkoyunlu

Şimdi de polis devleti olmaz” dedi. Hükümetin Kobani olaylarıyla beraber yaklaşık 40 kişinin öldürüldüğü ayaklanma türü olaylar sonrasında tedbir almakla yasal olarak yükümlü olduğunu hatırlatan Petek, yapılan düzenlemelerin ABD ve AB’den daha yumuşak ve zorunlu olduğunu dile getirdi.  Petek, pek çok yasayı içeren değişikliğin HSYK’ya ilişkin disiplin suçları bölümünün önemli olduğunu eski HSYK’nın izlerinin silineceğini belirtti.

ABD’de daha sert uygulama var

İçki düzenlemesinin de zamanında ‘İçki yasaklanacak’ diye istenmediğine dikkat çeken Reşat Petek, “O zaman ABD’de idim. Eyaletlerdeki uygulamaları Türkiye’deki tepkiler üzerine inceleme imkanı buldum. Hakikaten çok daha katı uygulamalar vardı” diye konuştu. Tutuklamayla ilgili yapılacak makul şüphe değişikliğinin Kobani olaylarında ortaya çıktığını anlatan Petek, “Bu olaylar, ani olaylar değil, planlı programlı kalkışmalar. Şimdi tutuklama, kırk yıldır hukukun içindeyim eğer yasal veya hukuki şartlar oluşup da gerçekleşmezse elbette tutuklama ceza değil ama tutuklanmayıp serbest kalanlar polise, kamu binalarına motolof atmaya devam ediyor. Bunu eleştirenlerin kendileri, eşleri en ufak zarar görse nerede devlet diye bağırırlar. Kırk kişinin canı gitmiş, zorba devlet, polis devleti deniyor. Bunu ciddi ihanet olarak görüyorum. Hangi siyasi görüşten olursa olsun insanların can güvenliğini sağlamak hükümetin görevi” dedi.

 

Hakimler Kurulu – Savcılar Kurulu

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Bu ayın sonunda görev süreleri dolacak olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeni üyelerinin belirlenmesi süreci tamamlanmak üzere…

10 Üyenin ilk derece mahkemeleri hakim ve savcılarınca seçimle belirlenmesinden sonra bugün de Adalet Akademisi göndereceği bir üyeyi seçimle belirleyecek.

2010 Anayasa referandumu öncesi HSYK çok tartışıldı. Kararlarına karşı yargı yolu kapalı olan, oluşumunda, denetlenmesinde  millet iradesinin rolü olmadığı gibi, haklarında her türlü idari tasarrufta bulunduğu hakim ve savcıların da hiç bir hak ve yetkisinin bulunmadığı, antidemokratik yapışılanmış HSYK’nın değişmesi gerektiği aşağı yukarı her kesimde dillendirilmesine rağmen yerine nasıl bir kurul oluşturulacağında çok farklı görüşler ortaya atılmıştı.

Yeni oluşturulacak kurula TBMM’nin de üye seçmesi son anda Anayasa değişiklik tasarısından çıkarılmış veya tasarıya girememişti.

Yeni HSYK’nın 4 yıllık icraatları, ne hakim ve savcıları, ne yargının savunma ayağı olan avukatları memnun etmedi. Bazı savcı ve hakimlerin yargıyı araç olarak kullanıp siyasi iktidara meydan okumaya başladıkları 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarı ve yardımcılarının tutuklanma girişimiyle başlayan, 17 – 25 Aralık soruşturmalarıyla zirveye çıkan hukuksuzluklar karşısında, bu olayların soruşturularak sorumluları hakkında yasal gereğini süratle yapmayan HSYK, milletten de olumlu not alamadı.

Emniyet, Yargı ve HSYK’daki paralel örgütlenmeyi seçimlerde en çok eleştiren Ak Parti, 30 Mart ve 10 Ağustos’da yüksek oyla milletten vize alarak seçimlerden zaferle çıktı.

Yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından dikkatlerin odaklandığı HSYK seçimlerinin ardından şimdi, Anayasa’nın 159. Maddesinin değişitrilmesi, yani HSYK’nın yeniden yapılandırılması gündemde.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, seçim sonuçlarını değerlendirdiği ilk konuşmasında, 159.maddenin değiştirilmesi gereğine işaret edip muhalefete de çağrı yaptı.

Evet HSYK’nın yapılanışı değiştirilmeli ama yerine bu görevi ifa edecek nasıl bir kurul olmalı?

Demokrasinin vesayetten kurtarılması, egemenliğin gerçek sahibinin millet olduğu anlayışının bütün kurum ve kuruluşlara yansıtılması bağlamında konunun tartışılması gerekli.

Yeniden yapılandırmada ifa ettikleri görevler birbirinden farklı olan, savcılar ile hakimlerin aynı çatı altında düzenlenmesinden vazgeçilmeli.

Yargının üç ayağından biri olan iddia makamı yani Cumhuriyet savcıları, karar mercii olan hakimlerle aynı çatı altında düzenlenirken, savunma ayağı olan avukatların dışlanması, iddia-savunma dengesine, “silahların eşitliği” ilkesine aykırı.

Cumhuriyet savcılarının kaldıkları lojmanlardan servis araçlarına, yemekhanelerinden lokallerine, yan yana makam odalarıyla fiziki mekanlarda sabahtan akşama hakimlerle  aynı samimi ortamı paylaşmalarının doğru olup olmadığının tartışılma zamanı gelmiştir.

HSYK, Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak ayrılmalıdır.

Cumhuriyet Başsavcılıklarının görev yaptıkları binalar mahkemelerden ayrılmalıdır.

Müstakil binalar zaman içinde sağlanıncaya kadar, mevcut adliyelerde fiziki mekanlar, hakim savcı birlikteliğini mümkün olduğunca ayrıştıracak biçimde düzenlenebilir.

Bağımsızlık teminatının asıl amacının tarafsızlığın temini olduğu, bağımsız ve tarafsız  olmanın temel hedefinin de adaleti sağlamak olduğu düşünüldüğünde; iddia ve savunmanın karar verecek mercide bulunan hakimlere eşit mesafede bulunması zarurettir.

Yazının devamı

HSYK’da yeni dönem

[Milat Gazetesi]

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 10 asıl üyesini belirlemek için yapılan HSYK seçimlerini paralel yapının baskısına rağmen özgürlükten yana olanlar kazandı. HSYK seçimlerini MİLAT’a değerlendiren uzmanlar seçim sonuçlarıyla Türk yargısının kazandığını belirtti.

Ezgi ÇELİK / ANKARA

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 10 asıl üyesini belirlemek için yapılan HSYK seçimlerinde, Yargıda Birlik Platformu (YBP) büyük başarı sağladı. Uzmanlar  seçim sonuçlarını MİLAT’a değerlendirdi. Seçim sonuçlarını değerlendiren Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Av. Reşat Petek, bundan sonraki süreci değerlendirerek  “Kasım ayından itibaren devasa işler beklendiğini söyleyebiliriz. Eğer çalışmalar iyi olursa ülkemiz için ciddi kazanım olacaktır’’ dedi. Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Avukat Sinan Kılıçkaya ve Avukat Serdar Bülent Yılmaz ise seçim sonuçlarıyla Türk yargısının kazandığını bundan sonraki süreçte daha dikkatli ve adaletli olunması gerektiğini belirtti.

“YARGI VE ADALET İÇİN BİR KAZANIMDIR’’

10672305_10152738488214898_9044246848532210510_n

HSYK seçim sonuçlarını gazetemize değerlendiren Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Av. Reşat Petek,“HSYK’nın kısmi de olsa demokratikleşmiş olmasının olumlu sonucu seçimlerde görülmüştür. Seçimlerin önemi 2010 yılında HSYK’nın yapısında demokratikleşmesi ilk derece hâkimlerin ve savcıların oy hakkıyla bu konuda etkin olmaları düzenlenirken beklenen şuydu: Bu kurulun çoğulcu, katılımcı daha adil ve kararlarında ehliyet ve siyasete göre uyumlu bir kurul olmasıydı. O zamanlar yetmez ama evet diyerek olumlu onay verilmişti. Şimdi Yargıda Birlik Platformu 4 yıllık uygulamanın haksızlıklarla dolu yanlış taraflı ve hâkim ve savcılara adeta ıstırap veren uygulamalardan ders alarak daha çoğulcu, farklı düşünce ve kanaatte olan hâkim ve savcıların hukuk ve hukukun üstünlüğü önceliğinde bir aday listesi oluşturdukları için başarı sağladılar. Eğer topluma vaat ettikleri ilkelere uygun olarak icraatlarını önümüzdeki günlerde gösterecek olurlarsa bu yargı ve adalet için bir kazanımdır. Dolayısıyla her vatandaşın yargıya yolunun düştüğünü düşünürsek milletimiz için bir kazanım olacaktır” dedi.

“SONUÇLAR, SIKINTILARIN BERTARAF EDİLECEĞİNİN UMUDUDUR’’

67198_10152738488204898_153672930684560439_n

Avukat Serdar Bülent Yılmaz, HSYK seçimleri ile ilgili şunları söyledi: “Bugün itibariyle yeni HSYK’nın gerek hâkim ve savcı atamalarında gerek davalardaki mahkeme savcılar üzerinden oluşturulan ideolojik yaklaşımları bertaraf etme anlamında daha iyi bir performans gösterileceğini umuyoruz. Tabi burada da tersinden bir adaletsizliğe gidilmemesi konusunda da uyarmak istiyorum. Özellikle dikkat edilmesi gereken konu güç dengeleri değiştiğinde gücün eline geçen tarafın adalet duygusu zedeleyecek yaklaşımlardan uzak durmasıdır. Seçimler şunu gösterdi ki Türkiye’de HSYK’nın son yıllarda girmiş olduğu yaklaşım hâkim ve savcıların tarafından bir karşılık bulamamış. Onların vicdanına ve sağduyusuna hitap edememiş. HSYK’nın bugüne kadar ki tutumu konusunda bize fikir veriyor. Bundan sonraki süreçte bugüne kadar yaşanan sıkıntıların hem bertaraf edileceği umududur. Özellikle yargıda bekleyen birçok dava, kamuoyunun vicdanı ve adalet duygusunu rahatsız eden birçok durumun ortadan kaldırılabileceğini umuyorum. Hem de tersinden bir güç dengesinin değişmesiyle hukuksuzluğunu ortaya konmaması için gayret sarf edilmesi gerektiğine inanıyorum.’’

Yazının devamı

Yargıda sağduyu kazandı

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Yargıda kritik seçim dün sonuçlandı.

Günlerdir söyleyip yazdığımız gibi Yargıda Birlik Platformu adayları 10 asıl üyeden 8’ini kazandılar. 2 üye  de cemaatin desteklediği sözde bağımsızlardan seçildi.

Ben öncelikle seçim sonuçlarının adalet camiamıza ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, yeni seçilen üyelere başarılar diliyorum.

Kendilerinden kamuoyuna açıkladıkları ve bağlı kalacakları taahhüdünde bulundukları ilkelere uyarak, tarafsız, ilkeli ve adil bir icraat beklendiğini daha görevlerine başlamadan hatırlatmak istiyorum.

2010 öncesi HSYK’nın vesayetçi ve haksız uygulamalarının sonucu Anayasal değişimin zorunlu hale geldiği günleri hatırlarsak, yeni oluşturulan HSYK’dan büyük beklentiler içine girmiştik.

Beklentiler yeni Kurul’un hakim ve savcılara adaletle muamele etmesiydi. Ehliyet ve liyakate, meslekte kıdem ve başarıya değer vermesiydi. Kayırmacı ve keyfi uygulamalar yapmamasıydı.

HSYK zırhını giyinen yeni üyelerin, özellikle  seçimle gelen üyelerin çoğunluğunun aldığı kararlar ve uygulamalarıyla beklentilerin aksine icraatlara imza attıkları görülmeye başlandı.

İdeolojik ve mensubiyete dayalı adaletsiz uygulamalar Yargıtay ve Danıştay’a üye seçimlerinde somut olarak görüldü.

Ünvanlı atamalar olarak ifade edilen Cumhuriyet başsavcılıklarına, mahkeme başkanlıklarına, o tarihte var olan özel yetkili mahkemelere yapılan atamalarda görüldü.

Hakimlik ve savcılık teminatını, paralel yapı mensubu olanlara tanınmış bir ayrıcalık olarak uygulamaya başlayan HSYK’nın haksız ve hukuksuz uygulamaları, kendilerine demokratik destek veren- vermeyen hakim ve savcıların çoğunluğunda rahatsızlık meydana getirdi.

Mesleğinde başarılı, tarafsız, ehliyet ve liyakatini kararlarıyla göstermiş, sonuçlandırdığı dosya sayısı ile çalışkanlığını ispat etmiş bu nedenlerle de haklı olarak Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçilmeyi bekleyen meslekte kıdemli hakim ve savcılar, adaletsiz tercihleri görünce mesleğe küstüler.

Hakim ve savcılarla ilgili soruşturmalarda yapılan haksızlıklar ise, dün seçilen yeni üyelerin düzeltemeyeceği boyutlara ulaştığı için, sicil ve disiplin affı konusunda yasal düzenleme gündeme geldi.

7 Şubat krizi olarak bilinen, yasal yetkileri olmamasına rağmen MİT Müsteşarı ve üst düzey yöneticiler hakkında yakalama kararı verilmesi olayından başlayarak, görevlerini kötüye kullanan hakim ve savcılar hakkında yasal işlem yapılmayarak hukuksuzluğun himaye edilmesi, HSYK’nın karnesine olumsuz not olarak geçmeye başladı.

17-25 Aralık darbe girişiminde, derhal müfettiş görevlendirerek işin hakikatini soruşturup yasal gereğini yapması ve yaptırması gereken HSYK’nın, görevini ifa yerine çoğunluk üyelerinin toplanıp kamuoyuna hükümet aleyhine bildiri yayınlaması, ideolojik kadrolaşmanın varlığını, hukuk yerine cemaat abilerinden talimat alınarak kararlar alındığını net olarak ortaya koydu.

Milli güvenliğimizi ilgilendiren konularda, kimi casusluk kapsamında suç teşkil eden hukuksuz dinlemeler yapanlar, MİT tırlarını kanunsuz biçimde durdurup arama yaparak, uluslararası camiada Türkiye’yi terör örgütlerine silah yardımı yapan ülke olarak takdim etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürenler mevcut HSYK’dan hep himaye gördü.

28 Şubatçıların uydurduğu Tevhit-Selam Örgütü soruşturması bahane edilerek, Başbakanı, bakanları, MİT müsteşarını, kanunsuz biçimde dinleyenler soruşturulmazken, 22 Temmuzda devlet içinde paralel örgütlenme soruşturmasını başlatan savcı ve hakimler hakkında derhal soruşturma başlatılması HSYK çoğunluğunun görevlerini kötüye kullandıklarını tescil eden uygulamalar oldu.

Sayabileceğimiz pek çok hukuksuzluktan, kamuoyunun yakinen bildiği bu uygulamalar bile HSYK’da değişimi zorunlu hale getirmişti.

Yazının devamı