Dönemin savcısından darbe itirafı

[Akşam]

250120152304394647900

17 Aralık darbe soruşturmasını yürüten dönemin savcısı Celal Kara, Cumhuriyet yazarı Can Dündar’a kumpası itiraf etti. “Bir numara Erdoğan’dı” diyen Kara’nın bu sözleri hukukçuları ayağa kaldırdı. AKŞAM’a konuşan hukukçular: Bu korkunç bir ifşaat. Yetki ihlali yaparak suç işledi. 

17 Aralık darbe soruşturmasını yürüten Savcı Celal Kara, Cumhuriyet yazarı Can Dündar’a itiraf gibi bir röportaj verdi. “Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde Egemen Bağış’tan bahsederken ‘O beni 1 Numara’ya ulaştıracak’ diyor. Bağış’ın üzerindeki 1 Numara kim olabilir? Başbakan’dır. Ben bunu iddianamede irdeleyecektim” diyen Kara’nın sözleri hukukçuları ayağa kaldırdı. Röportajda soruşturma döneminde Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili sözleri soruşturmanın bir darbe operasyonu olduğunun adeta bir itirafı niteliğindeydi.

KANAATİNİ SOMUT DELİL YAPTI   

Röportajda Can Dündar’ın “Bu iş sonunda Bilal üzerinden Erdoğan’a uzanacak mıydı gerçekten” sorusuna Kara şu yanıtı verdi:
“Bizim dosyamızda Bilal Erdoğan’la ilgili bariz bir şey yoktu. Biz polis fezlekelerine de yazmamıştık, Meclis’e gönderdiğimiz bilgi notuna da eklemedik, ama bence işin içindeydi Erdoğan…” Celal Kara ayrıca şu ifadeleri kullandı: “Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde Egemen Bağış’tan bahsederken ‘O beni 1 Numara’ya ulaştıracak’ diyor. Doğrudan ismi geçmediği için ve ‘1 Numara’ lafı muğlak kaldığı için onu bilgi notuna katmadık. Ben
bunu iddianamede irdeleyecektim.
Başlığı hazırlamıştım.”Açığa alınan Savcı Celal Kara’nın ‘darbe itirafı’ gibi açıklamalarına hukukçulardan da eleştiri geldi. İşte hukukçuların yorumları:

Bu açıklama bir iftira suçudur

Ceza hukukçusu Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu “Bir savcının görevi kötüye kullanmasına Savcı Celal Kara’nın açıklamasından daha iyi bir örnek olamayacağını düşünüyorum. Bu açıklama alenen bir iftira suçudur. Delillerin olaylar ve kişilerle ilişkilendirilmesi esnasında elde kuvvetli ve makul şüpheler olması gerekli. Bir savcı bu bağlantıyı kurmadan kendi aklından ‘1 numara’ oluşturamaz. Diğer yandan madem böyle bir garip iddianame yazacaktın ‘ne diye bunu basına açıklıyorsun’ derler savcıya.”

Kumpasta rolü olmadığı yalan

Röportajda Celal Kara’nın tanıtıldığı bölümdeki “Balyoz davasında mahkemenin tensiple yakalama kararına bir üst mahkemede yapılan itirazın geçerli olmadığına dair kararı verdi” ifadelerin yanlışlığına dikkat çeken Av. Hüseyin Ersöz şunları söyledi: “Celal Kara’nın geçmiş kumpas davalarında hiçbir rolünün olmadığını söylemek gerçeklerle örtüşmez. Balyoz davasında tutukluluğun devamı yönünde verdiği mütalaalar, 102 sanığın tutuklanması yönünde görüş bildirmesi yaşanan hukuksuzların bir parçası olduğunun en açık göstergesidir.”

Hukukta yeri, izahı yok

Emekli Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Ali Fahir Kayacan: “Savcı Celal Kara iddianamede 1 numaralı sanığın dönemin Başbakanı olduğunu iddia ediyorsa hangi suçla suçlayacaktı bunu da söylemesi gerekirdi. Bir savcı nasıl hemen böyle bir sonuca varabilir bunun hukukta yeri ve izahı yoktur. Elbette kişinin niyeti farklıysa bu açıklamada olduğu gibi olmaz denileni olur yapmaya da çalışır.”

Darbe girişimi ortaya çıkıyor

Emekli Başsavcı Reşat Petek: “17 Aralık soruşturması ilk patlak verdiğinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, amaçlarının hükümeti devirmeye yönelik olduğunu açıkladı. Celal Kara’nın açıklamaları da Erdoğan’ın ifşa ettiği durumu doğrular niteliktedir. ‘Doğrudan ismi olmasaydı, tapelerde bilgi olmasaydı da iddianamede ismi geçecekti’  diyor. Bu korkunç bir ifşaat. CMK’da, ‘yeterli deliller varsa iddianamede isminden bahsedilir’ denir. Savcının izlenimi, kanaati ya da yorumla bunu söylemesi ve ‘iddianamede yer verecektim’ demesi, 17 Aralık’ın bir yolsuzluk soruşturması olmayıp sivil şahıslar üzerinden bakanlara, oradan da Erdoğan’a ulaşılarak hükümeti devirme operasyonunun bir parçası olduğunu gösteriyor. Olayın soruşturmadan öte hükümeti devirmeye yönelik bir girişim olduğunu ispatlıyor.

Cumhuriyet Akşam’a sürmanşet oldu

[f5Haber]

63f1a82c-296f-4380-9d21-a57e085dd493

Akşam gazetesinin bugünkü sürmanşetinde Cumhuriyet gazetesinden Can Dündar‘a röportaj veren savcı Celal Kara’nın hükümete kurulan ‘tuzağı’ ‘kendi ağzıyla deşifre’ ettiği iddia edildi.

‘Darbenin itirafı’ sürmanşetiyle çıkan Akşam’ın haberinde “Hükümeti devirmeye yönelik 17-25 Aralık operasyonlarının darbe girişimi olduğu tescillendi. Dönemin savcısı Kara’nın, doğrudan ismi geçmediğini söylediği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı iddianameye yazacağını söylemesi hukukçuları ayağa kaldırdı” denildi ve Emekli Başsavcı Reşat Petek, Emekli Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Ali Fahir Kayacam ile Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu’nun görüşlerine yer verildi.

68466b28-4118-4425-9b58-0b41439762fe

Allah adamı böyle öttürtür. Savcı Kara’dan darbe itirafı!


17 Aralık Soruşturması savcısı Celal Kara’nın darbe girişimi itirafı niteliğindeki röportajının ardından Kara’ya tepki yağdı. AK Parti Adıyaman milletvekili Mehmet Metiner Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu göreve çağırdı.

Diplomasi programına katılan Cem Küçük ise, “Savcı Kara, 1 numara Erdoğan’dır diyerek kendi iddianamesinin giriş bölümünü yazmış oldu” dedi. Avukat Cahit Özkan ve emekli cumhuriyet başsavcısı Reşat Petek’te konuyu A Haber canlı yayınlarında değerlendirdi..

17-25 Aralık’ta yaşananların bir darbe girişimi olduğu dönemin savcısı Celal Kara tarafından tescillendi. Hazırladığı iddianameyi anlatan Kara “Bir numara Erdoğan’dı” diyerek milli iradeye darbe girişimini itiraf etmiş oldu. İtirafın ardından Kara’ya tepkiler yağdı. AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner a haber ekranlarından HSYK’yı göreve çağırdı.

Metiner 4 eski bakan hakkındaki Yüce Divan oylamasını da hazırlanan iddianame üzerinden değerlendirdi. Bunun siyasi kumpas olduğunu söylemiştik diyen Mehmet Metiner CHP, MHP ve HDP taşeron gibi davrandı dedi. Savcı Kara’ya bir tepki de gazeteci Cem Küçük’ten geldi.

A Haber canlı yayına katılan emekli cumhuriyet başsavcısı Reşat Petek ise hukuk darbe girişimine alet edildi dedi Petek, Savcı Kara’nın açıklamalarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir yıl önce söylediklerini doğrulandığını ifade etti.

Karşıt Görüş

Karşıt Görüş Programında Kavga Ortalık Birbirine Girdi, Balçiçek İlter Zor Anlar Yaşadı Reşat Petek ve Ahmet Gündel Kavgası Programı Bitirdi Orhan Miroğlu Nedim Şener İsmail Saymaz Programın Diğer Konukları

HUKUK AYKIRI ELDE EDİLMİŞ DELİLLERE İTİBAR EDİLEMEZ

[HukukAjansi.com]

reAat_petek

Meclis Soruşturma Komisyonu Başkanı Hakkı Köylü, Ceza Muhakemeleri Kanunun (CMK) “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması”nı düzenleyen 135. maddesinde “Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir” hükmünün yer aldığını ifade etti. CMK 135. Maddesi’ne göre ‘Tapelerin imhası’ kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat PETEK: CMK 135. Madde 3. fıkrasında bu husus düzenlenmiştir. “Şüpheli veya sanığın” tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir.” Bu kural uygulanırken dikkat edilmesi gereken, CMK hükümlerince, hakkında soruşturma yürütülen şüphelilerin, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişilerle arasında geçen iletişimin kayda alınmaması gerekirken akrabalık ilişkisi fark edilmeden kayda alınmış olması ve durumun soruşturma sırasında sonradan anlaşılması söz konusu olmalıdır.
Esas kural tanıklıktan çekinme hakkı olanlarla ilgili iletişimin tespit edilmemesi kayda alınmamasıdır. Yanlışlıkla kayda alınmış ise durumum anlaşıldığı anda alınan kayıtların derhal yok edilmesi gerekir. Soruşturma aşamasının bitmesinden itibaren 15 gün içinde de bu konuda ilgilisine bilgi vermek de kanuni bir zorunluluktur.

- Bu bağlamda hukuksuz bir şekilde elde edilen dinleme kayıtlarının delil olmaması mevzuatta düzenlenmiş midir? Bu düzenlemenin ilgili maddeleri nelerdir?

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat PETEK:
Hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere itibar edilemeyeceği hem Anayasa madde 38, hem de CMK 217 ve 289 maddelerinde düzenlenmiştir. Verilen bir hükmün bozulmasına gerekçe olan Hukuka kesin aykırılık halleri yasada sayılmış olup, hükmün dayanağı olan delilin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olması “hukuka kesin aykırılık” olarak belirtilmiştir. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillere dayanarak hüküm verilemez.

- Ceza Muhakemeleri Kanunu madde 137’ye göre bu kararın Soruşturma Komisyonu tarafından uygulanması mümkün mü?

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat PETEK:
Kanun Cumhuriyet Başsavcılığını yetkili kılmıştır. Eski bakanların sıfatları nedeniyle haklarında soruşturma yapma yetkisi Meclis Soruşturma Komisyonunda olduğundan, savcılığın yetkilerini kullanır. Dolayısıyla soruşturma komisyonu yetkilidir.
Burada önemli olan yapılan işlemin hukuken doğru olması kadar, doğru yapıldığı algısını sağlayacak bilgilendirmenin de zamanında ve anlaşılır biçimde yapılmasıdır. Aksi hal suç delilleri yok edildi algısı üzerinden siyasi bir propagandaya dönüşecektir.
Bu nedenle;
1.     Tüm konuşma kayıtlarının yok edilmeyip sadece tanıklıktan çekilme hakkı olanların usulsüz dinlenmeleri neticesi yapılan kayıtların yok edileceği,
2.     Bu kayıtlar yok edilmese de hukuken delil kabul edilemeyeceği,
3.     Bu kayıtların saklanması, yok edilmemesinin kanuna aykırılık ve suç teşkil edeceği,
Hususları hukuki dayanaklarıyla birlikte kamuoyuna açıklanmalıdır.
Özgür GÜLER/HUKUK AJANSI

Anayasalar, Cumhurbaşkanı ve “Anayasal Suç”

[Haber7]

haber7

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulunu 19 Ocak’ta Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde toplayacağını açıklamasının ardından Cumhurbaşkanı’nın yetkileri tartışılmaya ve kimi çevrelerce “anayasal suç” işlemekle suçlanmaya başlandı.

CHP Parti Sözcüsü Haluk Koç, Bakanlar Kurulunu toplantıya çağıracağını ve başkanlık edeceğini açıklayan Cumhurbaşkanının “Anayasa suçu” işlediğini iddia ediyor ve şöyle diyor: “Anayasa’da yazan yetkilerimi kullanacağım diyor. Anayasa ona, yetkilerini senin gibi seçilmiş bir hükümetin başkanını kuşat diye mi veriyor. Yargıyı sıfırla mı diyor. Medya özgürlüğünü yok et darma dağın et mi diyor? Anayasa sana yetki olarak ne diyor sen ne yapıyorsun. Cumhurbaşkanı Anayasadan kaynaklanan yetkilerini falan kullanmıyor. Cumhurbaşkanı bizzat Anayasayı ayaklarının altına almış paspas gibi çiğniyor. Açık bir Anayasa suçu işlediğini söylüyoruz

Cumhurbaşkanının Anayasayı ihlal etmediğini, “Anayasa suçu” diye bir suç olmadığını CHP sözcüsü de çok iyi bilir, bilmesi gerekir ama konunun daha iyi anlaşılması için meseleye hukuk penceresinden kısaca bir göz atalım.

Ceza hukukunun en temel ilkesi kanunsuz suç ve cezanın olmayacağıdır.

Bir suçtan söz edebilmek için, bir eylemin Türk Ceza Kanununda veya özel kanunlarda suç olarak tanımlanması, müeyyidesinin de gösterilmesi gerekir.

Cumhurbaşkanı’nın  “anayasa suçu” işlediğini iddia edenler, bu suçun hangi kanunla düzenlendiğini, müeyyidesin ne olduğunu da beraberinde söyleyebilmeleri gerekir.

Esasen, yasalarımızda “Anayasa suçu” “anayasal suç” diye tanımlanan bir suç yoktur.

“Anayasayı ihlal” başlığı altında Türk Ceza Kanunu 309.maddesinde düzenlenen suç ise, ‘Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs’  edenleri cezalandırmayı öngörmektedir.

Anayasada yazılı yetkilerini kullanan Sayın Erdoğan, cebir şiddet kullanarak Anayasayı ihlal ile suçlanamadığına göre, bu nasıl bir anayasa suçudur?

Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırmak veya Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek mevzuatımıza yeni girmiş değildir. Anayasalarımıza bir göz atalım.

1921 Anayasası Madde 11;

“Türkiye Reisicumhuru Devletin Reisidir. Bu sıfatla lüzum gördükçe Meclise ve Heyeti Vekileye riyaset eder.

1924 Anayasası Madde 32;

“ Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Bu sıfatla törenli oturumlarda Meclise ve gerekli gördükçe Bakanlar Kuruluna Başkanlık eder”

1961 Anayasası Madde 97;

“Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyetini ve Milletin birliğini temsil eder. Cumhurbaşkanı, gerekli gördükçe, Bakanlar Kuruluna başkanlık eder”

1982 Anayasası Madde 104;

“Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak”

1921’den günümüze bütün anayasalarımızda Cumhurbaşkanının kendi takdiri ile bu yetkisini kullanabileceği öngörülmüştür.

Anayasal yetkiyi kullanmak suç ise bu suçu (!) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan önce eski cumhurbaşkanları Cemal Gürsel, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in de işlediğini hatırlatmamız gerekecek.

Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 7 defa başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu’nu, Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren 4, Dördüncü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de 2’şer kez kendi başkanlığında toplamışlar.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü Başbakan iken, 1962, 1964 yıllarında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel iki defa Bakanlar Kuruluna başkanlık etmiş. Hem de toplantıyı Cumhurbaşkanlığı köşkünde yapmış. Toplantıya Bakanlar kurulu üyeleri dışında dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay da katılmış.

Gürsel’in 1961 Anayasasının verdiği yetkiyi kullanması karşısında, Başbakan İsmet İnönü tarafından “Anayasal suç” işlemekle suçlanmış ise, CHP sözcüsünün aynı tavrı istikrarla sürdürdüğü söylenebilir.

Netice olarak Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırması ve başkanlık edecek olması, Anayasa’da düzenlenen görev ve yetkileri kapsamındadır.

Kaldı ki Sayın Erdoğan halkın doğrudan seçtiği ilk Cumhurbaşkanıdır. Erdoğan’ın seçim kampanyası süresince, Anayasa’nın tanıdığı tüm yetkilerini sonuna kadar kullanan farklı bir Cumhurbaşkanı olacağını deklare ederek onay aldığı da unutulmamalıdır.

Reşat Petek

www.resatpetek.net

resatpetek@resatpetekhukuk.com

Twitter: @ResatPetek

Hanefi Avcı : “…Dün Devlet Bugün Cemaat”

[Haber7]

haber7

Eski emniyet müdürü Hanefi Avcı’ya, “Devrimci Karargah Örgütü” davasında “örgüt üyeliği” suçundan İstanbul Özel Yetkili 9.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 5 yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası Yargıtay 9.Ceza Dairesi tarafından onandı.

Avcı’ya, “Ruhsatsız vahim nitelikte tam otomatik ve yarı otomatik silah bulundurup taşımak” suçundan verilen 5 yıl hapis cezası ise, 1/6 oranında takdiri indirim uygulanması gerektiğinden düzeltilerek onandı.
Hanefi Avcı’nın yazdığı “Haliç’te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat” isimli kitabında, “Terör örgütleri ve bu amaçla yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda yargı görevi yapanları etkileme” suçundan verilen 2 yıl 6 ay hapis cezası ve bu kitabı nedeniyle ” Devrimci Karargah terör örgütü hakkında yapılan soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu”nu işlediği gerekçesiyle verilen 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasını ise, Temmuz 2012’de yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un basın ve yayın yoluyla işlenen suçların erteleneceğine dair geçici 1. maddesi kapsamında kaldığından bozulmasına karar verildi.

Netice itibariyle, “Haliç’te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat” isimli kitabını yayımladıktan kısa bir süre sonra tutuklanan ve 3 yıl 9 ay tutuklu kalan Hanefi Avcı, Yargıtay Başsavcılığı karara itiraz etmezse kalan cezasını çekmek üzere tekrar cezaevine girecek. Hatırlanacağı üzere Anayasa Mahkemesinin “hak ihlali” kararı üzerine tahliye edilmişti.

Hanefi Avcı hakkındaki Yargıtay kararının açıklanmasının ardından dün akşam, Cemaatle ilgili yazdığı kitap, akabinde hemen tutuklanması, yapılan soruşturmayla ilgili detaylı açıklamalarda bulundu.

Kendisinin sağ, milliyetçi muhafazakar düşünceye sahip kişiliği ile tanındığını, görevi sırasında yasa dışı sol örgütlerle mücadelede isminin öne çıktığını, Susurluk olayında, 28 Şubat sürecinde, devlet içindeki derin yapılanmaları korkusuzca deşifre ettiğini hatırlatarak, “Haliç’te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat” isimli kitabıyla, bugün “paralel örgüt” olarak adlandırılan illegal örgütlenmeyi deşifre ettiği için, kendisinin susturulması amacıyla bu örgüt tarafından planlı bir şekilde hapse atıldığını anlattı.

Eski görev yeri olan Eskişehir Emniyet Müdürlüğü makam odasının arandığını ancak, Ankara’da ikamet ettiği evinin, elindeki çantasının ve üzerinin aranmadığını, bilgisayarının bile incelemeye alınmadığını, önceden hazırlanan plan gereği tutuklanmasına karar verildiği için formaliteler bile usulünce tamamlanmadan hapse tıkıldığını söyledi.

Hanefi Avcı’nın başına gelenler, özellikle muhafazakar kimliği, yasadışı sol örgütlerle mücadeledeki başarısıyla bilinmesine rağmen, yasa dışı sol bir örgüt olarak tanımlanan “Devrimci Karargah Örgütü”ne yardım etmekten suçlu bulunması manidar.

Soruşturma kapsamında 28 Eylül 2010’da, Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’ndeki makam odasında arama yapılırken polis kamera kayıtlarında da görüldüğü üzere, bir dolabın üzerinde bulunan siyah çantanın alt bölümünün tozla kaplı, üst bölümünün temiz olması dikkatlerden kaçmamıştı. Bu siyah çanta, Tahşiyeciler’in silahlı örgüt kapsamına alınması için evlerine bırakılan el bombalarından farksız mıydı ?

İlk derece mahkemesinin verdiği karardaki hukuka aykırılıklar Yargıtay’da neden dikkate alınmadı?

Hanefi Avcı, kararın kendisi için sürpriz olmadığını, Yargıtay’daki yapılanmadan adil karar beklemediğini söylerken, avukatı,  bu karar ile Yargıtay’daki paralel yapılanma bir kez daha görüldü şeklinde değerlendirmede bulundu.

Bu dava kamu oyunda daha çok konuşulacak. Ama muhafazakar kimlikli bir kişinin aşırı sol örgüte üyelikle suçlanması ve mahkum edilmesinin çağrıştırdığı bir anımı sizlere paylaşarak değerlendirmesini sizlere bırakmak istiyorum.

Merhum Turgut Özal’ın Başbakan olduğu yıllardı. İmam-Hatip mezunu, Kur’an kursu öğretmenliği yaptığı sırada Hukuk Fakültesini de bitiren bir arkadaşım Kaymakamlık sınavlarını kazanmış, atanmak için güvenlik soruşturması sonucunu bekliyordu. Atama işlemi gecikince, benim önceden tanıdığım yetkili birimin sorumlusunu birlikte ziyaret ettik. Yusuf Akdemir’in atamasının geciktiğini hatırlatınca, ‘Yusuf Akdemir aşırı sol örgütlerden Dev-Sol’a yakın bir kişiymiş, sakıncalı bulunmuş’ cevabını aldık. Yetkili yanımdaki kişiyi tanımadan bu cevabı vermişti. Olaydan birkaç ay sonra vefat haberini aldığım arkadaşım; ‘ Yusuf Akdemir benim’ deyip ardından ‘..ben kaymakam olmasam da olur ama ben Kur’an kursu öğretmeniyim, Dev-Sol ile Dev-Yol ile ne ilgim olabilir? Bana dinci, irticacı falan derler diye düşünürken, bu habere çok şaşırdım, istihbarat böyle çalışıyorsa vay memleketin haline’ demişti.
Reşat Petek

www.resatpetek.net
petekresat@gmail.com
Twitter: @ResatPetek

EMEKLİ BAŞSAVCI PETEK MUHTARLARA TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİK GELİŞİMİ ANLATTI

[Milliyet]

fft261_mf6458125

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “Türkiye’deki Demokratik Gelişim” konulu konferansta konuşan emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, 28 Şubat davasını yakından takip eden biri olarak, “28 Şubat’a demokrasimiz açısından baktığımızda, hiç tereddütsüz bir darbedir derim” dedi.
Antalya’daki 700’e yakın muhtarı Kremlin Palace Otel’de iki gün boyunca kampa alarak, Muhtar Bilgilendirme Sistemi’ni (MUBİM) anlatan Büyükşehir Belediyesi, muhtarlar için bir de konferans düzenledi. Moderatörlüğünü Dr. Murat Yılmaz’ın yaptığı “Türkiye’deki Demokratik Gelişim” konulu konferansta emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek konuşmacı olarak yer aldı. Konferansa Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Ak Parti İl Başkanı Mustafa Köse, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Birol Ekici, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Mithat Yolcu’nun yanı sıra çok sayıda muhtar katıldı. Konferansın açılış konuşmasını yapan siyaset Bilimci Dr. Murat Yılmaz, Büyükşehir Belediyelerinin son dönem itibari ile kazandığı kıymetin önemli olduğuna vurgu yaparak. Türkiye’deki demokratikleşmenin 19’ncu Yüzyıl’da ortaya çıkan vilayetlerle başladığını söyledi. Türkiye’nin demokrasi tarihini anlatan Emekli Başsavcı Reşat Petek Osmanlı’nın yıkılışından sonra Anadolu’da başlayan kurtuluş mücadelesini yürüten kurumun Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu belirtti. bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi çerçevesinde oluştuğunu ifade eden Emekli Başsavcı Petek, “Daha sonra da Cumhuriyet ilan edildi. İşte bugünkü Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı o dönemde hemen demokrasiye geçilemedi” dedi.

CUMHURİYETİN KAZANIMLARI POLİTİK BİR SÖYLEM
Türkiye’deki demokratik gelişimi ifade ederken, sıklıkla dile getirilen Cumhuriyetin kazanımları konusuna da değinen Reşat Petek, “Cumhuriyetin kazanımları Cumhuriyetin değerleri olarak politikada da sıkça gündeme getirilen bir kavramdır. Cumhuriyetin kazanımlarını terk etmeme, sahip çıkma, başkalarına çiğnetmeme gibi politik söylemlere rağmen bu kazanımlardan ne anlaşıldığı konusunda farklılıklar var. Cumhuriyetin kazanımları dediğimizde en önemlisi, işgal edilmiş bir ülkede milli birlik beraberlik ruhu ile kendi medeniyet değerlerine, kültürlerine, ahlakına, istiklaline ve istikbaline uzanan düşmanca tavırlara karşı bu değerlere sahip çıkarak yürütmek, bir mücadeledir. Bu mücadelenin sonunda kazanılan zafer, o zaferin anayasal ilkeler bağlamında bir yere kadar düzenlenmesi, kurulan bir devlet ve onun devamıdır. Burada cumhuriyetin niteliği dediğimizde yabancılaşma yok, başka bir kültüre teslim yok ya da devletin milletin yeniden yapılandırılması şeklinde tezahür eden bir toplum mühendisliği yok. Yine kendi inancına, tarihine, kültür değerlerine bağlı ama demokratik bir şekilde seçimle kendi yöneticilerini seçen, kendi geleceğini tayin eden bir sistem var. Uygulamaya baktığımızda özellikle tek parti döneminde bu Cumhuriyet kazanımlarının çok farklı yorumlandığını farklı değerlendirildiğini görüyoruz” diye konuştu.

İRTİCA TEHDİDİ VE TEHLİKESİ YOKTU
Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü alanında rahatlamanın olduğuna vurgu yapan Emekli Başsavcı Petek, bu noktada da Anadolu insanının yönetenler kesiminde temsil edilme oranının yükselmeye başladığını söyledi. Yakın tarihte bundan rahatsız olanların teşkilatlanarak tehlikeli gördükleri bu durumu durdurmanın yöntemlerini aradıklarını anlatan Petek, “Bu demokratik girişi durduran ve önemli ölçüde demokrasiye darbe girişimi oluşturmak isteyen bir takım gruplar ortaya çıktı. Özellikle dünyadaki gelişmelerle birlikte paralel bakacak olursak, komünizmin ortadan kalkmasının ardından NATO, yeni tehlike olarak İslam’ı ve Müslümanları ilan etti. Türkiye’de de buna paralel olarak, yine inanç ve fikir özgürlüğüne dayalı olmasına rağmen dini temelli çalışmaları yok etmek ya da durdurabilmek için bir tehdit icat edildi; irtica tehdidi ve tehlikesi. Bunu Türkiye’de birinci tehdit olarak ortaya çıkardılar. Oysa böyle bir tehdidin varlığı söz konusu değildi” ifadeleri kullandı.

28 ŞUBAT DAVASI
Bu bağlamda 28 Şubat davasını yakından takip ettiğini söyleyen Reşat Petek şunları söyledi:
“28 Şubat’ın 103 sorumlusu Ankara’da şu anda yargılanıyor. Başta o dönemin GenelkurmayBaşkanı İsmail Hakkı Karadayı yargılanıyor. Aşağı yukarı ikinci yılın yargılama safhası doldu. 28 Şubat mağdurlarından biri olarak ben de davacıyım. Bugün 28 Şubat davasına konu olan Batı Çalışma Grubu’nun bütün belgeleri mahkemenin önünde. 500 klasör derlenmiş toparlanmış. Bunların içerisinde insanın tüylerini diken diken eden kararlar var. Batı Çalışma Grubu adıyla illegal olarak bir araya gelmiş, toparlamışlar. Türkiye’deki siyasal İslam olarak adlandırdıkları, kendi inancına, ahlakına, dini değerlerine bağlı olarak bir araya gelen insanları nasıl suçlu ilan ederiz, iktidardaki Refah Yol’u nasıl deviririz, devirdikten sonra da bin yıl devam edecek 28 Şubat anlayışını karar kılmışlar.”

28 ŞUBAT DARBEDİR
Petek sözlerine şöyle devam etti:
“Dönemin Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ‘Ben Batı Çalışma Grubu kurulması için bir talimatı vermedim, benim haberim yok’ diyor. Ama diğer tarafta ikinci başkan diyor ki ‘Efendim siz talimat verdiniz öyle kurduk Batı Çalışma Grubu illegal falan değil.’ Mahkemelerde uzun süre bunlar tartışıldı. Burada ilginç bir şey söylemek istiyorum dönemin Genel Kurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak dedi ki ‘Ben bir açıklama yapacağım. Batı Çalışma Grubu tamamen Genel Kurmay Başkan’ın talimatıyla kurulup, çalışmalarını başlatmıştır.’ Darbe sözcüğünde de rahatsız oluyorlar. ‘Biz darbe falan yapmadık’ diyorlar. Efendim ne yaptınız? Biz darbe yapmadık mevcut iktidarın olumsuz tarafını gördük, kendimiz iktidarı yönetmektense baskı ile cebir şiddet ile iktidarı değiştirttik. Bu darbe değildir diye savunmaları var. 28 Şubat’a demokrasimiz açısından baktığımızda, hiç tereddütsüz darbedir derim. Çünkü seçilmiş bir iktidar yok. Koalisyon da olsa TBMM’deki çoğunluğa rağmen dönemin İçişleri Bakanı’na ‘Söyleyin o kadına ileri geri konuşmasın onu yağlı kazığa oturturuz’ diyen, Başbakan Necmettin Erbakan’a basın toplantısında küfür etme cesaretinde bulunanlar, hukuksuzluğun içinde cesaret alıp demokrasiye yeni bir mola verdiler.”

TÜRKİYE İYİ YOLDA
Türkiye’nin iyi bir yolda olduğunu ifade eden Petek sözlerini, “Her görüşten, her partiden insanların katkısıyla Türkiye, Daha demokratik, korkularını aşan ve özgürlükler yoluyla aşan bir noktaya doğru ilerliyor. Bu zaman içerisinde daha iyi bir noktaya gelecek” şeklinde tamamladı.

17 Aralık’ta Bir “Üst Akıl” Vardı

[UTESAV]

825878630967142493393191332589

Avni Özgürel, “Türkiye’de Hukuk Düzeni ve 17 Aralık Darbe Girişimi” konulu UTESAV’ın düzenlediği  22. Haliç Buluşmaları’nda “Türkiye’nin hukuk düzenin şekillenmesinde içerde ve dışarda müdahaleler yapan bir üst akıl var” dedi.

Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV) tarafından MÜSİAD Genel Merkezi’nde 22. Haliç buluşması düzenlendi. “Türkiye’de Hukuk Düzeni ve 17 Aralık Darbe Girişimi” başlıklı buluşmada Avukat Reşat Petek ve Gazeteci-Yazar Avni Özgürel konuyla ilgili tebliğlerini sundu.

MÜSİAD Genel Merkezinde gerçekleştirilen programa MÜSİAD üyeleri, UTESAV’ın Mütevelli Heyeti, muhtelif basın organlarının yöneticileri, sivil toplum kuruluşları ve derneklerin yöneticileri, yazarlar ve akademisyenler katıldı.

Programın açılış konuşmasını yapan UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay “günleri olayların anlamlandırdığını” ifade ederek Mevlana’nın 741. Vuslat yılında olduğumuzu hatırlattı.  17 Aralık tarihinin aynı zamanda bir darbe teşebbüsünün yıldönümü olduğunu söyleyen Kuralay, “Hukuk her zaman önemli bir mesele olmuştur” dedi. Türkiye’nin hala bir darbe anayasası ile yönetildiğine dikkat çekti ve bunun aşılması adına Türkiye’nin hukuk düzeninin bu niyetle yeniden mütalaa edilmesi gerektiğini belirterek sözü Reşat Petek’e verdi.

Konuşmasına 28 Şubat sürecinde yaşananları hatırlatarak başlayan Avukat Reşat Petek bu gibi zamanlarda herkesin fert olarak sorumluluk alması ve elinden geldiğince emek sarf ederek katkı sağlaması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin hukuk düzeni ile ilgili sistemden ve bireylerden kaynaklanan sorunların olduğunu ifade eden Reşat Petek devletin kuruluş sürecinin hemen başlarında milletin iradesinin devre dışı bırakıldığını belirtti.

Bu doğrultuda Türkiye’de hukuk düzeninin sorunlarının yapısal olduğuna işaret eden Petek, sosyal ve siyasal alanlarda gerçekleştirilmeye çalışılan değişimlere hukukun hizmet ettiğini örnekleriyle anlattı. Uygulanmaya konmak istenen düzenlemelere hukukun ayak uydurduğunu dile getiren konuşmacı “Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren bu millete bir elbise giydirilmeye çalışıldı ve bu elbise giydirilirken hukuk önemli bir rol oynadı” dedi.

Türkiye’nin hukuk düzeninin darbelerle şekillendiğini kaydeden Reşat Petek, yaşanan süreci özetleyerek hukuk kurallarının oluşum aşamasında sorunlar olduğunu vurguladı. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarı ile kuvvetler ayrılığı ilkesinin her alanda örtüşmediğini belirten Petek, anayasal yetkili organların yetkilerini kötüye kullanarak milletin iradesini yok saydıklarını söyledi. Kurucu kadroların ve darbecilerin ithal ettikleri hukuk kurallarının ve yasaların millete uygunluğunu gözetmediklerini söyleyen konuşmacı Ak Parti dönemi ile birlikte bu sürecin değişmeye başladığını ifade etti. Ak Parti’nin tek başına iktidar olmasına rağmen anayasal engellerden dolayı değişim sürecinin çok sancılı geçtiğini hatırlattı. Bu minvalde 17 Aralık Darbe Girişimi ve 14 Aralık soruşturmasını değerlendiren Petek, konuşmasına milletin iradesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak son verdi.

Ardından sözü devralan Gazeteci-Yazar Avni Özgürel Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin bir bakiyesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak başladı. Osmanlı Devleti’nde kuruluşundan itibaren bünyesinde klikler olduğunu ifade eden Avni Özgürel bürokrasi içindeki hesaplaşmaları muhtelif örneklerle anlattı. Sened-i İttifak ile İttihat ve Terakki Fırkası’nı hatırlatan Özgürel, Türkiye Cumhuriyetinin de kuruluş aşamasında yedeklendiğini kaydetti.

Demokrat parti ve Soğuk Savaş döneminden örneklerle konuşmasını sürdüren Özgürel, Türkiye’nin hukuk düzenin şekillenmesinde içerde ve dışarda müdahaleler yapan bir üst akıl olduğunu dile getirdi. 2000’li yıllarda dünya sisteminin geldiği durumun ve Türkiye şartlarının darbeyi kabul edemez bir noktaya geldiğini beyan eden konuşmacı demokrasinin zorunluluk haline geldiğini söyledi. Ak Parti dönemi ile gerçekleştirilen değişimlerin Eski Türkiye’nin kurumları ile doku uyuşmazlığı yaşadığını söyleyen yazar, değişimlerin ardından oluşan paralel boşluğun yeni kliklerce doldurulduğunu işaret etti.

Gezi Parkı protestoları ve 17 Aralık Darbe Girişimi ile devlet içinde yeni hesaplaşmaların gerçekleştiğini söyleyen Avni Özgürel bu sürecin bir üst akıl tarafından kurgulandığı ve yönlendirildiğine dikkat çekti.

 

Program, çok verimli geçen soru cevap faslının ardından UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay’ın konuşmacılara hediyelerini takdim etmesiyle sonlandı.

Fethullah Gülen’e yakalama kararı çıktı

[Haber Ay]

3463

1. Sulh ceza hakimliği, İstanbul Başsavcılığı’nın talebini kabul etti

GÜLEN’E ÜÇ SUÇLAMA!

Soruşturmayı yürüten Savcı Hasan Yılmaz’ın yaptığı başvuruda Gülen’e 3 suçlama yöneltildi:

– “Cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak (TCK 109/2 maddesi uyarınca 2 yıldan 7 yıla kadar hapis)”

– “İftira sonucu mağdurun hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırıma uğramasına neden olma (267/7 maddesi uyarınca 3 yıldan 7 yıla kadar hapis)

– Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme (TCK 314/1 uyarınca 10 yıldan 15 yıla kadar hapis)

“SUÇ ÖRGÜTÜNÜN LİDERİ FETHULLAH GÜLEN”

Savcı Hasan Yılmaz bu ifadelerinin ardından “Suç örgütünün lideri şüpheli Fetullah Gülen’in 1998 yılında yurt dışına çıktıktan sonra bir daha ülkeye dönmediği, giriş çıkış kayıtlarından anlaşıldığı üzere Halen ABD’de yaşayan şüphelinin atılı suçları işlediğine dair yeterli somut bulgulara ulaşıldığı uzun süreden beri yurt dışında olması nedeni ile kendisine ulaşılmasının mümkün görülmediği anlaşılmakla, şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarılması talep olunur.”

Yakalama kararını değerlendiren İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi hakimi kararı onayladı.

Emekli Yargıtay Cunhuriyet Başsavcısı Ahmet Gündel ve Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek Habertürk’te yayınlanan Akşam Raporu programında tartışıldı. 14 Aralık operasyonu neden yapıldı? Tutuklamalar hukuki mi?

Ahmet Gündel 14 Aralık operasyonunun başlangıcını anlattı. ” 06. 04. 2009 tarihinde Fethullah Gülen’in bir konuşması oluyor. Bu konuşmasında Fethullah Gülen ‘Tahşiye diye bir şey icad edilebilir. Bunlara silah konulabilir. Bakın irtica silahlanıyor denilebilir. Sonra insanlara teröristi suçlaması yapılabilir. Dikkatli olun’ şeklinde bir konuşma yapıyor.

Daha sonra Zaman gazetesinde bazı yazılar yayınlanıyor ve Samanyolu’nda da bir dizi Fethullah Gülen’in konuşmasından etkilenerek senaaryo yazılabilir. Ama Fethullah Gülen konuşmasında ‘Gidin silah koyun onları terör örgütü yapın’ gibi de3ğil. Uyarı maksatlı.

Daha sonra Tahşiye örgütüne baskın yapılıyor ve silah bulunuyor. Orada silah da bulunuyor ağırlıklı olarak patlayıcı da bulunuyor. Tahşiye ilgili davanın bugün hala devam ettiğini görüyoruz. 16 05 2010 tarihinden sonra bu davanın sanıklarından Mehmet Nuri Turan isimli bir şahıs Emniyet Müdürlüğü’ne giderek ‘Bize kumpas kuruldu’ diyor. Ondan sonra da bugünkü 14 Aralık operasyonunun temelleri atılıyor. ‘Siz Fethullah Gülen’in konuşmasını referans alarak yazolar hazırladınız. Diziler yayınladınız. Kamuoyunu Tahşiye adlı oluşumun silahlı örgüt olduğuna inandırdınız. Kumpas kurdunuz. Delil oluşturdunuz. Siz de silahlı terör örgütünüz. Taşhiye’ye iftira attınız. Kumpas kurdunuz’ diyerek hesap sorulan bir soruşturma şle karşı karşıyayız ” dedi.

Recep Petek ise bu süreci ” 1 yıldır Türkiye devlet içerende konuşlanmış paralel yapıyı konuşuyor. Bununla ilgili paralel yapının devletin istihbarat bilgilerini dinlediği ve bazı dış kaynaklara aktardığı, MİT’le ilgili operasyon tırlarla ilgili operasyon, böcek soruşturması vs. Devlet içerisinde bir paralel örgütlenmenin varlığı noktasında hem adli soruşturmalar, hem idari soruşturmalar gündemde.

Diğer taraftanda paralel örgüt nerede? Böyle bir yapı mı var? Varsa devlet gereğini yapsın diye karşı duruş gösteren paralel yapıyı yok demekle birlikte devletin yaptığı bütün soruşturmalarda hemen tepki gösteren bir medya, ve o medyanın medya faaliyetlerinin ötesinde devletin şüpheli gördüğü haklarında soruşturma yaptığı kişilerle ilgili yapılan yayınlar 1 yılımızı doldurdu.

14 Aralık operasyonu Tahşiyeciler ile ilgili somut olarak bir vakıa üzerinden paralel yapının eylemlerinin bir kısmı üzerine yargı gitmiş oluyor. Tahşiyeciler hakkında suç uydurma sahte delil üretme, bomba koyma sonucu suçlandığı, 17 ay gibi bir süre hürriyetlerinin kanunsuz olarak tahdid edildiği somut dedlillerle ortya çıktığı ifade ediliyor. İlk defa bu olayda ortaya çıkıyor çünkü paralel yapı çok profesyonel yapıyor bu işi.

Gülen grubu risalei nur cemaati olarak bilinen ve onun farklı fraksiyonlarından biri olarak biliniyordu. Fakat Tahşiyeciler Fethullah Gülen’in açıklamalarına farklı bir yorum ve eleştiri getirince susturulması gereken bir grup olarak görüldü. Bunun için de iftira atılarak yargının da araç olarak kullanılması suretiyle özgürlüğün tahdid edildiği iddiasıyla yargılama ve tutuklama gerçekleşti.

Hukuki süreç Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı bir iş yapılmadığını şüphelilerin iddia ettiği gibi medyaya karşı yapılan bir operasyon değil. Bu olayın şüphelileri silahlı terör örgütüne karşı yapılan bir operasyon değilde madya mensuparını susturmaya yönelik bir operasyonmuış gibi gösteriyor” şeklinde anlattı

Ahmet Gündel Ekrem Dumanlı’ya ve Hidayet Karaca’ya sorulan sorulara binaen soruşturmanın hukuksuz ve komik bir hal aldığını söyledi. Bu soruşturmada bu sorulara bakılarak somut delil teşkil etmediğini savundu