17 Aralık’ta Bir “Üst Akıl” Vardı

[UTESAV]

825878630967142493393191332589

Avni Özgürel, “Türkiye’de Hukuk Düzeni ve 17 Aralık Darbe Girişimi” konulu UTESAV’ın düzenlediği  22. Haliç Buluşmaları’nda “Türkiye’nin hukuk düzenin şekillenmesinde içerde ve dışarda müdahaleler yapan bir üst akıl var” dedi.

Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV) tarafından MÜSİAD Genel Merkezi’nde 22. Haliç buluşması düzenlendi. “Türkiye’de Hukuk Düzeni ve 17 Aralık Darbe Girişimi” başlıklı buluşmada Avukat Reşat Petek ve Gazeteci-Yazar Avni Özgürel konuyla ilgili tebliğlerini sundu.

MÜSİAD Genel Merkezinde gerçekleştirilen programa MÜSİAD üyeleri, UTESAV’ın Mütevelli Heyeti, muhtelif basın organlarının yöneticileri, sivil toplum kuruluşları ve derneklerin yöneticileri, yazarlar ve akademisyenler katıldı.

Programın açılış konuşmasını yapan UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay “günleri olayların anlamlandırdığını” ifade ederek Mevlana’nın 741. Vuslat yılında olduğumuzu hatırlattı.  17 Aralık tarihinin aynı zamanda bir darbe teşebbüsünün yıldönümü olduğunu söyleyen Kuralay, “Hukuk her zaman önemli bir mesele olmuştur” dedi. Türkiye’nin hala bir darbe anayasası ile yönetildiğine dikkat çekti ve bunun aşılması adına Türkiye’nin hukuk düzeninin bu niyetle yeniden mütalaa edilmesi gerektiğini belirterek sözü Reşat Petek’e verdi.

Konuşmasına 28 Şubat sürecinde yaşananları hatırlatarak başlayan Avukat Reşat Petek bu gibi zamanlarda herkesin fert olarak sorumluluk alması ve elinden geldiğince emek sarf ederek katkı sağlaması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin hukuk düzeni ile ilgili sistemden ve bireylerden kaynaklanan sorunların olduğunu ifade eden Reşat Petek devletin kuruluş sürecinin hemen başlarında milletin iradesinin devre dışı bırakıldığını belirtti.

Bu doğrultuda Türkiye’de hukuk düzeninin sorunlarının yapısal olduğuna işaret eden Petek, sosyal ve siyasal alanlarda gerçekleştirilmeye çalışılan değişimlere hukukun hizmet ettiğini örnekleriyle anlattı. Uygulanmaya konmak istenen düzenlemelere hukukun ayak uydurduğunu dile getiren konuşmacı “Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren bu millete bir elbise giydirilmeye çalışıldı ve bu elbise giydirilirken hukuk önemli bir rol oynadı” dedi.

Türkiye’nin hukuk düzeninin darbelerle şekillendiğini kaydeden Reşat Petek, yaşanan süreci özetleyerek hukuk kurallarının oluşum aşamasında sorunlar olduğunu vurguladı. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarı ile kuvvetler ayrılığı ilkesinin her alanda örtüşmediğini belirten Petek, anayasal yetkili organların yetkilerini kötüye kullanarak milletin iradesini yok saydıklarını söyledi. Kurucu kadroların ve darbecilerin ithal ettikleri hukuk kurallarının ve yasaların millete uygunluğunu gözetmediklerini söyleyen konuşmacı Ak Parti dönemi ile birlikte bu sürecin değişmeye başladığını ifade etti. Ak Parti’nin tek başına iktidar olmasına rağmen anayasal engellerden dolayı değişim sürecinin çok sancılı geçtiğini hatırlattı. Bu minvalde 17 Aralık Darbe Girişimi ve 14 Aralık soruşturmasını değerlendiren Petek, konuşmasına milletin iradesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak son verdi.

Ardından sözü devralan Gazeteci-Yazar Avni Özgürel Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin bir bakiyesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak başladı. Osmanlı Devleti’nde kuruluşundan itibaren bünyesinde klikler olduğunu ifade eden Avni Özgürel bürokrasi içindeki hesaplaşmaları muhtelif örneklerle anlattı. Sened-i İttifak ile İttihat ve Terakki Fırkası’nı hatırlatan Özgürel, Türkiye Cumhuriyetinin de kuruluş aşamasında yedeklendiğini kaydetti.

Demokrat parti ve Soğuk Savaş döneminden örneklerle konuşmasını sürdüren Özgürel, Türkiye’nin hukuk düzenin şekillenmesinde içerde ve dışarda müdahaleler yapan bir üst akıl olduğunu dile getirdi. 2000’li yıllarda dünya sisteminin geldiği durumun ve Türkiye şartlarının darbeyi kabul edemez bir noktaya geldiğini beyan eden konuşmacı demokrasinin zorunluluk haline geldiğini söyledi. Ak Parti dönemi ile gerçekleştirilen değişimlerin Eski Türkiye’nin kurumları ile doku uyuşmazlığı yaşadığını söyleyen yazar, değişimlerin ardından oluşan paralel boşluğun yeni kliklerce doldurulduğunu işaret etti.

Gezi Parkı protestoları ve 17 Aralık Darbe Girişimi ile devlet içinde yeni hesaplaşmaların gerçekleştiğini söyleyen Avni Özgürel bu sürecin bir üst akıl tarafından kurgulandığı ve yönlendirildiğine dikkat çekti.

 

Program, çok verimli geçen soru cevap faslının ardından UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay’ın konuşmacılara hediyelerini takdim etmesiyle sonlandı.

Fethullah Gülen’e yakalama kararı çıktı

[Haber Ay]

3463

1. Sulh ceza hakimliği, İstanbul Başsavcılığı’nın talebini kabul etti

GÜLEN’E ÜÇ SUÇLAMA!

Soruşturmayı yürüten Savcı Hasan Yılmaz’ın yaptığı başvuruda Gülen’e 3 suçlama yöneltildi:

– “Cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak (TCK 109/2 maddesi uyarınca 2 yıldan 7 yıla kadar hapis)”

– “İftira sonucu mağdurun hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırıma uğramasına neden olma (267/7 maddesi uyarınca 3 yıldan 7 yıla kadar hapis)

– Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme (TCK 314/1 uyarınca 10 yıldan 15 yıla kadar hapis)

“SUÇ ÖRGÜTÜNÜN LİDERİ FETHULLAH GÜLEN”

Savcı Hasan Yılmaz bu ifadelerinin ardından “Suç örgütünün lideri şüpheli Fetullah Gülen’in 1998 yılında yurt dışına çıktıktan sonra bir daha ülkeye dönmediği, giriş çıkış kayıtlarından anlaşıldığı üzere Halen ABD’de yaşayan şüphelinin atılı suçları işlediğine dair yeterli somut bulgulara ulaşıldığı uzun süreden beri yurt dışında olması nedeni ile kendisine ulaşılmasının mümkün görülmediği anlaşılmakla, şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarılması talep olunur.”

Yakalama kararını değerlendiren İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi hakimi kararı onayladı.

Emekli Yargıtay Cunhuriyet Başsavcısı Ahmet Gündel ve Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek Habertürk’te yayınlanan Akşam Raporu programında tartışıldı. 14 Aralık operasyonu neden yapıldı? Tutuklamalar hukuki mi?

Ahmet Gündel 14 Aralık operasyonunun başlangıcını anlattı. ” 06. 04. 2009 tarihinde Fethullah Gülen’in bir konuşması oluyor. Bu konuşmasında Fethullah Gülen ‘Tahşiye diye bir şey icad edilebilir. Bunlara silah konulabilir. Bakın irtica silahlanıyor denilebilir. Sonra insanlara teröristi suçlaması yapılabilir. Dikkatli olun’ şeklinde bir konuşma yapıyor.

Daha sonra Zaman gazetesinde bazı yazılar yayınlanıyor ve Samanyolu’nda da bir dizi Fethullah Gülen’in konuşmasından etkilenerek senaaryo yazılabilir. Ama Fethullah Gülen konuşmasında ‘Gidin silah koyun onları terör örgütü yapın’ gibi de3ğil. Uyarı maksatlı.

Daha sonra Tahşiye örgütüne baskın yapılıyor ve silah bulunuyor. Orada silah da bulunuyor ağırlıklı olarak patlayıcı da bulunuyor. Tahşiye ilgili davanın bugün hala devam ettiğini görüyoruz. 16 05 2010 tarihinden sonra bu davanın sanıklarından Mehmet Nuri Turan isimli bir şahıs Emniyet Müdürlüğü’ne giderek ‘Bize kumpas kuruldu’ diyor. Ondan sonra da bugünkü 14 Aralık operasyonunun temelleri atılıyor. ‘Siz Fethullah Gülen’in konuşmasını referans alarak yazolar hazırladınız. Diziler yayınladınız. Kamuoyunu Tahşiye adlı oluşumun silahlı örgüt olduğuna inandırdınız. Kumpas kurdunuz. Delil oluşturdunuz. Siz de silahlı terör örgütünüz. Taşhiye’ye iftira attınız. Kumpas kurdunuz’ diyerek hesap sorulan bir soruşturma şle karşı karşıyayız ” dedi.

Recep Petek ise bu süreci ” 1 yıldır Türkiye devlet içerende konuşlanmış paralel yapıyı konuşuyor. Bununla ilgili paralel yapının devletin istihbarat bilgilerini dinlediği ve bazı dış kaynaklara aktardığı, MİT’le ilgili operasyon tırlarla ilgili operasyon, böcek soruşturması vs. Devlet içerisinde bir paralel örgütlenmenin varlığı noktasında hem adli soruşturmalar, hem idari soruşturmalar gündemde.

Diğer taraftanda paralel örgüt nerede? Böyle bir yapı mı var? Varsa devlet gereğini yapsın diye karşı duruş gösteren paralel yapıyı yok demekle birlikte devletin yaptığı bütün soruşturmalarda hemen tepki gösteren bir medya, ve o medyanın medya faaliyetlerinin ötesinde devletin şüpheli gördüğü haklarında soruşturma yaptığı kişilerle ilgili yapılan yayınlar 1 yılımızı doldurdu.

14 Aralık operasyonu Tahşiyeciler ile ilgili somut olarak bir vakıa üzerinden paralel yapının eylemlerinin bir kısmı üzerine yargı gitmiş oluyor. Tahşiyeciler hakkında suç uydurma sahte delil üretme, bomba koyma sonucu suçlandığı, 17 ay gibi bir süre hürriyetlerinin kanunsuz olarak tahdid edildiği somut dedlillerle ortya çıktığı ifade ediliyor. İlk defa bu olayda ortaya çıkıyor çünkü paralel yapı çok profesyonel yapıyor bu işi.

Gülen grubu risalei nur cemaati olarak bilinen ve onun farklı fraksiyonlarından biri olarak biliniyordu. Fakat Tahşiyeciler Fethullah Gülen’in açıklamalarına farklı bir yorum ve eleştiri getirince susturulması gereken bir grup olarak görüldü. Bunun için de iftira atılarak yargının da araç olarak kullanılması suretiyle özgürlüğün tahdid edildiği iddiasıyla yargılama ve tutuklama gerçekleşti.

Hukuki süreç Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı bir iş yapılmadığını şüphelilerin iddia ettiği gibi medyaya karşı yapılan bir operasyon değil. Bu olayın şüphelileri silahlı terör örgütüne karşı yapılan bir operasyon değilde madya mensuparını susturmaya yönelik bir operasyonmuış gibi gösteriyor” şeklinde anlattı

Ahmet Gündel Ekrem Dumanlı’ya ve Hidayet Karaca’ya sorulan sorulara binaen soruşturmanın hukuksuz ve komik bir hal aldığını söyledi. Bu soruşturmada bu sorulara bakılarak somut delil teşkil etmediğini savundu

17 Aralık’ta Bir “Üst Akıl” Vardı

[haberyurdum.com]

Avni Özgürel, “Türkiye’de Hukuk Düzeni ve 17 Aralık Darbe Girişimi” konulu UTESAV’ın düzenlediği 22. Haliç Buluşmaları’nda “Türkiye’nin hukuk düzenin şekillenmesinde içerde ve dışarda müdahaleler yapan bir üst akıl var” dedi.

17_aralikta_bir_ust_akil_vardi_h585995

Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV) tarafından MÜSİAD Genel Merkezi’nde 22. Haliç buluşması düzenlendi. “Türkiye’de Hukuk Düzeni ve 17 Aralık Darbe Girişimi” başlıklı buluşmada Avukat Reşat Petek ve Gazeteci-Yazar Avni Özgürel konuyla ilgili tebliğlerini sundu.

MÜSİAD Genel Merkezinde gerçekleştirilen programa MÜSİAD üyeleri, UTESAV’ın Mütevelli Heyeti, muhtelif basın organlarının yöneticileri, sivil toplum kuruluşları ve derneklerin yöneticileri, yazarlar ve akademisyenler katıldı.

Programın açılış konuşmasını yapan UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay “günleri olayların anlamlandırdığını” ifade ederek Mevlana’nın 741. Vuslat yılında olduğumuzu hatırlattı. 17 Aralık tarihinin aynı zamanda bir darbe teşebbüsünün yıldönümü olduğunu söyleyen Kuralay, “Hukuk her zaman önemli bir mesele olmuştur.” dedi. Türkiye’nin hala bir darbe anayasası ile yönetildiğine dikkat çekti ve bunun aşılması adına Türkiye’nin hukuk düzeninin bu niyetle yeniden mütalaa edilmesi gerektiğini belirterek sözü Reşat Petek’e verdi.

Konuşmasına 28 Şubat sürecinde yaşananları hatırlatarak başlayan Avukat Reşat Petek bu gibi zamanlarda herkesin fert olarak sorumluluk alması ve elinden geldiğince emek sarf ederek katkı sağlaması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin hukuk düzeni ile ilgili sistemden ve bireylerden kaynaklanan sorunların olduğunu ifade eden Reşat Petek devletin kuruluş sürecinin hemen başlarında milletin iradesinin devre dışı bırakıldığını belirtti.

Bu doğrultuda Türkiye’de hukuk düzeninin sorunlarının yapısal olduğuna işaret eden Petek, sosyal ve siyasal alanlarda gerçekleştirilmeye çalışılan değişimlere hukukun hizmet ettiğini örnekleriyle anlattı.

Uygulanmaya konmak istenen düzenlemelere hukukun ayak uydurduğunu dile getiren konuşmacı “Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren bu millete bir elbise giydirilmeye çalışıldı ve bu elbise giydirilirken hukuk önemli bir rol oynadı.” dedi.

Türkiye’nin hukuk düzeninin darbelerle şekillendiğini kaydeden Reşat Petek, yaşanan süreci özetleyerek hukuk kurallarının oluşum aşamasında sorunlar olduğunu vurguladı. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” şiarı ile kuvvetler ayrılığı ilkesinin her alanda örtüşmediğini belirten Petek, anayasal yetkili organların yetkilerini kötüye kullanarak milletin iradesini yok saydıklarını söyledi. Kurucu kadroların ve darbecilerin ithal ettikleri hukuk kurallarının ve yasaların millete uygunluğunu gözetmediklerini söyleyen konuşmacı Ak Parti dönemi ile birlikte bu sürecin değişmeye başladığını ifade etti. Ak Parti’nin tek başına iktidar olmasına rağmen anayasal engellerden dolayı değişim sürecinin çok sancılı geçtiğini hatırlattı. Bu minvalde 17 Aralık Darbe Girişimi ve 14 Aralık soruşturmasını değerlendiren Petek, konuşmasına milletin iradesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak son verdi.

Ardından sözü devralan Gazeteci-Yazar Avni Özgürel Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nin bir bakiyesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak başladı. Osmanlı Devleti’nde kuruluşundan itibaren bünyesinde klikler olduğunu ifade eden Avni Özgürel bürokrasi içindeki hesaplaşmaları muhtelif örneklerle anlattı. Sened-i İttifak ile İttihat ve Terakki Fırkası’nı hatırlatan Özgürel, Türkiye Cumhuriyetinin de kuruluş aşamasında yedeklendiğini kaydetti.

Demokrat parti ve Soğuk Savaş döneminden örneklerle konuşmasını sürdüren Özgürel, Türkiye’nin hukuk düzenin şekillenmesinde içerde ve dışarda müdahaleler yapan bir üst akıl olduğunu dile getirdi. 2000’li yıllarda dünya sisteminin geldiği durumun ve Türkiye şartlarının darbeyi kabul edemez bir noktaya geldiğini beyan eden konuşmacı demokrasinin zorunluluk haline geldiğini söyledi. Ak Parti dönemi ile gerçekleştirilen değişimlerin Eski Türkiye’nin kurumları ile doku uyuşmazlığı yaşadığını söyleyen yazar, değişimlerin ardından oluşan paralel boşluğun yeni kliklerce doldurulduğunu işaret etti.

Gezi Parkı protestoları ve 17 Aralık Darbe Girişimi ile devlet içinde yeni hesaplaşmaların gerçekleştiğini söyleyen Avni Özgürel bu sürecin bir üst akıl tarafından kurgulandığı ve yönlendirildiğine dikkat çekti.

Program, çok verimli geçen soru cevap faslının ardından UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay’ın konuşmacılara hediyelerini takdim etmesiyle sonlandı.

 

Reşat Petek: Türkiye 150 ülkeden biri değil

[StarGazete]

Paralel örgütün üst düzey elemanlarının Türkiye’yi 150 ülkeden biri olarak görmelerine ilişkin Reşat Petek, ‘Türkiye 150 ülkeden biri değil’ dedi.

201220140048157372046_2

24 TV’de Yasin Erçağlayan’ın moderatörlüğünü yaptığı ’24 Özel’ programına Güneş gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu, Akşam Gazetesi Yazarı Kurtuluş Tayiz, Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, kumpasın mağduru Turgut Yıldırım katıldı.
BU BİR MİLATTIR
Murat Kelkitlioğlu, Fethullah Gülen hakkında alınan karar için yaptığı yorumda “bugün bir milattır” dedi.
“Bugün bence bir milattır. Benim için en önemli olanı; silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek. Fethullah Gülen ile ilgili bu yakalama kararı benim için en önemli şeydir. Gülen gelir, iade ederler, etmezler, fark etmez. Bu artık bir terör örgütü lideri. Bence bugün o yüzden milattır. Bugün en önemli şeyi de 24 yapmıştır. Tahşiyecilerle ilgili o görüntüler bugüne kadar bildiğimiz bu paralel örgütün en büyük yöntemlerinden bir tanesini deşifre etmektir.”
EĞER MEDYA OPERASYONU OLSA…
Operasyonun “medya operasyonu” olmadığını ifade eden Kelkitlioğlu, böyle bir durumun olması durumunda sonraki gün gazetelerinde “olsa siyah logolarla, “demokrasi ayıbı” diye yazamazsın” dedi. Kelkitlioğlu, şunları söyledi:
“Bütün bunların hiçbiri medya operasyonu ile ilgili değil. Ekrem Dumanlı, Hidayet Karaca gözaltına alındığı zaman kendi gazetelerine bakın. Eğer medya operasyonu olsa siyah logolarla, “demokrasi ayıbı” diye yazamazsın.”
TÜRKİYE 150 ÜLKEDEN BİRİ DEĞİL
Paralel örgütün üst düzey elemanlarının Türkiye’yi 150 ülkeden biri olarak görmelerine ilişkin Reşat Petek, buna tepki gösterdi.
İsrail’in MİT Müsteşarından rahatsız olmasından sonra kendisine operasyon yapılmasını her şeyi özetlediğini söyleyen Petek, şunları söyledi:
“Üst düzeydeki paralel örgütün elemanlarının pek çoğu şunu söylüyor; “efendim bizim için Türkiye 150 ülkeden biri.” Buna çok şahit oldum. Neymiş? 150 okulda okullar açmış, faaliyetler yapıyorlarmış, Türkiye olmazsa, Tanzanya’da yaparlarmış, Ekvator Ginesi’nde yapacaklarmış. Maalesef Türkiye böyle bir ülke. Bu coğrafyada yaşayıp bu ülkenin havasını teneffüs eden, ekmeğini yiyen insanlarımız bu ülkeyi 150 ülkeden biri olarak görmüyor. Ben böyle görmüyorum. Bu topraklarda şehit kanı var, bu topraklarda ecdadımız kendi idealleri uğrunda her türlü fedakarlığı yaparak bize burayı emanet etmiş. Biz burada Amerika’nın, Batı’nın menfaatine, hele hele İsrail’in menfaatine bir eyleme müsaade edemeyiz.”
İLK TEPKİ GÖSTEREN İSRAİL’DİR
“Peki bunun konuştuğumuzla ne ilgisi var? İlgisi gayet açık. Bu kadar başarılı, bu kadar Türkiye’nin demokratikleşme çıtasını yükselten bir siyasi iktidarın atamış olduğu bir MİT Müsteşarına “bu bizim sırlarımızı İran’a verir” diyerek ilk tepkiyi gösteren ülke İsrail’dir. Arkasından MİT Müsteşarına operasyon yapan yapı bu paralel örgüttür. Şu delil bile paralel örgütlenmenin kime hizmet ettiğini ortaya koyar.”
TÜRKİYE’DE DİKTATÖRLÜK OLSA…
Reşat Petek, Türkiye’de diktatörlük olması durumunda, operasyondan sonra Cumhurbaşkanı’na yapılan hakaretler sonrasının ertesi gününde “derdest edilmiş olurlardı” dedi.
“Ertesi gün 15 Aralık’ta çıkan Zaman Gazetesi’ni, o gün yayın yapan televizyonu bu millet izlemiyor mu? Eğer basın, muhalifler susturulmak istense Zaman Gazetesi öyle çıkabilir miydi? Hala Cumhurbaşkanı’na tırnak içinde ‘Tiran’ diye hakaret ediyor, ‘diktatör’ diye hakaret ediyor, ‘hırsız’ diyor. Hatta bir televizyon spikeri yayın esnasında söylemedik hakaret bırakmıyor. İnanın Türkiye’de diktatörlük olsa, hukuk işlemese o insanı ertesi günü hemen derdest ederler. Ve neyin nasıl olduğunu kimse anlayamaz.”

 

Paralel örgütü Dink korkusu sardı

[Star]

Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın mahkemede yaptığı itiraflar paralel örgütü panikletti. Örgütün yayın organlarında, Samast ve ifadelerine yönelik ilginç ithamlar yer aldı.

121220140203305345286_2

Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetiyle ilgili, Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın açıklamaları, paralel örgütte paniğe neden oldu.

Paralel yapının yayın organı Zaman Gazetesi, dün Hrant Dink cinayetinde tetikçi Ogün Samast’ın itiraflarıyla genişleyen soruşturmaya ilişkin her satırından telaş akan manşet haberi yayınladı.

“Katile sarıldılar” başlığını atan Zaman, Ogün Samast’ın Ramazan Akyürek ve diğer kişiler hakkında verdiği ifadeden rahatsızlığını gizlemeden, cinayetin Gülen Cemaati’ne yıkılmak istendiğini savundu. Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, “Özal bile mezarından bir kuşku üzerine çıkarıldı, incelendi. Yaşayanlara sormaya korkmak nedendir. Bir iddia var ise bunun yasal olarak ‘Yoktur’ diye kanıtlanması onun için incelenmesi gerekir. Ucu bana dokunacak korkuları varsa onu bilemiyoruz tabii. Ama sanığın tanığın çıkması halinde yeni inceleme yargılama karar bile verilmiş olsa yapılır” dedi.

İş Gülen’e kadar uzanacak

Zaman Gazetesi’ni, Dink cinayeti telaşı sardı. Dink cinayetine ilişkin yeni gelişmelerden rahatsızlığını manşetinden gizlemeyerek veren Zaman, adeta ‘Dink cinayetini neden kuracalıyorsunuz’ dedi. İşin sonunun Gülen Cemaati’ne çıkacağını savunan Zaman Gazetesi, cinayette ihmali olan kamu görevlilerine ilişkin yürütülen soruşturmayı eleştirdi. Ogün Samast’ın ifadelerinin çelişkili olduğunu öne süren Zaman’daki büyük panik gözden kaçmadı. Emekli Cumhuriyet Savcısı Reşat Petek ise, bir soruşturmanın yapılmasından duyulan rahatsızlığın anlaşılamadığını söyledi. İddiaların araştırılması gerektiğini anlatan Petek, “Dink cinayetinde yönlendiren Ogün Samast’ın buna ilişkin ifade verip de araştırılmaması skandal olur. Soruşturmaya yeni delil ve tanık gelirse, ister soruşturma bitmiş olsun, ister Yargıtay aşaması tamamlansın isterse kesinleşse bile bu soruşturulur.”

Gocunacak bir şey mi var

“Özal bile iddialar üzerine mezarından çıkarılıp incelemeye alındı. Bu en son örnek de hukukun işleyişine ilişkin durumu göstermektedir. Dink cinayeti gibi bir konunun soruşturulmaması düşünülemez. Bundan rahatsızlık duyuluyorsa gocunacak bir şey mi vardır diye sorulur” dedi.

zaman

‘Katile Sarıldılar’ manşetiyle çıkan paralel örgütün yayın organı Zaman Gazetesi, Dink Suikasti sanığı Ogün Samast’ın itiraf ve ifadelerinden duyduğu endişeyi gizlemedi.

 

Kara Para Aşk dizisi, kadın ve aile

[Haber7]

haber7

Günlük siyasi tartışmalar içinde, gözlerden kaçan ve yeterince üzerinde durulmayan bir konuya İstanbul Kadın Kuruluşları Derneği (İKADDER) Başkan Yardımcısı meslektaşım Avukat Fatma Benli temas etmiş. Kendisinin muvafakati ile bugünkü köşemi bu önemli değerlendirmeye ayırıyorum.

ATV’de 03.12.2014 tarihinde yayımlanan Kara Para Aşk dizisinde mahkemede gerçekleşen bir sahne ister istemez ATV yetkilileri ne yapmak istiyor sorusunu sorduruyor

Zira dizinin en sevimli iki karakteri birbirini seviyor, eski devre olan polislerden birinin evli olması aşklarını birbirlerine ilan etmelerine engel olmuyor.

Erkeğin eşi, bağırarak adliyeyi birbirine katan, kendini rezil eden, kendi davranışıyla evliliği bitirme noktasına getiren, geçimsiz, zaten bu sonucu hak etmiş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Diğer tarafın hakim önünde, evli bir erkek için “ben duygularımı senelerdir atıyorum ama artık kabul etmem gerek ben ona aşığım” demesi ise “cesaret” olarak sunuluyor,

Sonrasında sevimli karakterlerimiz de birine aşklarını ilan etmenin verdiği rahatlık içinde el ele adliyeden çıkıyorlar.

Bu sadece tek bölümlük bir durum değil. ATV kara Para Aşk dizisi, yan tema olarak bu ilişkiyi uzun zamandır kurguluyor

Bu karakterler erdemden yoksun ahlaki zafiyet içinde olan kişiler olsa hiç sorun değil,  Türkiye’yi Amerika zannedip tutuksuz yargılanmak için kefalet gerektiğinin söylenmesi gibi, dizilerdeki pek çok yanlış arasında konuşmaya bile değmez.

Sorun bu karakterlerin önce sevdirilip sonra onlar vasıtasıyla yaşananların normalleştirilmesi, topluma bunlar en erdemli insanlarca bile yapılabilen olağan davranışlardır mesajının verilmesi, zira yan karakterler arasındaki bu sevda uzun zamandır devam ediyor, sevimli kahramanımız  önce kendine engel olsa da erkeğin ısrarları neticesi artık kalbini ona açmaya karar veriyor. Bu dakikalarca süren elele tutuşma  sahnesi gibi ısrarla sürekli olarak uzun zamandır verilen bir tema.

Dizinin başlangıcından veri üstün karakterli erdem sahibi insanlar gösteren kişiler, daha boşanma gerçekleşemeden birbirlerine olan ilgilerini “sadece aşka karşı yenilmek” olarak meşrulaştırıyorlar. Nedir baştan beri verilen mesaj aslında iki taraf duygularıyla çok savaştı, bunu engellemeye çalıştı ama olmadı, mutluluk onların da hakkı.

Eskinin içten pazarlıklı, fettan, hiç kimsenin kendi ailesi arkadaşı akrabası ile özdeşleştirmeyeceği üçüncü kadınlar, yerini vefakâr cefakâr aslında buna olabildiğince karşı çıkan ama sonunda duygularına yenik düşen mutluluğu hak eden kişiler olarak sunulmaya başladı. ATV’nin de sahip çıktığı yeni trendde aslında karşı tarafın evliliğin bitmesinde kendisinin hiç dahli olmayan! her şey kendisi dışında olup biten tek suçu duygularına yenilmek olan kişiler olarak gösteriliyor.  Dünün mağduru aldatılan kadına bu gün biçilen  rol ise mutsuz, dırdırıyla kocasını mutluluğu dışarıda aramaya iten geçimsiz sorunlu tipler. Erkekler her dönemde masumdu zaten.

Hiç kimse karakter zaafı olan kişilerin davranışlarını içselleştirmez, ancak kendinden bildiği sevdiği karakterlerin davranışlarını ise bir müddet sona normalleştirir. Bir sonraki adımda yakınımızda yöremizde ki insanlar ne yapayım kendime çok direndim ama duygularıma engel olamadım der buluruz.

Peki bu, bu kadar normal midir? Eşlerden bir tanesinin aslında evlilik öncesi sevdiği birisi için yada tamamen farkı bir nedenle evi terk etmesi sonra boşanma davası açması, üstelik senelerdir evine arkadaşı olarak girip çıkan birisine aşkını ilan etmesinin çok normal bir davranış olarak gösterilmesi için yeterli midir? “Ben zaten evlenmeden önce de seni seviyordum sen başkasıyla nişanlandığın için evlendim eşimi hiç sevmedim artık seninle olmak istiyorum” sözü yapılanları  haklı hale getirir mi?

Her şey bu kadar kolay mıdır?

Kişi henüz evli iken başkasına ilanı aşk ettiğinde, sevgilim kalbim dediğinde sadakat yükümlülüğünün ihlal etmez mi?

Sadakat evlilik devam ettiği müddetçe kadın için de erkek içinde temel bir yükümlülüktür.  Sadakat yükümlülüğü, eşlerden biri evi terk edip boşanma davası açana kadar değil, boşanma davası bitene hatta Yargıtay kararlarına göre mahkemece boşanma kararı verildikten sonra dosya temyizde ise Yargıtay’dan nihai karar gelip  boşanma kararı kesinleşene kadar devam eder.

Yine Yargıtay’a göre evli olduğunu bildiği halde bir başkasıyla beraber olma,  aldatılan eşinin kişilik haklarını zedeler ve manevi tazminat gerekir.

Yine Medeni Kanun hükümleri göre, evliliğin sona ermesinde daha fazla kusurlu olan eşin açtığı boşanma davası ret edilir. Zira hiç kimse, kendi kusurundan yararlanamaz.

Bu noktada  ATV’nin “Ben aşığım demek liseli aşıklar havasında el ele tutuşmak gayet romantik bir ortam oluşturmak ve yapılanı toplum nezdinde olağanlaştırmak” şeklindeki dizisini anlamlandırmak kınıyorum.

Bu çok masumane kendiliğinde gelişen bir senaryo değil. Aksi durumda ben seni zaten hiç sevmedim sen evliliği bitirdin sözleriyle terk edilen kadın “sen defalarca benim evimde kaldın yemeğimi yedin şimdi eşime aşık olduğunu söylüyorsun” diye bağırtılarak kendi kendini rezil eden konuma düşürülmezdi? Dizide kocasının kendisini aldattığı her iki kadının da “dırdırcı, sorunlu” kişiler olarak  gösterilmesinin tesadüf olmadığı da açık.

ATV bu konuda ne düşünüyor ?

Dizilerin mesaj verme yükümlüğü yoktur diyenler, “Ben sevdim” demenin her şeyin bahanesi olabileceğini düşünmek yanlış değildir diyenler, bir gün aile mahkemelerinde duruşmaları izlemeliler. Yazının devamı

Hukuk dünyası bir kahramanını kaybetti

[Haber7]

haber7

Değerli hukukçu meslektaşımız SACİT KAYASU’nun vefat haberini teyit için A.A.’dan aradıklarında hemen telefona sarıldım.

Üç defa çaldıktan sonra telefonu açan ses “buyur Reşat amca” deyince acı haberin doğru olduğunu anlamıştım.

Cevap veren oğluydu.

Emin olmak için “baban..?” dedim.

“Evet doğru Reşat amca. Babam vefat etti…”

İnnalillahi ve inna ileyhi raciun…

Ölüm hak..

Her nefis ölümü tadacak.

Cenazesinin pazar günü öğle namazında  Karacaahmet Mezarlığı içindeki Şakirin Camiinden kaldırılacağını da söyledi yüreği yaralı evladı.

Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Ailesine, arkadaşlarına, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Sacit Kayasu  hem savcılık hem avukatlıkta meslektaşım.

12 Eylül Darbecilerinin yargılanabilmesi, suçun zamanaşımına uğramaması için Adana savcısı iken düzenlediği iddianame ile tanımıştık kendisini.

İddianame hukuksuz biçimde işlemden kaldırılırken Kayasu’nun çilesi de başlıyor.

Önce meslekten açığa alınıyor. Üç yıl açıkta kalıyor. Sonra meslekten ihraç.

Bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubat Darbecilerinin hukuku ayaklar altına aldıkları bir dönemde, darbeciler yargılansın diye iddianame düzenleme cesaretini gösteren KAYASU darbeci zihniyetin vesayeti altındaki adli ve idari makamların acımasız kararlarıyla terbiye edilmeye çalışılmıştı.

Mesaj açıktı: “Darbecilere  dava açmanın cezasını en ağır şekilde verelim ki başka savcılar bir daha benzer soruşturmalara cesaret edemesinler”

Kayasu yalnızlığa terk ediliyor. Ailece sıkıntılı bir hayatı göğüslemeye çalışıyorlar.

Avukatlık talebini İstanbul Barosu reddediyor.

2011 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kendisini haklı bulan kararı sonucu HSYK meslekten ihraç kararını kaldırmış ise de, mesleğe iade etmediği için Sacit Kayasu bir kez daha yıkılıyor.

“HSYK’nın değişmesi için bunca mücadele verdik. Yeni HSYK dedik ama bunlar da eskilerden farklı değilmiş. AİHM beni anladı, hakkımı teslim etti. Bizim HSYK anlamadı. Beni görevime iade etselerdi, bir gün de olsa görev yapsaydım, itibarım iade edilmiş olacaktı. Malesef HSYK hakkımı teslim etmedi. Onlara da hakkımı helal etmiyorum” dediğinde kendisine söyleyecek söz bulamamıştım.

Ayinesi iştir kişinin prensibince merhum Sacit Kayasu’yu, haksızlık karşısında susmayan, makam-mevki uğruna hukuku ve adaleti savunmaktan vazgeçmeyen duruşuyla, cesur bir yürek ve adalet kahramanı olarak görüyorum. Hukukçular Derneği olarak 2010 yılında kendisine “cesaret ödülü” vermiştik. Şimdi asıl büyük ödülü ebedi alemde alması için kendisine dua ediyoruz.

Reşat Petek –  Haber7.com
petekresat@gmail.com
www.resatpetek.net
Twitter: @ResatPetek

STK’lardan tepki:28 Şubat davasındaki ciddiyetsizlik ihanettir

[Star Gazete]

28 Şubat darbesinin görüldüğü duruşmalara mağdur ve yakınlarının ilgisizliği, mahkemenin özensiz tavrı, davanın sonucuna yönelik endişeleri artırıyor. STK temsilcileri, “Millete ihanet davası bu ciddiyetsizlikle yürümez” tepkisi gösterdi.

091120140202231472266_2

28 Şubat postmodern darbesiyle ilgili 103 sanıklı Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın seyri, müştekiler ve 28 Şubat Platformu STK’ları endişelendiriyor. Daha önce sanık generallerin mahkemedeki rahat tutumları ve buna heyet tarafından standart dışı hoşgörü büyük eleştiri konusu olurken, şimdi de sanıklar hakkındaki yurt dışına çıkış yasağını da kaldıran ara kararla birlikte davanın daha da uzayacağı işaretleri mağdurlarda kaygı yaratıyor. STK temsilcileri, “Millete ihanet davasına sessiz kalınmamalı” dedi.

Aklıma kötü şeyler geliyor

-28 Şubat davası Avukatı Hüsnü Tuna:

“Endişeliyim.  Çünkü davanın seyri iyi gitmiyor. Sanki 28 Şubat’ı gerçekleştirenle yargılamayı yapanlar arasında bağ varmış gibi geliyor. Yargılamada 5. Ağır Ceza’daki yargılamaya kadar yargılamayı götüren hakimlerin paralel yapı irtibatı ortaya çıktı. Sulh Ceza’daki böcek operasyonunda tutuklananların tahliyesine karar verenler olduğu görüldü. Yargılamanın baş kısmının sulandırılması, tanılar lehine süreci onlar takip etti. Şimdi de savcı tam da tanıkların istediği doğrultuda suç nitelemesi ve tarifi yaparak onların beraata gitmesine ya da tüm mağdurların katılmasını engelleyici görüş beyan etti. Bu görüşler hukuki nitelikte değil. Bu çerçevede bu yargılama yüz yılın yargılamasıydı. Darbe girişimlerine dönüktü. Bunda hak edilen ceza verilmezse, ilgililer bunu bulmazsa, Türkiye’deki darbeci anlayışların üzerinde oluşan ‘Darbe yapmalayım’ korkusunu da dağıtır. İhanet davası doğru sonuçlanmazsa tarih açısından da ihanet olmuş olur. DYP’li eski bakan bile çıkıp ‘Darbe olmadı’ diyor. Büyük kuşku duyuyoruz.”

-ÖNDER Onursal Başkanı İbrahim Solmaz:

“28 Şubat’ta milyonların hayatı karartıldı. O mahkemenin bu suçun cezasını vermesini bekliyoruz. Aksi halde bu milyonlara ihanetin cezasız kalması olur. Bu da yargı kararlarının sorgulanmaya açık olması anlamına gelir. Bizler o zaman öldürülmedik. Öyle olsaydı bir gün ölürdük ama çoğu kişinin hayatı karartıldı. 300 puan alınabilen sınavda 290 puanla bir yere yerleştirilememenin acısını çeken insanlar 28 Şubat’ı bilir. Ama pek çok acıdan geçen kişilerin bugün verilen 4+4+4, başörtüsü kullanımı ve memuriyete dönüş gibi haklardan yararlanması belki davaya ilgiyi azalttı. Böyle de olsa davanın mağdurlarca yakından takibi ve ilgisi gerekiyor.”

-28 Şubat Davası’nın hem müştekisi hem de müşteki vekili Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek:

“103 sanığın yangılandığı davayı Ankara’da takip ediyorum. Ama mağdurlar aynı tepkiyi vermiyor. Çoğu general olan sanıklar davaya geliyor. İtirazlarını sunuyor. Darbe yok diyor. Ama o dönemin mağdurlarından çok fazla mahkemeye gelen yok. İfade veren de yok. Zaten ara kararda mahkeme o kişiler için zorla dinleme de çıkartmadı. Mahkemede şöyle bir durum var. Biz Demirel’in dinlenememesi gibi o dönemi yaratan isimlerin ifadeye gelmemesine alıştık. Ama şu oluyor. Bir sanık yanımıza gelip, ‘Ben o dönemde vardım ama doğrudan etkili değildim. Hakkınızı helal edin’ diyor. Öyle onların kiminin itirafı kiminin helalliğiyle dava aralarındaki konuşmalarda yürüyor. Yoksa bu dava zaten daha savunmalarla da epeyce uzayacak. Ankara’daki ikinci soruşturmayla da belki 5’li çete ve medya yargılanacak. Belki asıl duruşma da o zaman olacak.”

-28 Şubat Platformu Üyesi TGTV

Yönetim Kurulu üyesi ve İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Yusuf Tülün:

”Davayı takip konusunda 28 Şubat mağdurları pek gevşekler. ‘Nasılsa birileri izliyor’ rahatlığı bunu yaratıyor. Böyle yapmamak lazım. Davaya sahip çıkmak gerekiyor. O dönemde haksızlıklar oldu. Bunun hukuk önünde hesabı sorulurken orada bulunmak gerekiyor. Millete ihanet konusunun hesabı sorulurken ona sahip çıkmak lazım. Kim ne haksızlık yaptıysa onun cezasını görmeli.”

Arada kaynatılmak isteniyor

-28 Şubat Platformu üyesi ÖZGÜRDER Yazının devamı

Balyoz Davası çöktü mü ?

[Haber7]

haber7

Bilirkişi raporu geldikten sonra, verilecek karar beraat, yeniden mahkumiyet veya bir kısım sanıklara mahkumiyet bir kısmına beraat şeklinde olabilir.

Hukuken tüm seçenekler masada demektir. Yargıdan beklenen, kamuoyunun beklentilerine cevap vermek değil, adil bir karar vermektir.

Özel Yetkili İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin yargılayıp sonuçlandırdığı, 365 sanıklı Balyoz Davası yeniden yargılama süreciyle gündemde.

2003 yılında, İstanbul 1. Ordu Komutanlığı bünyesinde hazırlandığı iddia olunan Balyoz Darbe Planı ile darbeye teşebbüs suçundan yargılanan 365 sanıktan 36’sına beraat kararı verilirken, 325 sanığa 13 ile 20 yıl arasında değişen mahkumiyet verilmişti.

21 Eylül 2012 tarihinde verilen bu karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan temyiz incelemesi sonucunda 36 sanığın beraat kararı onanmış, 88 sanık hakkında verilen mahkumiyet kararları bozulmuş, 237 sanığa verilen mahkumiyet kararları ise onanmıştı.

Yargıtay kararı ile cezaları onanan sanıklar yönünden olağan kanun yolları tükendiği için, tutukluluk hükümlülüğe dönüşmüş, diğer deyişle cezalarının infazına başlanmıştı.

Mahkumiyet kararları bozulan sanıklar yönünden ise, yargılamaya devam olunacaktı.

Anayasa Mahkemesinin “HAK İHLALİ” kararı.

Olağan yargılama süreci devam ederken sanıkların savunma haklarının ve adil yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla  yaptıkları bireysel başvurular, Anayasa Mahkemesince kabul edilince mahkumiyetleri kesinleşen 237 sanık hakkında yeniden yargılama süreci başlamış oldu.

Şimdi Balyoz sanıklarının yargılandığı iki dava var. Mahkumiyet kararları Yargıtay’da bozulan 88 sanığın yargılandığı dava ile, hak ihlali yapılması nedeniyle 237 sanık için İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinde başlanan yeniden yargılama.

Anayasa Mahkemesi, tanık olarak dinletilmesi istenilen dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve KKK Aytaç Yalman’ın dinlenmemesi ve 5 numaralı harddiskle ilgili savunmanın itirazları dikkate alınarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmamasını adil yargılama hakkının ihlali olarak gördüğü için, mahkeme ihlallerin ortadan kaldırılmasını teminen Özkök ve Yalman’ı tanık olarak dinledi.

Önceden basına yansıyan açıklamalarının aksine, ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum, haberim yoktu’ mealindeki tanıklıklarının tespitinden sonra, duruşma savcısı  10, 11, 16, 17 nolu cdler, 5 nolu harddisk ve Eskişehir’de sanık Hakan Büyük’ün evinde bulunan flaş diskin mahkeme heyeti tarafından tayin edilecek üçlü bilirkişi heyetine ayrıntılı olarak incelettirilmesi talebinin kabul edilmesi yönünde görüş bildirdi.

Talebi değerlendirmek için duruşmayı erteleyen Mahkeme, muhtemelen bugün talep doğrultusunda karar vererek üç kişilik bilirkişi heyetine görev verecek.

Bilirkişi raporu geldikten sonra, verilecek karar beraat, yeniden mahkumiyet veya bir kısım sanıklara mahkumiyet bir kısmına beraat şeklinde olabilir. Hukuken tüm seçenekler masada demektir.

Mahkum olan sanıklar yeniden yargılama sürecinin başlamasıyla Balyoz Davasının çöktüğünü, bu davanın tümden uydurma ve üretilme delillerle açıldığını, yargılamayı yapan hakimler ile Yargıtay ilgili dairesinin Cemaat mensubu hakimlerden oluştuğunu, kurulan kumpasın şimdi anlaşıldığını bu nedenle tüm sanıklar hakkında beraat kararı beklediklerini ifade ediyorlar. AYM kararını gerekçe olarak gösteriyorlar.

Anayasa Mahkemesi ihlal kararına baktığımızda, ihlalin usule ilişkin olduğu, sanıkların beraatı veya mahkumiyeti yönünde bir düşünce içermediği açık.

Ceza yargılamasında sanıkların lehinde ve aleyhinde olan tüm delillerin toplanması, değerlendirilmesi, hangi delillere itibar edildiği, hangilerine niçin itibar edilmediği gerekçeleriyle ortaya konularak hüküm verilmesi gerekiyor.

Yazının devamı

Yüksek yargıda iş yükü azalacak

[Yeni Şafak] [Haber7]

AK Parti’nin Yargıtay’da 8, Danıştay’da 2 yeni daire kurulmasını öngören teklifiyle, yüksek yargının iş yükü azalacak. Binlerce insanın mağdur olmasına neden olan iş yükünün azaltılmasıyla adaletin gecikmesinin önüne geçilecek. Yargıya güvenin dibe vurduğunu belirten eski Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, ‘Yeni üyelerle çoğulcu yapı oluşacak’ dedi.

yargitay1d3e01131

 

2013 yılında Yargıtay ceza dairelerinde davaların ortalama görülme süresi 328 iken bu sayı Danıştay’da 460’dır. Bu durum da Yüksek Yargıdaki iş yükünün ne kadar fazla olduğunu gözler önüne seriyor. AK Parti’nin Meclis Başkanlığı’na sunduğu Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ise Yüksek Yargının iş yükünü hafifletecek. Teklifle yargılamanın makul sürede sonuçlanması sağlanarak adaletin gecikmesinin de önüne geçilecek.

39 ÜYE ATANACAK

Yüksek yargının yapısı değiştiren kanun teklifi, Yargıtay’da 8, Danıştay’da 2 yeni daire kurulması öngörülüyor. Böylece Yargıtay’a 128, Danıştay’a ise 39 yeni üye atanacak. Yapılan bu değişiklikle Yargıtay ve Danıştay’daki iş yükü azalacak.

MAĞDURİYETLER GİDERİLECEK

Yargıtay ve Danıştay’da iş yükünün son yıllarda büyük oranlarda artmasıyla yaşanan aksaklıklar binlerce insanın mağduriyetine neden oluyor. Davaların yüksek mahkemeler önünde uzun süre beklemesi ayrıca şikayetlere de neden oluyor. Teklifin yasalaşmasıyla Yargıtay ve Danıştay’a yapılacak üye atamaları iş yükünü büyük oranda azaltacak. Yargılama süreleri daha kısa sürede sonuçlanmakla beraber insanların mağdur olmasının da önüne geçilmiş olacak.

GÜVEN TESİS EDİLECEK

İş yükünün yoğun olması nedeniyle yüksek mahkemelerin dosyaları yeterince incelemeden sonuçlandırdığı ve adil yargılamanın yapılmadığı algısı da oluşuyor. Yeni kurulacak daireler ile bu dairelere yapılacak atamalarla yargılamalara ilişkin güven kaybı ortadan kalkacak ve toplumdaki bu algı da son bulacak.

YARGITAY’DA 600 BİN DERDEST DOSYA 

Yargıtay ceza dairelerinde 2010 yılında 364 bin 500, 2011 yılında 367 bin 329, 2012 yılında 341 bin 536, 2013 yılında 355 bin 135, 30 Eylül 2014 tarihi itibariyle 394 bin 617 derdest dosya bulunuyor. Yargıtay hukuk dairelerinde ise 2010 yılında 171 bin 814, 2011 yılında, 186 bin 897, 2012 yılında 165 bin 514, 2013 yılında 164 bin 536, 30 Eylül 2014 tarihi itibariyle 215 bin 175 derdest dosya var. Yargıtay ceza dairelerinde 2012 yılında 306 olan davaların ortalama görülme süresi 2013 yılında 328 güne çıkmış durumda. Öte yandan, ceza dairelerindeki bu iş yükünün yanı sıra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda dairelere gönderilmeyi bekleyen 300 bini aşkın dosya var.

305 bin dosya sırada

Danıştay’daki incelenmeyi bekleyen dosya sayısı ise 2010’dan günümüze kadar artarak devam etti. 2010’de 295 bin 502 dosya incelenmeyi beklerken bu sayı 2011’de 342 bin 746’ya, 2012 yılında 347 bin 890’a, 2013 yılında 355 bin 531’e çıktı. 14 Ekim 2014 tarihi itibariyle ise bu sayı 305 bin 259 oldu.

Adalete olan güven tekrar sağlanmalı

Yazının devamı