STK’lardan tepki:28 Şubat davasındaki ciddiyetsizlik ihanettir

[Star Gazete]

28 Şubat darbesinin görüldüğü duruşmalara mağdur ve yakınlarının ilgisizliği, mahkemenin özensiz tavrı, davanın sonucuna yönelik endişeleri artırıyor. STK temsilcileri, “Millete ihanet davası bu ciddiyetsizlikle yürümez” tepkisi gösterdi.

091120140202231472266_2

28 Şubat postmodern darbesiyle ilgili 103 sanıklı Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın seyri, müştekiler ve 28 Şubat Platformu STK’ları endişelendiriyor. Daha önce sanık generallerin mahkemedeki rahat tutumları ve buna heyet tarafından standart dışı hoşgörü büyük eleştiri konusu olurken, şimdi de sanıklar hakkındaki yurt dışına çıkış yasağını da kaldıran ara kararla birlikte davanın daha da uzayacağı işaretleri mağdurlarda kaygı yaratıyor. STK temsilcileri, “Millete ihanet davasına sessiz kalınmamalı” dedi.

Aklıma kötü şeyler geliyor

-28 Şubat davası Avukatı Hüsnü Tuna:

“Endişeliyim.  Çünkü davanın seyri iyi gitmiyor. Sanki 28 Şubat’ı gerçekleştirenle yargılamayı yapanlar arasında bağ varmış gibi geliyor. Yargılamada 5. Ağır Ceza’daki yargılamaya kadar yargılamayı götüren hakimlerin paralel yapı irtibatı ortaya çıktı. Sulh Ceza’daki böcek operasyonunda tutuklananların tahliyesine karar verenler olduğu görüldü. Yargılamanın baş kısmının sulandırılması, tanılar lehine süreci onlar takip etti. Şimdi de savcı tam da tanıkların istediği doğrultuda suç nitelemesi ve tarifi yaparak onların beraata gitmesine ya da tüm mağdurların katılmasını engelleyici görüş beyan etti. Bu görüşler hukuki nitelikte değil. Bu çerçevede bu yargılama yüz yılın yargılamasıydı. Darbe girişimlerine dönüktü. Bunda hak edilen ceza verilmezse, ilgililer bunu bulmazsa, Türkiye’deki darbeci anlayışların üzerinde oluşan ‘Darbe yapmalayım’ korkusunu da dağıtır. İhanet davası doğru sonuçlanmazsa tarih açısından da ihanet olmuş olur. DYP’li eski bakan bile çıkıp ‘Darbe olmadı’ diyor. Büyük kuşku duyuyoruz.”

-ÖNDER Onursal Başkanı İbrahim Solmaz:

“28 Şubat’ta milyonların hayatı karartıldı. O mahkemenin bu suçun cezasını vermesini bekliyoruz. Aksi halde bu milyonlara ihanetin cezasız kalması olur. Bu da yargı kararlarının sorgulanmaya açık olması anlamına gelir. Bizler o zaman öldürülmedik. Öyle olsaydı bir gün ölürdük ama çoğu kişinin hayatı karartıldı. 300 puan alınabilen sınavda 290 puanla bir yere yerleştirilememenin acısını çeken insanlar 28 Şubat’ı bilir. Ama pek çok acıdan geçen kişilerin bugün verilen 4+4+4, başörtüsü kullanımı ve memuriyete dönüş gibi haklardan yararlanması belki davaya ilgiyi azalttı. Böyle de olsa davanın mağdurlarca yakından takibi ve ilgisi gerekiyor.”

-28 Şubat Davası’nın hem müştekisi hem de müşteki vekili Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek:

“103 sanığın yangılandığı davayı Ankara’da takip ediyorum. Ama mağdurlar aynı tepkiyi vermiyor. Çoğu general olan sanıklar davaya geliyor. İtirazlarını sunuyor. Darbe yok diyor. Ama o dönemin mağdurlarından çok fazla mahkemeye gelen yok. İfade veren de yok. Zaten ara kararda mahkeme o kişiler için zorla dinleme de çıkartmadı. Mahkemede şöyle bir durum var. Biz Demirel’in dinlenememesi gibi o dönemi yaratan isimlerin ifadeye gelmemesine alıştık. Ama şu oluyor. Bir sanık yanımıza gelip, ‘Ben o dönemde vardım ama doğrudan etkili değildim. Hakkınızı helal edin’ diyor. Öyle onların kiminin itirafı kiminin helalliğiyle dava aralarındaki konuşmalarda yürüyor. Yoksa bu dava zaten daha savunmalarla da epeyce uzayacak. Ankara’daki ikinci soruşturmayla da belki 5’li çete ve medya yargılanacak. Belki asıl duruşma da o zaman olacak.”

-28 Şubat Platformu Üyesi TGTV

Yönetim Kurulu üyesi ve İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Yusuf Tülün:

”Davayı takip konusunda 28 Şubat mağdurları pek gevşekler. ‘Nasılsa birileri izliyor’ rahatlığı bunu yaratıyor. Böyle yapmamak lazım. Davaya sahip çıkmak gerekiyor. O dönemde haksızlıklar oldu. Bunun hukuk önünde hesabı sorulurken orada bulunmak gerekiyor. Millete ihanet konusunun hesabı sorulurken ona sahip çıkmak lazım. Kim ne haksızlık yaptıysa onun cezasını görmeli.”

Arada kaynatılmak isteniyor

-28 Şubat Platformu üyesi ÖZGÜRDER Yazının devamı

Balyoz Davası çöktü mü ?

[Haber7]

haber7

Bilirkişi raporu geldikten sonra, verilecek karar beraat, yeniden mahkumiyet veya bir kısım sanıklara mahkumiyet bir kısmına beraat şeklinde olabilir.

Hukuken tüm seçenekler masada demektir. Yargıdan beklenen, kamuoyunun beklentilerine cevap vermek değil, adil bir karar vermektir.

Özel Yetkili İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin yargılayıp sonuçlandırdığı, 365 sanıklı Balyoz Davası yeniden yargılama süreciyle gündemde.

2003 yılında, İstanbul 1. Ordu Komutanlığı bünyesinde hazırlandığı iddia olunan Balyoz Darbe Planı ile darbeye teşebbüs suçundan yargılanan 365 sanıktan 36’sına beraat kararı verilirken, 325 sanığa 13 ile 20 yıl arasında değişen mahkumiyet verilmişti.

21 Eylül 2012 tarihinde verilen bu karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan temyiz incelemesi sonucunda 36 sanığın beraat kararı onanmış, 88 sanık hakkında verilen mahkumiyet kararları bozulmuş, 237 sanığa verilen mahkumiyet kararları ise onanmıştı.

Yargıtay kararı ile cezaları onanan sanıklar yönünden olağan kanun yolları tükendiği için, tutukluluk hükümlülüğe dönüşmüş, diğer deyişle cezalarının infazına başlanmıştı.

Mahkumiyet kararları bozulan sanıklar yönünden ise, yargılamaya devam olunacaktı.

Anayasa Mahkemesinin “HAK İHLALİ” kararı.

Olağan yargılama süreci devam ederken sanıkların savunma haklarının ve adil yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla  yaptıkları bireysel başvurular, Anayasa Mahkemesince kabul edilince mahkumiyetleri kesinleşen 237 sanık hakkında yeniden yargılama süreci başlamış oldu.

Şimdi Balyoz sanıklarının yargılandığı iki dava var. Mahkumiyet kararları Yargıtay’da bozulan 88 sanığın yargılandığı dava ile, hak ihlali yapılması nedeniyle 237 sanık için İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinde başlanan yeniden yargılama.

Anayasa Mahkemesi, tanık olarak dinletilmesi istenilen dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve KKK Aytaç Yalman’ın dinlenmemesi ve 5 numaralı harddiskle ilgili savunmanın itirazları dikkate alınarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmamasını adil yargılama hakkının ihlali olarak gördüğü için, mahkeme ihlallerin ortadan kaldırılmasını teminen Özkök ve Yalman’ı tanık olarak dinledi.

Önceden basına yansıyan açıklamalarının aksine, ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum, haberim yoktu’ mealindeki tanıklıklarının tespitinden sonra, duruşma savcısı  10, 11, 16, 17 nolu cdler, 5 nolu harddisk ve Eskişehir’de sanık Hakan Büyük’ün evinde bulunan flaş diskin mahkeme heyeti tarafından tayin edilecek üçlü bilirkişi heyetine ayrıntılı olarak incelettirilmesi talebinin kabul edilmesi yönünde görüş bildirdi.

Talebi değerlendirmek için duruşmayı erteleyen Mahkeme, muhtemelen bugün talep doğrultusunda karar vererek üç kişilik bilirkişi heyetine görev verecek.

Bilirkişi raporu geldikten sonra, verilecek karar beraat, yeniden mahkumiyet veya bir kısım sanıklara mahkumiyet bir kısmına beraat şeklinde olabilir. Hukuken tüm seçenekler masada demektir.

Mahkum olan sanıklar yeniden yargılama sürecinin başlamasıyla Balyoz Davasının çöktüğünü, bu davanın tümden uydurma ve üretilme delillerle açıldığını, yargılamayı yapan hakimler ile Yargıtay ilgili dairesinin Cemaat mensubu hakimlerden oluştuğunu, kurulan kumpasın şimdi anlaşıldığını bu nedenle tüm sanıklar hakkında beraat kararı beklediklerini ifade ediyorlar. AYM kararını gerekçe olarak gösteriyorlar.

Anayasa Mahkemesi ihlal kararına baktığımızda, ihlalin usule ilişkin olduğu, sanıkların beraatı veya mahkumiyeti yönünde bir düşünce içermediği açık.

Ceza yargılamasında sanıkların lehinde ve aleyhinde olan tüm delillerin toplanması, değerlendirilmesi, hangi delillere itibar edildiği, hangilerine niçin itibar edilmediği gerekçeleriyle ortaya konularak hüküm verilmesi gerekiyor.

Yazının devamı

Yüksek yargıda iş yükü azalacak

[Yeni Şafak] [Haber7]

AK Parti’nin Yargıtay’da 8, Danıştay’da 2 yeni daire kurulmasını öngören teklifiyle, yüksek yargının iş yükü azalacak. Binlerce insanın mağdur olmasına neden olan iş yükünün azaltılmasıyla adaletin gecikmesinin önüne geçilecek. Yargıya güvenin dibe vurduğunu belirten eski Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, ‘Yeni üyelerle çoğulcu yapı oluşacak’ dedi.

yargitay1d3e01131

 

2013 yılında Yargıtay ceza dairelerinde davaların ortalama görülme süresi 328 iken bu sayı Danıştay’da 460’dır. Bu durum da Yüksek Yargıdaki iş yükünün ne kadar fazla olduğunu gözler önüne seriyor. AK Parti’nin Meclis Başkanlığı’na sunduğu Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ise Yüksek Yargının iş yükünü hafifletecek. Teklifle yargılamanın makul sürede sonuçlanması sağlanarak adaletin gecikmesinin de önüne geçilecek.

39 ÜYE ATANACAK

Yüksek yargının yapısı değiştiren kanun teklifi, Yargıtay’da 8, Danıştay’da 2 yeni daire kurulması öngörülüyor. Böylece Yargıtay’a 128, Danıştay’a ise 39 yeni üye atanacak. Yapılan bu değişiklikle Yargıtay ve Danıştay’daki iş yükü azalacak.

MAĞDURİYETLER GİDERİLECEK

Yargıtay ve Danıştay’da iş yükünün son yıllarda büyük oranlarda artmasıyla yaşanan aksaklıklar binlerce insanın mağduriyetine neden oluyor. Davaların yüksek mahkemeler önünde uzun süre beklemesi ayrıca şikayetlere de neden oluyor. Teklifin yasalaşmasıyla Yargıtay ve Danıştay’a yapılacak üye atamaları iş yükünü büyük oranda azaltacak. Yargılama süreleri daha kısa sürede sonuçlanmakla beraber insanların mağdur olmasının da önüne geçilmiş olacak.

GÜVEN TESİS EDİLECEK

İş yükünün yoğun olması nedeniyle yüksek mahkemelerin dosyaları yeterince incelemeden sonuçlandırdığı ve adil yargılamanın yapılmadığı algısı da oluşuyor. Yeni kurulacak daireler ile bu dairelere yapılacak atamalarla yargılamalara ilişkin güven kaybı ortadan kalkacak ve toplumdaki bu algı da son bulacak.

YARGITAY’DA 600 BİN DERDEST DOSYA 

Yargıtay ceza dairelerinde 2010 yılında 364 bin 500, 2011 yılında 367 bin 329, 2012 yılında 341 bin 536, 2013 yılında 355 bin 135, 30 Eylül 2014 tarihi itibariyle 394 bin 617 derdest dosya bulunuyor. Yargıtay hukuk dairelerinde ise 2010 yılında 171 bin 814, 2011 yılında, 186 bin 897, 2012 yılında 165 bin 514, 2013 yılında 164 bin 536, 30 Eylül 2014 tarihi itibariyle 215 bin 175 derdest dosya var. Yargıtay ceza dairelerinde 2012 yılında 306 olan davaların ortalama görülme süresi 2013 yılında 328 güne çıkmış durumda. Öte yandan, ceza dairelerindeki bu iş yükünün yanı sıra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda dairelere gönderilmeyi bekleyen 300 bini aşkın dosya var.

305 bin dosya sırada

Danıştay’daki incelenmeyi bekleyen dosya sayısı ise 2010’dan günümüze kadar artarak devam etti. 2010’de 295 bin 502 dosya incelenmeyi beklerken bu sayı 2011’de 342 bin 746’ya, 2012 yılında 347 bin 890’a, 2013 yılında 355 bin 531’e çıktı. 14 Ekim 2014 tarihi itibariyle ise bu sayı 305 bin 259 oldu.

Adalete olan güven tekrar sağlanmalı

Yazının devamı

Kader deyip geçemeyiz

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Kara haber bu defa Karaman’dan geldi.

Ermenek ilçemize bağlı Güneyyurt Beldesi Pamuklu köyünde 18 işçimiz maden ocağında mahsur.

Bu defa göçük veya patlama değil, su patlaması ile yerin 375 metre derinliğinde kalan işçilerimiz var.

Öğle yemeği dışarı çıkmalarına izin verilmediği için, içerde yemek yerken mahsur kaldıkları ifade ediliyor.

Kurtulan 16 işçimiz, önce rüzgar sesi işittiklerini, sesi işitir işitmez kendi imkanları ile kaçarak kurtulduklarını, arkadaşlarının ise kaçamadıklarını ifade ediyorlar.

Dışarda umutsuz bekleyiş sürüyor.

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere ilgili bakanlar orada. Devlet bütün imkanları seferber etmiş durumda ama şu ana kadar kurtarma çalışmalarından bir umut olmadığı anlaşılıyor.

Soma faciasından sonra yapılan yasa değişikliği ve alınan idari tedbirlerin maden ocaklarında hala uygulanmadığı anlaşılıyor.

Her şeyin yasa değiştirmekle, kural koymakla değişmediği gerçeği bir kez daha karşımızda.

Cezalarda yapılan artışların trafik kazalarını tamamen önlemediği gibi, maden ocaklarıyla ilgili yapılan yasa değişikliklerinin de – bu facialar önlenemediğine göre- etkili olmadığı ortada.

Kurallarda eksiklik varsa ortaya konulup yeni düzenlemeler yapılması şart elbette. Ama çıkardığınız yasalar, pratikte uygulanıyor mu? Uygulamayanlar hakkında gerekli işlemler yapılıyor mu? Denetimler ne alemde ?  Sadece kanunun öngördüğü idari para cezalarının uygulanması değil, kurallara uymayan maden ocaklarının, işyerlerinin kapatılması dahil öngörülen tedbirler alınabiliyor mu?

Sorulacak, sorgulanacak husus çok.

Acı gerçek ise, halen 18 canımız maden ocağında mahsur…

Bazen “ihmal” ile “kasıt” eşdeğer hale geliyor.

Hukukumuzda bu olaylar genel anlamda taksirli suçlar bağlamında ele alınıyor. Trafik kazaları, iş kazaları, maden ocaklarında meydana gelen yaralanma veya ölümle sonuçlanan olaylar taksirle işlenen suçlar olarak değerlendiriliyor.

Taksirle işlenen suçların cezası, kasten işlenen suçlara göre elbette daha hafif. Böyle olması da gerekli.

Ama öyle haller var ki, ihmali davranışlar ile kasten işlenen icrai hareketler bazen eşit hale gelebiliyor. Bu durum da ihmali davranışa uygulanan yaptırım, kasten işlenmiş suçla eşdeğer oluyor. Ermenek faciasıyla ilgili başlatılan soruşturma bu açıdan da mutlaka değerlendirilmeli.

Olay hakkında adli soruşturma hemen başlatıldı, sonuçları göreceğiz ancak  basına yansıyan haberler gerçekten ihmalin boyutlarının çok korkunç olduğunu gösteriyor.

İhmal değil, ihmaller zinciri var.

İşten ayrılan bir işçinin, çalışma koşullarının güvensiz olduğuna dair şirkete noterden ihtarname gönderdiği, ihtarnamede su baskınına karşı tedbir olarak uygulanan 25 metrelik ön sondaj denemesinin yapılmadığını, suyun patladığı noktanın 200  metre altından kömür çıkarıldığını, bu şartlar altında çalıştıkları için can güvenliklerinin olmadığını, ihtarnameye hiçbir cevap verilmediğini, bu gerekçeyle işten ayrıldığını açıklıyor.

Mahsur kalan 18 maden işçisinin hepsinin arkadaşı olduğunu ifade eden maden işçisi İsmail Sevil, kendisinin şirkete gönderdiği ihtarnameden sonra 3 Ekimden itibaren işe gitmediğini gitseydi şimdi mahsur kalanlar arasında olacağını söylüyor.

Yazının devamı

28 Şubat davasında ilginç gelişmeler

[Yeni Asya]

mahkeme

 

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın yargılandığı davada ifade veren eski Orman Bakanı ve DYP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci, “28 Şubat bence darbe değildir, darbe paranoyası oluşturulmuştur” dedi.

“Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması sona erdi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmanın öğleden sonraki oturumunda sanıklardan Muhittin Erdal Şenel söz aldı ve “Bülent Orakoğlu’nu yargılayan askeri mahkeme heyetini tehdit ettiğine” ilişkin beyanlar konusunda, “Benim, Hakim Mesut Kurşun’u ikaz ettiğim tamamen gerçek dışıdır, duyuma dayalıdır. Hiçbir şekilde kanıtlanmamıştır” dedi.

Müşteki avukatlarından Reşat Petek söz alarak, Mesut Kurşun ile televizyon programına çıktığını, Kurşun’un, orada da Şenel’in kendisini azarladığını dile getirdiğini anlattı.

Kurşun ile mahkeme üyesi Ahmet Karamanlı’nın, Orakoğlu’nun beraat etmesi sonrasında görevlerinden alınarak, Malatya’ya tayin edildiklerini ifade eden Petek, “Ahmet Karamanlı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurarak, görevine döndü. Ama döndü de ne oldu? BÇG raporlarıyla, kendisi irticacı olarak damgalanarak, YAŞ kararıyla silahlı kuvvetlerden ihraç edildi” diye konuştu.

Petek, daha sonra dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’na, “Emniyet istihbaratın başındayken, Aczmendi terör örgütü adında bir örgüt sizin istihbari bilgileriniz içinde var mıydı?” sorusunu yöneltti.

Orakoğlu, böyle bir bilgiye sahip olmadıklarını bildirerek, o dönemde Aczmendilerle anılan kişilerin “JİTEM’e çalıştıklarını” iddia etti. Orakoğlu, “Hatta Sisi de… Bunlarla ‘İrticai tehdit var’ algısını oluşturacak bir takım provokasyonlar sahneye kondu” diye konuştu.

Petek’in, “28 Şubat gerçekleşmiş bir darbe midir?” sorusuna, Orakoğlu, “Açık bir darbedir. Darbenin postu, şusu, busu olmaz” ifadesini kullandı.

Müşteki avukatlarından Figen Şaştım, Orakoğlu’nun, 28 Şubat’ta dış güçlerin etkilerinin de olduğuna ilişkin beyanlarını hatırlatarak, “Bu durumda, bu darbeyi yapanlar aynı zamanda vatan haini de olurlar mı?” diye sordu.

Soru üzerine bazı sanıklar tepki gösterirken, kimi izleyiciler Şaştım’ı alkışladı.

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar’ın talimatıyla alkışlayan izleyiciler duruşma salonundan çıkartıldı.

Avukatı İsmail Aydos’un sorusu üzerine Orakoğlu, “Köstebek Davası” olarak bilinen dava kapsamında, kendisine “sahte belgeden” dava açılmadığını bildirdi.

Bir soruyu yanıtlarken Orakoğlu, “o dönemde Çevik Bir ve terör örgütü PKK arasında telefon görüşmeleri olduğunu duyduğunu” ifade etti.

Bu beyana tepki gösteren asının Çevik Bir’in avukatı Vefa Toklu, Orakoğlu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

Çevik Bir ise böyle birşeyi ilk defa duyduğunu ve ciddiye almadığını belirtti.

Hasan Ekinci’nin beyanı

Daha sonra eski Orman Bakanı ve DYP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci ifade verdi.

MGK’da ilk defa terör ve iltica ile mücadele kararları ele alınmadığını öne süren Ekinci, hükümetin alacağı tedbirleri kurumlara bildirdiğini ve o kurumlarında çalışmalar yaptığını söyledi.

Ekinci, MGK karaları doğrultusunda o dönemde Genelkurmay Başkanlığında da BÇG oluşturulduğunu belirtti.

“Darbenin ne olduğunu darbeyi yaşayan bilir” diyen Ekinci, yaşananların darbe olabilmesi için hükümetin düşmesi gerektiğini, fakat o tarihte hükümetin yerinde durduğunu kaydetti.

28 Şubat’ta DYP’ye darbe yapıldığını savunan Ekinci, “Bu darbe laik, demokrat ve Atatürk ilkelerine bağlı bir partiye yapıldı. Kime yapıldı? Merkez sağa yapıldı. Sıkıntı burada, bu sıkıntının içinde yargı da var, herkes var. Erbakan bir dosya çıkarttı, Tansu Hanım’a verdi, o dosyada üst yazıyla siyasi bir partinin genel başkanın raporu vardı. Anayasa Mahkemesine gönderiliyor, kim gönderiyor? Dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş” açıklamasında bulundu.

“28 Şubat bence darbe değildir”

Ekinci’nin savunmasında çelişkiler olduğunu belirten müşteki avukatlarından Figen Şaştım, “Eğer darbe yoksa neden ve kimden şikayetçi oldunuz?” diye sordu. Ekinci, “darbe olmadığını, olmuşsa da bunun DYP’ye yapıldığını” söyledi.

Müşteki avukatlarından Reşat Petek, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e bir generalin “Ayağını denk alsın, yoksa yağlı kazığa oturturuz” söyleminin ve bir gazetedeki “Gerekirse silah kullanırız” başlığının hükümete yönelik tehdit olup olmadığı sorusuna Ekinci, “Halk dahil herkes gergindi, dışarı çıktığımda ışıkların yanıp söndüğünü görüyordum” karşılığını verdi.

Ekinci, “Ben sonuca bakarım, bir de o güne bakarım. Sonuçta böyle büyük bir dalgalanma, toplumsal hareket olmuş. Hükümet, kendi içinde, demokrasi içinde istifa etmiş ve bunlar durmuş. Falan böyle dedi, filan böyle dedi, toplumsal olayları kişilere, kurumlara bağlamak kolay değil” diye konuştu.

Petek’in sorusundaki sözün atfedildiği sanık Çetin Saner söz alarak, bu konuyu savunmasında da dile getirdiğini belirtti ve “Binanın önüne oturturlar onu) dedim. Bunu söylediğim için de üzüntü duydum. Söylememem gerekirdi” açıklamasını yaptı.

Müşteki avukatlarından Yunus Akyol’un, “O dönemde DYP’li birçok milletvekili tehdit edildi. Siz tehdit edildiniz mi?” sorusuna, “Kesinlikle olmadı” dedi ve milletvekillerinin tehdit edildiğini duymadığını söyledi.

Mahkeme, duruşmayı 30 Ekim Perşembe, saat 09.30’a bıraktı.

Yazının devamı

28 Şubat’a tanık olmadı ‘Baba’ları darbeye suskun

[Star Gazete]

28 Şubat darbe sürecinde sesleri gür çıkan askerler yargılandıkları davada ‘ilgimiz yoktu’ savunması yaparken, REFAHYOL Hükümeti’nin indirilmesinde aktif rol oynayan dönemin Cumhurbaşkanı Demirel ise tanık olma davetini geri çevirdi.

281020140200013794230_2

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması gerçekleştirildi.

Ankara 5. Ağır Ceza’da adli tatil nedeniyle verilen aranın ardından yapılan duruşmaya tutuksuz sanıklar, avukatlar ve müştekiler katıldı. Müşteki avukatları arasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızları Esra Albayrak ve Sümeyye Erdoğan’ın avukatı, müştekiler arasında ise eski Bakan Hasan Ekinci ve eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu ile 1998’de AİHM’e başörtüsü yasağı nedeniyle başvuran Leyla Şahin de hazır bulundu. Zirve Yayınevi davasında tutuklu yargılanırken tahliye edilen emekli org. Hurşit Tolon’un da izlediği duruşmada, yoklamanın ardından Ankara’daki 91 kişiye davetiye çıkarıldığı belirtildi.

Tankları gazetelerde gördüm

Sanıklardan Doğan Temel ve Sedat Arıtürk’ün sesli ve görüntülü sistemle ifadesi alındı. Genelkurmay Personel Daire Başkanlığının 1997’deki çalışmaları hakkında bilgi veren Temel, 7 Nisan 1997’deki toplantıya katılmadığını, o tarihte Bosna-Hersek’te bulunduğunu söyledi. Müştekilerin avukatı Emrullah Beytar’ın, “Sincan’da yürütülen tanklarla ilgili bilginiz var mı? sorusuna Temel, “Gazetelerden gördüm” dedi.

Balans ayarı bana ait değil

Temel’e soru yönelten bazı müştekilerin avukatı Reşat Petek, “Davanın iki numaralı sanığı Çevik Bir, tank yürütmenin ‘demokrasiye balans ayarı’ olduğunu söylüyor. Tank yürütmenin darbe olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sordu. Temel, “Sorunuzu Çevik Bir’e sorun. Fikir yürütmem mümkün değil” dedi. Bunun üzerine söz alan Çevik Bir ise “balans ayarı” ifadesini kullanmadığını belirterek, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreterini ziyaretten döndükten sonra bütün gazeteciler etrafımızı sardı. Kendilerine, BM Genel Sekreteri ile konuşmamı anlattım. Kofi Annan, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiyi koruyacak şekilde işlemlerde bulunuyor’ ifadesini kullandı. Hürriyet gazetesinden Ferai hanım bunu ben söylemişim gibi yazdı. Yasemin Çongar ise ‘Çevik Paşa öyle bir ifade kullanmadı’ yazdı. Ama hala ‘balans ayarı ifadesi kullanıldı’ deniyor. Bunu düzeltmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Vali Odabaş: BÇG beni fişledi

Müşteki sıfatıyla ifadesi alınan Bayburt Valisi Yusuf Odabaş ise, “O dönem İstanbul vali yardımcısıydım. BÇG beni 375 meslektaşımla fişledi. Evrakta sahtecilik yapılarak tayin edildim. Şikayetim üzerine müfettiş gönderildi, ancak dosya kapatıldı” dedi.

SÜLEYMAN DEMİREL KABUL ETMEDİ

28 Şubat Davası kapsamında beyanının alınması için davetiye çıkarılan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, avukatı aracılığıyla tanıklık yapmayacağını mahkemeye bildirdiği açıklandı. Davanın öğleden sonraki oturumunun başında, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Fevzi Şıngar, davetiye çıkarılan Süleyman Demirel’in geçen günlerde avukatı aracılığıyla tanıklık yapmayacağını mahkemeye bildirdiğini söyledi.
Mahkeme davet etmişti
Davanın son celsesinde, Cumhuriyet Savcısı Levent Savaş, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in dinlenilmesi ve görüşünün alınmasını talep etmiş, mahkeme Süleyman Demirel’in beyanda bulunmak isterse beyanının alınması için davetiye gönderilmesine karar vermişti.

Çevik Bir demokrasi havarisi kesildi

[Yeni Şafak]

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşmasına devam edildi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde, adli tatil nedeniyle verilen aranın ardından yapılan duruşmaya tutuksuz sanıklar, avukatlar ve müştekiler katıldı. Müşteki avukatları arasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kızları Esra Albayrak ve Sümeyye Erdoğan’ın avukatı, müştekiler arasında ise eski Bakan Hasan Ekinci ve eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu ile 1998’de AİHM’e başörtüsü yasağı nedeniyle başvuran Leyla Şahin de hazır bulundu.

Sanıklardan Doğan Temel ve Sedat Arıtürk’ün sesli ve görüntülü sistemle ifadesinin alınacağının belirtilmesi üzerine müşteki Çetin Vural’ın avukatı Ömer Kavili, isnat edilen suçun ağırlığı nedeniyle sesli ve görüntülü sistemle ifade alınmasından vazgeçilmesini, doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca sanıkların salonda savunmasının alınmasını talep etti.

Genelkurmay Personel Daire Başkanlığının 1997’deki çalışmaları hakkında bilgi veren Temel, başkanlığın o dönemde 4 şubeden oluştuğunu bildirdi.

Temel’e soru yönelten bazı müştekilerin avukatı Reşat Petek, “Davanın iki numaralı sanığı Çevik Bir, tank yürütmenin ‘demokrasiye balans ayarı’ olduğunu söylüyor. Tank yürütmenin darbe olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sordu. Temel, “Sorunuzu Çevik Bir’e sorun. Fikir yürütmem mümkün değil” dedi.

28 Şubat ile ilgili ‘Demokrasiye balans ayarı’ cümlesi yıllardır eleştirilen dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir böyle bir açıklama yapmadığını söyledi. Çevik Bir 15 yıldır neden tekzip etmedin sorusuna ise cevap veremedi.

“Balans ayarı ifadesini kullanmadım”

Çevik Bir ise “balans ayarı” ifadesini kullanmadığını belirterek, “BM Genel Sekreterini ziyaretten döndükten sonra bütün gazeteciler etrafımızı sardı. Kendilerine, BM Genel Sekreteri ile konuşmamı anlattım. Kofi Annan, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiyi koruyacak şekilde işlemlerde bulunuyor’ ifadesini kullandı. Hürriyet gazetesinden Ferai hanım bunu ben söylemişim gibi yazdı. Yasemin Çongar ise ‘Çevik Paşa öyle bir ifade kullanmadı’ yazdı. Ama hala ‘balans ayarı ifadesi kullanıldı’ deniyor. Bunu düzeltmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Duruşmaya, verilen aranın ardından devam edilecek.

28 Şubat Davası

[Bugün]

28-subat-davasi_1320338_340_226ANKARA (AA) – 28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması tamamlandı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın öğleden sonraki kısmında, İstanbul’da bulunan sanık Sedat Arıtürk’ün savunması da Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS yöntemiyle alındı.

YÖK Denetleme Kurulundaki 20 aylık görev süresince, isnat edilen suçla ilgili tarafına atılı herhangi bir belge gelmediğini iddia eden Arıtürk, şu savunmayı yaptı:

“O tarihteki görüşlerimin bugün de arkasındayım. Fakat ne tezattır ki bugün sanık olarak karşınızdayım. 83 yaşındayım ve birçok ciddi hastalıkla mücadele etmekteyim. Mesnetsiz olarak bu davanın içinde olmam, hastalıklarımı daha ileri götürdüğü gibi özelikle psikolojik olarak bende ve ailemde ciddi rahatsızlık yarattı. Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiçbir suçum yokken bana bu sıkıntıları yaşatanları yüce Allah’a havale ediyorum.”

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar’ın, “Size kuryeyle BÇG çalışmaları gönderildi mi? Üniversite öğrencileri ya da öğretim görevlileriyle ilgili irtica konusunda fişleme yaptınız mı” sorusu üzerine Arıtürk, BÇG’den herhangi bir bilgi gelmediğini, fişleme yapmadığını söyledi.

-Bayburt Valisi Odabaş’ın ifadesi-

Duruşmada daha sonra Bayburt Valisi Yusuf Odabaş’ın müşteki sıfatıyla ifadesi alındı. 28 Şubat sürecinde İstanbul vali yardımcısıyken, “illegal” Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından 375 meslektaşıyla yasa dışı fişlemeye tabi tutulduğunu savunan Odabaş, evrakta sahtecilik yapılarak tayin edildiğini ileri sürdü. Mevzuata aykırı işlemler hakkında şikayeti üzerine müfettiş görevlendirildiğini ancak dosyanın kapatıldığını, suçluların korunduğunu iddia eden Odabaş, şunları söyledi:

“İstanbul’da görev yaparken, 23 Temmuz 1997’de müşterek kararname ile Kırşehir Vali Yardımcılığına atandım. Bu usulsüz atama işlemi aleyhine Danıştay 5. Dairesinde açtığım iptal davasında ve devamındaki süreçte yaşadıklarım, şahit olduklarım nedeniyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde bu davayla bağlantılı bir yapılanma olduğu kanaatine vardım. Darbenin mağduru oldum. İstanbul vali yardımcısıyken BÇG’nin talimatlarıyla yasa dışı fişlenenler arasında yer alarak, yönetmeliğe aykırı atamam yapıldı.”

BÇG’nin aynı zamanda bakanlıklarda yapılandığını kaydeden Odabaş, “Bu dava, sadece asker üzerinden devam ettirilirse sanırım yanlış yapmış oluruz. Bu yapının İçişleri Bakanlığındaki ve diğer bakanlıklardaki uzantılarıyla değerlendirilirse bunun darbe olduğu ortaya çıkacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Vali Odabaş, suça iştirak eden sivil sorumlular hakkında da dava açılıp, bu davayla birleştirilmesini istedi.

Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz’ün, “Göreve iade istemle Danıştaya açtığınız dava nasıl sonuçlandı” sorusu üzerine Odabaş, “Ülke üzerindeki baskıların, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki baskıların daha fazlası Danıştay ve yargı hakimleri üzerinde de yapıldı. Hukuk tamamen rafa kaldırıldı, davam reddedildi” dedi.

Avukat Ersöz, Odabaş’ın görevden alınmasının dava konusu iddianameyle ilgisi olmadığını, göreve iade nedeniyle açtığı davada, Danıştayın hukuksuzluk olmadığı sonucuna vardığını belirterek Odabaş’ın katılma talebinin reddedilmesini istedi.

Odabaş ise 28 Şubat sürecinde hukukun işlemediğini öne sürerek “Ben bu süreçten, tekrar yaşanmaması için şikayetçiyim” diye konuştu.

Sanık avukatlarından Yakup Akyüz, “Devletin valisi şu an karşımda. Şu anda izinde misiniz” diye sordu. Vali Odabaş’ın izinli olduğunu söylemesi üzerine Akyüz, “Görevinizin başında olmanız gerekirken duruşma için izin alıp geldiniz. TSK mensuplarına duyduğunuz düşmanlıkla nasıl valilik yapıyorsunuz” ifadesini kullandı.

Odabaş’ın avukatı Reşat Petek’in itiraz etmesi üzerine sanık avukatı Yakup Akyüz, “TV kanallarını dolaşarak bu ülkeyi ikiye bölmeye çalışan bir başsavcısınız” derken, karşılıklı atışmaların artması üzerine Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar, avukatları uyardı, avukat Akyüz’e de “Sayın Vali Türk Silahlı Kuvvetlerinin tümünü suçlamıyor” dedi.

Odabaş, “Başımdan geçen olayları anlattım, suçluların cezalandırılmadığını belirttim. BÇG’nin sivil ayağının takipsiz kalacağını, onların da cezalandırılması gerektiğini söyledim. Devlet bize görev verdi, 38 senedir yöneticilik yapıyorum. Bizim istediğimiz hukuk düzeninin, demokrasinin devam etmesidir. Onun için müdahil olduk. Aynı yapının, aynı hukuksuz dönemin Türkiye’de bir daha yaşanmasını istemiyorum” diye konuştu.

Dönemin Başbakanlık Başmüşaviri Rasim Kaan Aytuğ, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan tarafından Altın Borsası Genel Sekreterliği görevinin yanı sıra Başbakanlık Başmüşavirliği görevine getirildiğini anlattı. Hiçbir gerekçe olmadan 1997’de görevden alındığını, bunun irticai faaliyetler kapsamında olduğunun söylendiğini ifade eden Aytuğ, davaya müşteki ve mağdur olarak katılmak istediğini kaydetti.

Yazının devamı

28 Şubat sanıkları suçlamaları kabul etmiyor

[Dünya Bülteni]

mahkeme

Dönemin YÖK Denetleme Kurulu Üyesi Arıtürk, “Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiçbir suçum yokken bana bu sıkıntıları yaşatanları yüce Allah’a havale ediyorum” dedi

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 67. duruşması tamamlandı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın öğleden sonraki kısmında, İstanbul’da bulunan sanık Sedat Arıtürk’ün savunması da Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle alındı.

YÖK Denetleme Kurulundaki 20 aylık görev süresince, isnat edilen suçla ilgili tarafına atılı herhangi bir belge gelmediğini iddia eden Arıtürk, şu savunmayı yaptı:

“O tarihteki görüşlerimin bugün de arkasındayım. Fakat ne tezattır ki bugün sanık olarak karşınızdayım. 83 yaşındayım ve birçok ciddi hastalıkla mücadele etmekteyim. Mesnetsiz olarak bu davanın içinde olmam, hastalıklarımı daha ileri götürdüğü gibi özelikle psikolojik olarak bende ve ailemde ciddi rahatsızlık yarattı. Suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiçbir suçum yokken bana bu sıkıntıları yaşatanları yüce Allah’a havale ediyorum.”

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar’ın, “Size kuryeyle BÇG çalışmaları gönderildi mi? Üniversite öğrencileri ya da öğretim görevlileriyle ilgili irtica konusunda fişleme yaptınız mı” sorusu üzerine Arıtürk, BÇG’den herhangi bir bilgi gelmediğini, fişleme yapmadığını söyledi.

BAYBURT VALİSİ ODABAŞ’IN İFADESİ

Duruşmada daha sonra Bayburt Valisi Yusuf Odabaş’ın müşteki sıfatıyla ifadesi alındı. 28 Şubat sürecinde İstanbul vali yardımcısıyken, “illegal” Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından 375 meslektaşıyla yasa dışı fişlemeye tabi tutulduğunu savunan Odabaş, evrakta sahtecilik yapılarak tayin edildiğini ileri sürdü. Mevzuata aykırı işlemler hakkında şikayeti üzerine müfettiş görevlendirildiğini ancak dosyanın kapatıldığını, suçluların korunduğunu iddia eden Odabaş, şunları söyledi:

“İstanbul’da görev yaparken, 23 Temmuz 1997’de müşterek kararname ile Kırşehir Vali Yardımcılığına atandım. Bu usulsüz atama işlemi aleyhine Danıştay 5. Dairesinde açtığım iptal davasında ve devamındaki süreçte yaşadıklarım, şahit olduklarım nedeniyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde bu davayla bağlantılı bir yapılanma olduğu kanaatine vardım. Darbenin mağduru oldum. İstanbul vali yardımcısıyken BÇG’nin talimatlarıyla yasa dışı fişlenenler arasında yer alarak, yönetmeliğe aykırı atamam yapıldı.”

BÇG’nin aynı zamanda bakanlıklarda yapılandığını kaydeden Odabaş, “Bu dava, sadece asker üzerinden devam ettirilirse sanırım yanlış yapmış oluruz. Bu yapının İçişleri Bakanlığındaki ve diğer bakanlıklardaki uzantılarıyla değerlendirilirse bunun darbe olduğu ortaya çıkacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Vali Odabaş, suça iştirak eden sivil sorumlular hakkında da dava açılıp, bu davayla birleştirilmesini istedi.

Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz’ün, “Göreve iade istemiyle Danıştaya açtığınız dava nasıl sonuçlandı” sorusu üzerine Odabaş, “Ülke üzerindeki baskıların, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki baskıların daha fazlası Danıştay ve yargı hakimleri üzerinde de yapıldı. Hukuk tamamen rafa kaldırıldı, davam reddedildi” dedi.

Avukat Ersöz, Odabaş’ın görevden alınmasının dava konusu iddianameyle ilgisi olmadığını, göreve iade nedeniyle açtığı davada, Danıştayın hukuksuzluk olmadığı sonucuna vardığını belirterek Odabaş’ın katılma talebinin reddedilmesini istedi.

Odabaş ise 28 Şubat sürecinde hukukun işlemediğini öne sürerek “Ben bu süreçten, tekrar yaşanmaması için şikayetçiyim” diye konuştu.

Sanık avukatlarından Yakup Akyüz, “Devletin valisi şu an karşımda. Şu anda izinde misiniz” diye sordu. Vali Odabaş’ın izinli olduğunu söylemesi üzerine Akyüz, “Görevinizin başında olmanız gerekirken duruşma için izin alıp geldiniz. TSK mensuplarına duyduğunuz düşmanlıkla nasıl valilik yapıyorsunuz” ifadesini kullandı.

Odabaş’ın avukatı Reşat Petek’in itiraz etmesi üzerine sanık avukatı Yakup Akyüz, “TV kanallarını dolaşarak bu ülkeyi ikiye bölmeye çalışan bir başsavcısınız” derken, karşılıklı atışmaların artması üzerine Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar, avukatları uyardı, avukat Akyüz’e de “Sayın Vali Türk Silahlı Kuvvetlerinin tümünü suçlamıyor” dedi.

Odabaş, “Başımdan geçen olayları anlattım, suçluların cezalandırılmadığını belirttim. BÇG’nin sivil ayağının takipsiz kalacağını, onların da cezalandırılması gerektiğini söyledim. Devlet bize görev verdi, 38 senedir yöneticilik yapıyorum. Bizim istediğimiz hukuk düzeninin, demokrasinin devam etmesidir. Onun için müdahil olduk. Aynı yapının, aynı hukuksuz dönemin Türkiye’de bir daha yaşanmasını istemiyorum” diye konuştu.

Dönemin Başbakanlık Başmüşaviri Rasim Kaan Aytuğ, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan tarafından Altın Borsası Genel Sekreterliği görevinin yanı sıra Başbakanlık Başmüşavirliği görevine getirildiğini anlattı. Hiçbir gerekçe olmadan 1997’de görevden alındığını, bunun irticai faaliyetler kapsamında olduğunun söylendiğini ifade eden Aytuğ, davaya müşteki ve mağdur olarak katılmak istediğini kaydetti.

Bazı sanıkların avukatı Aykanat Kaçmaz’ın, “Benim müvekkillerim size ne yaptı, söyler misiniz” sorusu üzerine, Aytuğ, “Herkesin idealleri vardır. Benim idealim de müsteşar olmaktı. O idealimi engelleyen, iş içinde birtakım odakların yanlış bilgilendirmeleri olabilir. Bir şey söylenmeden görevden alındım. Herhangi bir sanık ismi söyleyemem” karşılığını verdi.

Sanık Çetin Doğan da “Dönemin Başbakanı değiştiğinde Başbakanlık Başmüşavirinin de değişmesi normal midir” sorusu üzerine de Aytuğ, 1986’dan itibaren Başbakanlıkta görev yaptığını, başbakanlar değiştiğinde de görevine devam ettiğini anlattı.

“VEREM OLDUM, GÖZÜME PERDE İNDİ”

İstanbul ÇAPA Tıp Fakültesi Tıbbi Laboratuvarlık Bölümünde öğrenci olduğu 1998’de başörtüsü nedeniyle okula alınmadığını belirten Gamze Karabağ Arslan da kılık kıyafet kanuna muhalefet nedeniyle okula alınmadığını, ardından da devamsızlık nedeniyle okuldan atıldığını anlattı. Arslan, mağdur olduğunu ve davaya müdahil olmak istediğini kaydetti.

Ayten Durmuş ise edebiyat öğretmenliği yaptığı sırada, öğrencilerine okuttuğu kitaplar, namaz kılması ve tesettürü nedeniyle soruşturma geçirdiğini bildirerek “Çok sıkıntılar yaşadım. Önce verem oldum, sonra sol gözüme perde indi. Ankara’ya geldik, yaşım 34, doktor bana ‘Bu hastalık ilerleyen yaşlarda çıkar. Sana ne oldu kızım?’ dedi. Başımı şimdiki gibi önüme eğdim” diye konuştu.

Nevşehir’de gittiği bir sağlık ocağında hemşirenin, “Ayten Durmuş’a hiçbir sağlık ocağında bakılmaması, tedavi edilmemesi için gereğini bilginize arz ederim” yazılı belge gösterdiğini savunan Durmuş, AİHM’de dava açtığını, 2006’dan itibaren atama istediğini, atamasının 2010’da yapıldığını kaydetti.

Durmuş, “O dönemde çalışmaya devam etseydim şimdiye emekliydim. Daha 12. yılımı çalışıyorum. Bu süreçten sonra özel dersanelere ve okullara başvurdum, hepsinden de baskı nedeniyle ret cevabı aldım” diye konuştu.

“KAHROLSUN ZALİMLER” TEPKİSİ

Öte yandan, Durmuş, gözüne perde indiğini söylediği sırada, müşteki avukatlarından Reşat Petek ayağa kalkarak üç kez “Kahrolsun zalimler” diye bağırdı.

Sanıklar ve avukatlarının tepkisine, müşteki avukatları da karşılık verdi. Bu sırada müşteki avukatlarından Yunus Akyol, “Bu kadar Allahsız, kitapsızlar var, savunmaya çalışıyorsunuz” dedi.

Diğer bazı müştekilerin beyanları da alındıktan sonra, mahkeme heyeti tepkileri tutanağa geçirdi.

Söz alan avukat Yunus Akyol, “Müştekinin beyanları sırasında duygusal bir ortam oluştu. Müştekiye yapılanları kastederek dedim. Asla buradaki profesyonel meslektaşlarımı ve sanıkları kastetmedim” dedi.

Avukat Reşat Petek de tepkisini, “Duygulandım ve gayriihtiyari olarak söyledim. Burada ne meslektaşlarımı ne sanıkları kastettim” diye açıkladı ve özür diledi.

Mahkeme, duruşma kayıtlarının istenmesine, atışmalar sırasında suç unsuru varsa savcılığa ihbarda bulunulmasına karar vererek duruşmayı yarın 09.30’a erteledi.

ÇEVİK BİR’DEN MÜŞTEKİYE: SİZ BİZİM KARDEŞİMİZSİNİZ

Duruşma salonu boşalırken, müşteki Ayten Durmuş ile sanıklardan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir yan yana geldi. Durmuş, bu sırada Bir’e, “Dediklerimi duydunuz mu” diye sordu.

Bir ise Durmuş’a, “Siz bizim kardeşimizsiniz” cevabını verdi.

Durmuş, devamında Bir’e, “Bunu 15 yıl önce söyleseydiniz, biz size kıyamazdık” dedi.

Yazının devamı

Batı’daki uygulama daha sert Türkiye bir polis devleti olmaz

[Star Gazete]

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek yeni güvenlik pakate için, “Polis devleti eleştirisi yapanlar içki düzenlemesine de ‘İçki yasaklanacak’ diyordu. Dedikleri olmadı.

eski_savcidan_savci_oze_3_kritik_soru13879917080_h1109641

Erdinç Akkoyunlu

Şimdi de polis devleti olmaz” dedi. Hükümetin Kobani olaylarıyla beraber yaklaşık 40 kişinin öldürüldüğü ayaklanma türü olaylar sonrasında tedbir almakla yasal olarak yükümlü olduğunu hatırlatan Petek, yapılan düzenlemelerin ABD ve AB’den daha yumuşak ve zorunlu olduğunu dile getirdi.  Petek, pek çok yasayı içeren değişikliğin HSYK’ya ilişkin disiplin suçları bölümünün önemli olduğunu eski HSYK’nın izlerinin silineceğini belirtti.

ABD’de daha sert uygulama var

İçki düzenlemesinin de zamanında ‘İçki yasaklanacak’ diye istenmediğine dikkat çeken Reşat Petek, “O zaman ABD’de idim. Eyaletlerdeki uygulamaları Türkiye’deki tepkiler üzerine inceleme imkanı buldum. Hakikaten çok daha katı uygulamalar vardı” diye konuştu. Tutuklamayla ilgili yapılacak makul şüphe değişikliğinin Kobani olaylarında ortaya çıktığını anlatan Petek, “Bu olaylar, ani olaylar değil, planlı programlı kalkışmalar. Şimdi tutuklama, kırk yıldır hukukun içindeyim eğer yasal veya hukuki şartlar oluşup da gerçekleşmezse elbette tutuklama ceza değil ama tutuklanmayıp serbest kalanlar polise, kamu binalarına motolof atmaya devam ediyor. Bunu eleştirenlerin kendileri, eşleri en ufak zarar görse nerede devlet diye bağırırlar. Kırk kişinin canı gitmiş, zorba devlet, polis devleti deniyor. Bunu ciddi ihanet olarak görüyorum. Hangi siyasi görüşten olursa olsun insanların can güvenliğini sağlamak hükümetin görevi” dedi.