Darbeler zincirinin 28 Şubat halkası

[Haber7]

haber7

Bugün 28 Şubat Darbesinin 18. Yıldönümü.

Darbe gerçekleşeli 18 yıl olmuş. Bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubat, diğer darbeler gibi milletten gerekli cevabı almış, darbecilerin desteği ile iktidara getirilenler sandığa gömülmüş, darbe sanıklarının bir kısmı mahkemede hesap veriyor, ama hala ‘darbe mi değil mi’ tartışmaları yapılıyor.

Yargılanmakta olan darbenin aktörlerinin asker kanadı, darbeyi sadece Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) kurulduğu 4 Nisan 1997 tarihini esas alarak, darbeye adını veren meşhur MGK toplantısının 28 Şubatta yapıldığını, darbe ile ilgilerinin olmadığını savunmaktadırlar. Refahyol hükümetinin devrilmediğini, yapılan protokol gereği başbakanlık değişimi için merhum Erbakan’ın istifa ettiğini ve Mesut Yılmaz hükümetinin kurulduğunu savunuyorlar.

28 Şubat darbe değildi, irtica ile mücadelede TSK üzerine düşen görevi yaptı diye gerçekleri çarpıtmak için ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, gerçekleri örtbas etmeleri mümkün değil.

Mahkemedeki savunmalarından sonra şimdi de, 18.yıldönümü vesilesiyle televizyon ekranlarında aynı saçmalıkları tekrar etmeleri karşısında, mağdurlar ve yaşayan tanıklar olarak bazı gerçekleri kısaca tekrar etmemiz zorunlu oldu.

28 Şubat gerçekleşmiş bir darbedir

27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart darbeleri gibi 28 Şubat Darbesi de, darbe öncesi hazırlık hareketleri, darbenin icrası ve darbe sonrası uygulamaları ile bir süreci ifade eder.

Darbe öncesi, darbeye zemin hazırlamak için uzun süren bir psikolojik harekat yapılmıştır. Refah Partisi’nin yerel seçimlerde birinci parti olması ve halk desteğinin yükselmeye devam etmesi üzerine, din, dindarlık, muhafazakar düşünceleri savunma tehdit olarak görülmüş, doğrudan İslam karşıtı söylemler halkın şiddetli tepkisini çekeceğinden “irticai tehdit ve tehlike” söylemleri ile psikolojik harekat yürütülmüştür.

İddianame ve dava klasörleri arasında belgeleri yer alan darbeye hazırlık döneminde, TSK ve kamu görevlileri, belediyeler ve üniversitelerde mütedeyyin insanlar, irticai unsurlar olarak fişlenmişlerdir. Bu işlemlerin nasıl yapılacağı konusunda yapılan toplantılar, alınan kararlar, uygulamadan sorumlu birimler tek tek belirlenmiş ve görevlendirilmişlerdir. Merak edenler, söylediklerimizi test etmek isteyenler 28 İddianamesini ve ekindeki 500 klasörü geçen belgeleri inceleyebilirler. Hiçbiri gizli değil, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin dava dosyasını oluşturuyor.

PKK’dan daha tehlikeli görülen ve birinci sıraya oturtulan “irtica tehlikesine” halkı inandırabilmek için, eli sopalı, başlarında siyah sarıklar bulunan adına “aczimendiler” denilen 30-40 kişilik aktörlerin Ankara Kocatepe Camii önünde boy göstermeleri, Müslim Gündüz adlı kişinin Fadime Şahin ile yakalanma görüntüleri, TV ekranlarında devamlı tekrar edilen Fadime Şahin’in göz yaşlarıyla konuşmaları v.s hepsi psikolojik harekatın unsurları idi.

Psikolojik harekata rağmen, yasalarda tanımlanan suç ve suçlularla yine yasalar çerçevesinde mücadele etmekle görevli Cumhuriyet Savcılarından bekledikleri müdahaleyi göremeyen darbenin aktörleri yargı mensuplarına brifingler vermeye başladılar. Video gösterileri ve anlatımlarla irtica tehlikesine dikkat çekiliyor ve savcılardan harekete geçmeleri isteniyordu. Tarafsız görev yapmaya yemin etmiş yargı mensuplarının brifingci subayları 8 dakika ayakta alkışlamaları yargı tarihimize geçen kara lekelerden biridir.

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, birifinge katılan valileri derhal açığa alacağını duyurarak, darbecilerin karşısında durmuş bu nedenle boy hedefi haline gelmiştir. “Adını ağzıma almak istemediğim” dediği  bir general tarafından, İçişleri Bakanlığı önünde yağlı kazığa oturtmakla tehdit edilmiştir.

TSK içinde, 28 Şubat Darbesine destek vermeyecek dindar subaylar, eşleri başörtülü, Atatürk ilkelerine aykırı çağdaş olmayan kıyafetler giymekle takibata uğramış, disiplinsizlik gerekçesiyle ordudan ihraç edilmişlerdir. İhraçla yetinilmemiş, Belediyeler ve kamu kurumlarında işe alınmamaları için yazılı talimatlar verilmiştir. İhraç edilenlerin sayısı ikibine yakındır. Baskına dayanamayıp istifa edenler buna dahil değildir.

Üniversitelere alınmayan başörtülü öğrenciler, mesleğinden atılan öğretmenler ve diğer memurlar hepsi, irtica tehdit ve tehlikesinin varlığına karine teşkil etmek üzere kurban edilmiş mazlumlardır.

Yürütülen bu psikolojik harekat, tankların yürütülmesi ile farklı bir boyut kazanmış, Refahyol iktidarının devrilmesi için sözde sivil kuruluş olan beşli çetenin eylemleri ve medya desteği devreye girmiştir. Gazete manşetlerine en çarpıcı örnek olarak  12 Haziran 1997 tarihli Hürriyet Gazetesinin “GEREKİRSE SİLAH BİLE KULLANIRIZ” manşetini tehdit unsuru yönünden belirtmemiz yeterli olur. Bu arada bugünkü PDY’nin lideri Fethullah Gülen’in “beceremediniz artık bırakın” “asker daha demokrat” açıklamalarıyla verdiği desteği de hatırlatmak isteriz.

Darbenin hazırlık harekatları tamamlanmış ve Erbakan istifaya ettirilmiştir. DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in başbakanlığında yeni bir hükümet kurulması için, TBMM’de gerekli 276 oyun üzerinde 282 milletvekilinin imzası ve kamuoyuna ortak açıklamasıyla birlikte istifa Cumhurbaşkanı Demirel’e sunulmasına rağmen, Demirel darbecilerle koordineli olarak hükümet kurma görevini çoğunluğu olmayan Mesut Yılmaz’a vermiş, darbe bu şekilde gerçekleşmiştir.

Davanın bir numaralı sanığı dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, gerçekleşen darbeyi Mesut Yılmaz’a “altın tepside iktidar sunduk” diyerek ifade etmiştir. Darbe sonrası, darbenin amacına ulaşmak için uygulanan toplum mühendisliği, katsayı uygulaması, imam-hatip okullarının orta kısmının kapatılması, sekiz yıllık kesintisiz eğitim, fişleme, takip ve ihraç işlemleri ile darbe icraatları sürdürülmüştür.

Özetle 28 Şubat, darbeler zincirinin son halkasıdır. Aziz milletimiz diğer darbelere ve darbecilere nasıl derslerini vermiş ise, 28 Şubat Darbesini gerçekleştirenlere, destek veren siyasilere sandıkta gerekli dersi vermiştir. Bin yıl sürecek denilen darbe süreci 2002 seçimleri ile milli irade tokadını yemiş, darbecilerin sadece asker kanadı yargı önünde hesap vermeye başlamışlardır.

Darbeler zincirine yeni halkaların eklenmemesi için,  medya, siyaset, finans ayaklarıyla 28 Şubat Darbesinin iştirakçileri adalet önüne mutlaka çıkarılmalıdır.

Reşat Petek

www.resatpetek.net

resatpetek@resatpetekhukuk.com

Twitter: @ResatPetek

Reşat Petek 28 Şubat’ı anlatacak

[DünyaBizim.com]

Reşat Petek 28 Şubat’ta TDED’de “Darbe Zincirinin 28 Şubat Halkası” başlıklı sohbet yapacak.

28-subat-tded

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneğinin (TDED) geleneksel olarak düzenlediği “Dil ve Edebiyat Buluşmaları”nın bu haftaki konuğu eşat Petek. Petek, derneğin Eyüp’teki genel merkezinde “Darbe Zincirinin 28 Şubat Halkası” konulu sohbet yapacak. Program 28 Şubat 2015, Cumartesi saat 13.30’da başlayacak.

Adres: Feshane Cad. Nu: 3 Eyüp / İstanbul

CHP’nin ilk işi gazetelere el koymak olacak

[Haber7]

haber7

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, İzmir’de düzenlediği basın toplantısında ”Şimdi de Kılıçdaroğlu için yazıyorlar. Kılıçdaroğlu cam gibidir. 8-9 Haziran’da ilk işimiz bu kirli gazetelerin tamamına el koymak olacaktır” diyor.

Gürsel Tekin’e, bu açıklamasından dolayı öncelikle teşekkürü etmek gerekiyor.

Teşekkür muhalif basını susturmak için el koyacağından dolayı değil elbette.

Teşekkür, sözü döndürüp dolaştırmadan, CHP’nin basın özgürlüğü konusundaki görüşünü ve eylem planını açıkça ortaya koymasına.

CHP demek, özgürlüklerin kısıtlanması, yasakların yeniden gündeme gelmesi demek olduğunu teyit ettiği için teşekkürü hak ediyor. CHP’nin niyetini açıkça ortaya koyuyor ki, CHP’nin yasakçı ve sansürcü olduğunu söyleyenlere “niyet okuma” suçlaması yapmalarına da imkan bırakmıyor.

CHP’nin tek parti devrini, Milli Şef dönemini yaşayanlar zaten biliyorlar ama, uzun zamandır halkın iktidar fırsatı vermediği CHP’nin eline fırsat geçmesi halinde neler yapabileceğini tahmin edemeyenler veya “bu çağda bu kafa olur mu” diye düşünenler için Gürsel Tekin’in gerçek niyetlerini ortaya koyan açıklamaları son derece önemli.

Muhalfarz CHP iktidar olsa, bugün Ak Parti iktidarına ve liderine her türlü hakareti yapan, iftira atan, yazıları, manşetleri ve karikatürleri ile basın ahlakı tanımadan saldıran okyanus medyası gibi iktidarlarına muhalif medya olması halinde derhal el koyacaklar ve susturacaklar.

Evrensel hukuk, Anayasa, basın özgürlüğü, ifade hürriyeti mi dediniz. Bunların ne olduğunu – olmadığını ve olamayacağını da öğretecekler demek ki.

Esasen Gürsel Tekin’in açığa vurduğu CHP’nin bu politikaları yaşayanlar ve bilenler için hiç de şaşırtıcı değil. Örnekleri çok.

1940- 1942 yıllarında CHP’nin tek parti iktidarındaki uygulamaları tam da Sayın Tekin’in yapmak istedikleriyle örtüşüyor.

Matbuat Umum Müdürlüğü’nün tamimleriyle hayata geçirilen bazı örnekler verelim;

Yazılacaklar – yazılmayacaklar

“Anadolu Ajansı’nın haberlerinden başka haber yazılmayacaktır.”

“Sansasyonel başlık yapılmayacaktır.”

“Başmakale yazılmayacaktır.”

“İkinci baskı ve ilave yapılmayacaktır.”

Gazetelerimizin son günlerdeki neşriyatı arasında dinlerden bahis yazı ve mütalaa, ima ve temennilere rastlanmaktadır. Bundan sonra dinler mevzuu üzerinde hiçbir şekilde hiçbir yazar en küçük bir yazı yazmayacaktır. Hali hazırda seri olarak yazılanlar da 10 gün içinde bitirilecektir.”

“Reisicumhur İsmet İnönü, Ankara civarında küçük bir seyahat yapmak üzere hareket etmiştir. Gazeteler bundan başka hiçbir şey yazmayacaklardır.”

“Son günlerde İstanbul gazetelerinde dikkat çekici bir hâl alan yazar atışmalarına yarın sabahtan itibaren kat’i bir surette nihayet verilecektir.”

Otomobil yedek parçalarıyla lastiklerin bittiği, un stokunun azaldığı, meyve ve sebzeye yapılan zamlar asla yazılmayacaktır.”

“Geçmiş, hali hazır ve geleceğe dair meteorolojik tahminlerin neşredilmemesinin bütün gazetelere tebliğini rica ederim.”

Vergi zamları yazılmayacak

“Vergilere yapılması düşünülen zamlar hakkında hiçbir neşriyatta bulunulmamasının, gazetelere tebliğini rica ederim”

“Bakanlar Kurulu toplantılarının ne zaman ve hangi gündem maddeleri üzerine toplanacağına dair haber yapılmamasının gazetelerin baş yazarlarına tebliğini rica ederim.”

“Memleket genelinde vuku bulan Tren kazaları hakkında gazetelerde haber yapılmayacaktır.”

“Memleket genelinde baş gösteren un, şeker, yağ, tuz gibi vesaire maddelerin stoklarının bitmesi hususunda gazetelerde haber yapılmayacaktır.”

 

Hırsızlıklar yazılmayacak

“Hatay’da 15 haydut 3 otomobil soymuş, bir polisi öldürmüş, 2 kişiyi yaralamış ve 15.000 lira gasp ederek kaçmışlardır. Bu haber kesinlikle yazılmayacaktır.”

“Halkımıza vesika ile ekmek satışı hususunda gazetelerde hiçbir şekilde haber yapılmayacaktır.”

 “Son günlerde artan şeker fiyatları hakkında gazetelerde haber yapılmayacaktır.”

Ekmekten, Odundan ve kömürden, etten, şikâyet kılıklı neşriyat yapılmayacaktır.”

 Mahkeme Kararlarına Dair;

“Mahkemelerimizin verdiği kararların aleyhinde hiçbir surette haber yapılmayacaktır.”

“Zabıta, adliye ve mülkiye memurlarının yaptıkları hata ve işledikleri suçlara ait neşriyat yapılmayacaktır.”

Bugün Türkiye’de diktatörlükten, tek adam yönetiminden, sayın Erdoğan’ın padişahlık hevesinden, başkanlık sisteminin bu nedenle istendiğinden bahsedenler CHP’nin tek parti dönemindeki bu uygulamalarından haberdar değil midir acaba?

Peki CHP’nin yasakçı anlayışının istisnaları yok mu? Yasaklar herkes için mi? Özgürce her istediğini yazanlar yok mu? Himayeye alınan gazeteler ve gazeteciler yok mu?

Matbuat Umum Müdürlüğünün 3 ağustos 1940 günlü tamimi bu sorulara cevap veriyor;Cumhuriyet Gazetesi yazarı Nadir Nadi’nin yazdığı makalelere hiçbir gazeteden hiçbir yazar cevap vermeyecektir.”

7 haziran 2015 Seçimleri öncesi, CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’e teşekkür gerekçelerimi bilmem anlatabildim mi?

Reşat Petek

www.resatpetek.net

resatpetek@resatpetekhukuk.com

Twitter: @Resatpetek

Tank silah değil mi ?

[Haber7]

haber7

Dün 28.Şubat Darbesi sanıklarının yargılandığı davanın 73. Duruşması yapıldı.

Bir tam gün, mağdur-tanık sıfatıyla dönemin içişleri bakanı sayın Meral Akşener dinlendi. Akşener, mahkemenin sorularına cevap vereceğini açıkladıktan sonra, sanıkların, sanık avukatlarının ve müşteki avukatlarının sorularını cevapladı.

28 Şubat Darbe hazırlığını ifşa eden, bu nedenle casus ve ajan olmakla suçlanan, vatana ihanet suçundan yargılanacağı yolunda hakkında manşetler atılan Sayın Akşener’in açıklamaları yani tanıklığı, davaya çok önemli açıklık getirdi diyebiliriz.

Şikayetçi olmamasının gerekçesini anlamadan, neden şikayetçi değil, darbecilerden yana mı tavır alıyor sorusu aklına gelenlere ikna edici açıklamaları vardı.

28 Şubat darbe hazırlığını ifşa olayını şöyle özetledi.

Dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu’nun, devlet hiyerarşisi içinde Emniyet Genel Müdür Vekili ile birlikte Deniz Kuvvetleri komutanlığında hazırlanan, illegal bir yapılanmayla ilgili belgeleri kendisine getirdiğini, incelediğinde bu belgelerin yasa dışı bir yapılanma ve darbe hazırlığı olduğu kanaatine vardığını, önce Başbakan  Yardımcısı Tansu Çiller’e konuyu ilettiğini, sonra  Başbakan Erbakan’a konunun anlatıldığını, daha sonra aynı zamanda Başkomutan olan Cumhurbaşkanı Demirel’e konuyu intikal ettirerek, İçişleri Bakanı olarak sorumluluğunu yerine getirip gerekli önlemlerin alınması için devlet geleneğine ve hiyerarşisine uygun hareket ettiğini ifade etti.

Sayın Demirel’e ilettiği darbe hazırlığını gösteren belgelerin Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı’ya iletilmesinden sonra kendisinin Deniz kuvvetleri komutanlığından belge kaçıran casus ve vatan haini olarak suçlandığını anlattı.

İhbar niteliğinde bana getirilen belgeleri, Yunan başbakanına vermedim, Amerikan başkanına vermedim, ülkemin Cumhurbaşkanına, Başkomutanına ilettim ama casuslukla  suçlandım” diyen Meral Akşener, 28 Şubat’a darbe diyor musunuz sorusuna, “ben BÇG darbeye hazırlık yapan illegal oluşum dedim ama sayın Özkasnak postmodern darbedir dedi takdir mahkemenin” diye cevapladı.

28 Şubat darbesi davasının en önemli mağduru/tanığı sayın Meral Akşener’in açıklamalarını değerlendirmeyi sonraya bırakarak, mağdur ve müştekiler vekili olarak takip ettiğim davada, özet cümlelerle anlatımları şöyleydi:

“Biz başörtülü bir kızın devleti yıkacağına inanmadık, askerlerle aramızda irtica algısında fark vardı”

“Bizden sonra başörtüsü yasağı başlayınca yasağa karşı eylemlere katılmamı istediler ben de kabul ettim, hatta başörtüsü  mağdurlarına saçlarınızı kazıtın torbaya koyup üniversite yöneticilerine gönderelim dedim. Kılık kıyafetinden dolayı yapılanlar zulümdü”

“28 şubatta darbeciler irticai tehdit var algısı oluşturmak için psikolojik harekat yürüttüler. Psikolojik harekatın içeriye değil dış düşmanlara karşı yapılması gerektiğine inanırım.”

Cebir, şiddet, tehdit var mıydı ?

“Tankların yürüyüşü, Başbakana sövülmesi, gerekirse silah kullanırız demeleri herkesi korkuttu”

“Sayın Başbakana sövüldü. Bu tehdit değil mi”

“Yalanlanmayan açıklamalarda ‘gerekirse silah kullanırız’ denildi”

Tanklar yolunu şaşırmış, Sincan’da  yürütüldü. Tank silah değil mi

“Adını ağzıma almaya utandığım bir generalin söylediği, ‘içişleri bakanı olarak bakanlık önünde yağlı kazığa oturturuz’ sözleri, bu edep dişi tehdit ve hakaret bana değil T.C. hükümetine yapılmış bir tehditti. Çok üzüldüm ama kişisel olarak algılamadım”

“Bana söylenen çirkin söz hakaret değil tehdittir. Şahsıma değil görevimden dolayı bir tehdittir. Kadın ve aileden sorumlu bakana değil, içişleri bakanına yapılan bir tehdittir”

Tehditler sonucu DYP dağıldı. DYP’nin milletvekilleri kimi korkudan kimi bakanlık vaadi ile kimi para ile istifa ettirildi”

“Çok insan mağdur edildi. Ben onların yanında kendimi mağdur saymıyorum ama görüşlerimi ifade ediyorum. O dönemde DYP’ den istifa edenlerin bugün ne halde olduğuna bakın. Ben ise TBMM başkanvekiliyim. Bu nedenle kendime mağdur demeyi uygun bulmuyorum.”

“28 şubatın mağduru milletimizdir, bu nedenle kendimi mağdur saymıyorum ve şikayetçi değilim dedim, ama tanık olduklarımı objektif olarak mahkemeye aktarıyorum. Kararı mahkeme verecek”

Demirel görevi neden Mesut Yılmaz’a verdi ?

“282 milletvekili imzalayarak Çiller başbakanlığında kurulacak hükümete güvenoyu vereceğimizi kamuoyuna ve Demirel’e ilettik. Buna rağmen görev Mesut Yılmaz’a verildi”

Mesut Yılmaz’ın ilk beyanı ‘köktendinci unsurlarla mücadelede TSK kadar hassasız’ diyerek getiriliş amacını açıklamak oldu

“BÇG illegal kurulmuş bir yapıdır. BÇG, Mesut Yılmaz  zamanında Başbakanlık Takip Kuruluna dönüştürüldü”

“54.Hükümet işsizlikten mi, şehitlerin gelmesinden mi, ekonominin kötü gitmesinden mi gitti diye soruyorum”

Reşat Petek

www.resatpetek.net

resatpetek@resatpetekhukuk.com

28 Şubat’ta Türk milleti mağdur oldu

[AA]

meral_aksener_625-jpg20150216121442

28 Şubat Davası’nda ifadesine başvurulan dönemin İçişleri Bakanı Akşener, 28 Şubat sürecinde pek çok insanın ama en önemlisi Türk milletinin mağdur olduğunu söyledi.

28 Şubat Davası’nda “mağdur” sıfatıyla ifadesine başvurulan dönemin İçişleri Bakanı, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, duruşmada verdiği beyanda, 28 Şubat sürecinde pek çok insanın ama en önemlisi Türk milletinin mağdur olduğunun altını çizdi.

“Peygamber ordusu” kabul edilen Türk ordusunun, bazı davranışları nedeniyle milletteki algısının tahrip olduğunu söyleyen Akşener, “Ben kendimi mağdur saymıyorum. Benden çok daha fazla mağdur olanlar olduğu için hicap duyduğumdan mağdur saymıyorum” dedi.

Akşener, şöyle devam etti:

“REFAHYOL Hükümeti kurulduktan sonra, özellikle irtica adı altında bir gerilim atmosferi oluşmaya başladı. Artan biçimde irtica üzerinden kamuoyunda gerginlik oluşturulmaya başlandı. Meşhur 28 Şubattoplantısında, 18 madde karara bağlandı. Maddelerin esası irticai odaklarla mücadele anlamı taşıyordu. Bu 18 maddelik görev, iktidarın yapması gereken görevlerdi. Fakat birden bire askeri bürokrasinin bu görev kendilerine aitmiş gibi konuşmalar yapmaya başladığını gördük.

Bu arada İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ve dönemin Emniyet Genel Müdürü Kemal Çelik, sanıyorum 5 Nisan tarihli Batı Çalışma Grubu belgesini bana getirdi. O dosya ve belgeleri incelediğim zaman, bunun hiyerarşik düzenin dışında olduğunu gördüm. Sayın Çiller ile konuştuk, Adalet Bakanı Şevket Kazan üzerinden rahmetli Necmettin Erbakan’a iletmek üzere anlaştık. Sonrasında, MGK’nın kuruluş yıl dönümü nedeniyle Mayıs sonunda yapılan MGK toplantısında bu belge üzerinden kendimi casuslukla, köstebekle ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığını dinletmekle, izletmekle suçlanır buldum.”

Akşener, REFAHYOL Hükümeti’nin düşmesinin ardından 3 Temmuz 1997’de Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında yeni hükümet kurulduğunu anımsatarak, hemen sonrasında basında “casusluk yaptığı, Hıyaneti Vataniye Kanunu ile divanı harpte yargılanacağına” ilişkin haberler yayımlandığını kaydetti.

Bunun üzerine 8 Temmuz 1997’de bir açıklama yaptığını hatırlatan Akşener, o gün söylediklerinin, bugün de arkasında durduğunu söyledi.

“Tehdit edilip edilmediğinin” sorulması üzerine, “yüzüne karşı herhangi bir zorlamayla karşılaşmadığını” bildiren Akşener, 28 Şubat dönemine ilişkin, “Askeri bürokrasi tarafından, siz yargı mensuplarına, medya mensuplarına, üniversitelere, yazar çizer takımına brifingler verildi. Hatta yargı mensupları 8 dakika ayakta alkışladılar o zaman. Hatta 54. Hükümet’in bir an önce gitmesi gerektiğini söylediler. Silah kullanılacağına dair, tekzip edilmemiş açıklamalar oldu” diye konuştu.

“Kont Vlad’ı örnek alması…”

Akşener, beyanında “yağlı kazık” olarak hatırlanan söze ilişkin de bayanda bulundu. İçişleri Bakanlığı bürokratları ile asker arasında  dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Teoman Ünüsan ile “ismini zikretmekten utandığı bir generalin olduğu” resmi görüşme yapıldığını ifade eden Akşener, “Görüşme esnasında, herkesin çok sıklıkla benim için kullandığı, ilginçtir, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İçişleri Bakanı ileri geri konuşmasın, geldiğimizde, bakanlık önüne koyduğumuz bir yağlı kazığa kendisini oturturuz’ denmiştir” dedi.

Müsteşar Ünüsan’ın bunu dönemin bakanlarından Bekir Aksoy’a, onun da Tansu Çiller’e ilettiğini kaydeden Akşener, sözü duymasının ardından Ünüsan ile görüştüğünü bildirdi. Akşener, şunları söyledi:

“Sayın Ünüsan, yemin ettiğini, isim söylemeyeceğini, ama böyle bir tehdit olduğunu söyledi. Bunu, Meral Akşener’e yönelik tehdit olarak algılamadım. Sıradan bir Meral Akşener olsaydı, böyle bir söz söylenmezdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olduğum için söylendi. Sayın Cumhurbaşkanına, gereğinin yapılması için ilettim. Gereği yapılmak üzere davranacağını söyledi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusunun mensubunun böyle bir densiz, edep dışı davranışı sebebiyle kurumların tahrip edilmemesi gerektiğini söyledi. Sayın Çiller, Sayın Erbakan da böyle söyledi. Kişisel olarak algılamadım. Kişisel olarak algılamış olsaydım, o zaman, o konuda aynı şekliyle gereğini yapardım. Çok üzüldüğüm, rencide olduğum bir konuydu. Ben Türk ordusunu Metehan’ın kurduğuna ve 2 bin 200 yıllık tarihi olduğuna inanırım. Bağrından Atatürk’ü çıkarmış bir ordunun, Balkanlar’da acılar çektirmiş Kont Vlad’ı örnek alması, benim için manidar olmuştur.”

“Kendimi mağdur saymadığımdan şikayetçi değilim”

Akşener, 28 Şubat döneminde birçok kişinin mağdur olduğunu tekrarlayarak, şunları kaydetti:

“Onları gördüğüm zaman, kendimi mağdur olarak tariflemem, hicap duymama sebep olur. Ben bugün TBMM Başkanvekili olarak huzurunuzdayım. Kendimi mağdur saymadığım için şikayetçi değilim. Çok uzun yıllar silahlar beldeyken, çok sert atmosfer varken, görüşlerini dile getirmiş biriyim. O dönemde kabinede 4 kadın bakan vardı, Sayın Tansu Çiller, Işılay Saygın, Ayfer Yılmaz ve Meral Akşener. Eğer bu, sadece Meral Akşener’e geldiyse, kadın olduğundan değil, İçişleri Bakanlığı görevindendir. O nedenle ben o edep dışı terbiyesizliği, haksızlığı, Başkomutana kadar götürdüm. O gün gereğini yaptığım için bugün herhangi bir şikayetim yok.”

Meral Akşener, bir sanık avukatının, “5 Nisan tarihli belgelerin hiyerarşi dışı bir yapıyı gösterdiğini nereden anladınız?” sorusunu yanıtlarken, Bülent Orakoğlu ve Kadir Sarmusak’ın belgeler nedeniyle yargılanıp, beraat ettiklerini hatırlattı. Davaya TSK’dan gönderilen bilgi ve savunmalara bakıldığında, “belgelerin reddedilmediğinin görüldüğünü” ifade eden Akşener, şöyle devam etti:

“Böyle bir oluşumun, hangi hukuk, hangi kanun maddelerine göre kurulduğuna dair, hukuki mütalaa, kanun söz konusu değildi. 28 Şubat kararlarının yerine getirilme merci hükümetti. Dolayısıyla silahlı kuvvetler mensuplarının, böyle bir görevi hukuka göre elde etmeleri söz konusu değildi. Ben bunun bir hazırlık olabileceğini düşündüğüm için genel hiyerarşik düzen içinde Sayın Başbakana ilettim. Sayın Erbakan da Sayın Cumhurbaşkanına, o da Sayın İsmail Hakkı Karadayı’ya iletti. Sonuçta da ben kendimi casus olarak buldum. Ben o zaman niye casuslukla suçlandım? Madem her şey legal, niçin İçişleri Bakanına tehditler yapıldı? Niçin Başbakana sövüldü.”

Akşener, kendisine yönelik “yağlı kazık” sözünün sahibine ilişkin, “Çevik Bir ismi söylenmişti. Çetin Saner’in olduğunu çok sonra öğrendim” dedi.

“Sayın Erbakan’ın hakkını teslim etmem lazım”

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, beyanının ardından avukatların sorularını yanıtlayan Akşener, Türk ordusunun 150 yıllık iki endişesinden birinin bölünme, ikincisinin rejimin değişmesi olduğunu, tarihsel süreçte bunların haklı dayanakları bulunduğunu, kendisinin de bu endişelerin tahrik edildiğini söyleyegeldiğini ifade etti.

O dönemde işveren ve işçi konfederasyonları TİSK ve TÜRK-İŞ’in “irtica gitsin” diye aynı yerde olduğunu söyleyen Akşener, “Sayın Erbakan’ın hakkını teslim etmem lazım. Dini bir motivasyon üzerinden tetik düşerse, önünün çok zor alınacağını söylüyordu. Bu konuda hassastı. Ama irticanın tanımı konusunda birbirimizden farklıydık. Bugün siyasal İslam olarak tanımlanıyor, o gün irtica” şeklinde konuştu.

Akşener, bir sanık avukatının, “Jandarmanın tuttuğu zabıtlar, kayıtlar fişleme olarak nitelendirilebilir mi?” sorusu üzerine, “Avukatı fişleyeceksiniz, parti başkanını fişleyeceksiniz. Niçin? Bunu polis de jandarma da başka biri de yapsa yanlış” dedi.

Devletin “terör örgütü” olarak kabul ettiği örgütlere ilişkin teknik takiplerin, istihbarat bilgilerinin kendisine geldiğini aktaran Akşener, ancak Emniyet üzerinden “sıradan insanlar” hakkında bilgi gelmediğini bildirdi.

Başka bir soru üzerine, Sincan’dan tankların geçişine değinen Akşener, Sincan’dan tatbikat için tankların gittiğini ancak güzergahın farklı olduğunu anlattı. Tankların, güzergah dışında, ilçe içinden geçerek seyrettiği için “muhtıra, darbe” görüntüsü çıktığını kaydeden Akşener, “Tanklar niçin buradan geçti?” sorusuna, “Yolunu şaşırdı” yanıtının verildiğini söyledi.

Akşener, Refah Partisinin daha sonra Anayasa Mahkemesince irtica odağı olduğu gerekçesiyle kapatıldığını, AİHM’nin de karara itirazı haksız bulduğunu hatırlattı.

Meral Akşener, döneme ilişkin bir başka soruyu yanıtlarken, “Başörtülü kadınlar yürürken bir el tarafından başörtüsünün çekileceğinden, başı açıklar da saçlarının çekileceğinden korkuyordu. Bu korku samimi bir korkuydu. Ama her yerde olduğu gibi, beni bağışlayın, erkekler devreye girince böyle oluyor” dedi.

Akşener sinirlendi

Sanıklardan Çetin Saner’in avukatı Murat Tanfer Türemen söz alarak, müvekkilinin “yağlı kazık” sözünden pişmanlık duyduğunu dile getirdiğini belirtti ve ardından Akşener’e, “dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Teoman Ünüsan’ın müvekkiliyle niçin görüştüğünü”, “Bir otomobilin, Zırhlı Birlikler’in kapısını zorladığını” ve “Deniz Hava Üs Komutanlığına zorla girmeye teşebbüs edildiğini bilip bilmediği” sordu.

Bunları bilmediğini belirten Akşener’e Avukat Türemen, Gazeteci-Yazar Mehmet Ali Birand ve Reyhan Yıldız’ın “Son Darbe: 28 Şubat” kitabına atfen bir soru yöneltti. Akşener, soru üzerine şunları kaydetti:

“Kitabı okudum, 2011 seçimleri zamanında da televizyon programını izledim. O dönemde DYP’den istifa eden milletvekilleriyle ilgili, örneğin bir otelde, sivil bir sistemin içinde, o otele, istifa edeceği düşünülen milletvekillerini ikna etmek için diğer milletvekili gider, beraber istifa ederlerdi. Bunların bir kısmı korkudan, bir kısmı iddialara göre bakanlık sözüyle, bir kısmı para aldığı için. Ama bunları hiçbir yerde paylaşmadım. Çünkü davanın konusu olmadığını düşünüyorum. Hatta bir DSP milletvekilinin beyanı var, ‘2 milyon dolar, 5 milyon dolara çıktı’. Bir kuvvet komutanının, ‘Ayağınızın altından halı gidiyor, koltuk gidiyor’ dediği gibi duyumların varolduğunu sağır sultan biliyor, sadece ben değil.”

Akşener, soruya yanıt verdikten sonra, Avukat Türemen’e, “Siz niye agresifsiniz?” diye sordu, avukatsa bunu kabul etmedi.

Türemen, müvekkilinin “yağlı kazık” sözüne yönelik beyanda bulunulurken, “edep dışı, ahlak dışı” denilmesi konusunda, “Burası ahlak mahkemesi değil, TCK’ya göre yargılama yapan mahkemedir” dedi.

Akşener, Türemen’in, “Sizin, ‘Başbakanlık teklif edilseydi, ara dönem başbakanı olurdum’ dediğiniz yazıyor” sözü üzerine sinirlenerek, “Kesinlikle öyle bir şey yok. Bunu yazan da şerefsizdir, müfteridir, yalancıdır, alçaktır. Asla böyle bir beyanım yok. Milliyet gazetesinde, ‘Transfer teklifi sadece Meral Akşener ve Hasan Ekinci’ye gitmedi’, diye manşet vardı” ifadelerini kullandı ve avukatın sorularını artık yanıtlamayacağını belirtti.

Ardından Akşener, “Kızınıza, karınıza, annenize, kız kardeşinize, teyzenize, halanıza, inşallah ‘Onu çırılçıplak soyup, yağlı kazığa oturturum’ demezler” dedi.

Avukatın cevabından sonra da Akşener, “Sayın avukat, kendi eşine ve kız kardeşine böyle bir söz söylenirse gereğini kendisinin yapacağını söyledi. Eğer bu hukuki ise ailemin erkekleri gereğini yapmak zorundadır. Eğer herhangi bir şey olursa da sayın avukatı şahit göstereceğim” ifadelerini kullandı.

“Başlangıçta yerli bir proje olduğunu düşünmüştüm”

Meral Akşener, DYP’den istifalara ilişkin, “Bu istifaları TSK’dan birileri mi yaptırmıştır?” sorusunu, “Silahlı Kuvvetlerin niçin suçlandığına ben karar veremem. Açık açık konuşuluyordu” diye konuştu.

Sanıklardan Alican Türk, “askerlerin, Aczmendiler’i kullandığına ilişkin bilgisi olup olmadığını” sorması üzerine Akşener, bu grubun içinde kim var, kim yok bilmediğini, ancak ilgili kişilerin daha sonraki beyanları bulunduğunu ifade etti.

Akşener, müşteki avukatlarından Reşat Petek’in “28 Şubat’ın ABD ile bağlantısı olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusunu yanıtlarken, “Başlangıçta 28 Şubat meselesinin yerli bir proje olduğunu düşünmüştüm. Fakat daha sonra, JINSA’nın bir açıklaması var, ‘REFAHYOL’u biz düşürdük’ diye. Elçilerle görüşmem olmadığı için bilmiyorum. Basına yansıyan bilgilerden, sizin kadar biliyorum” dedi.

Necmettin Erbakan’a “28 Şubat sürecinde direnmedi” denilerek, çok haksızlık yapıldığını söyleyen Akşener, “Hoca için, o günü, bugünün şartlarında yargılamanın haksızlık olduğunu düşünüyorum. Buradan çok açıklıkla ifade etmek isterim, kendi tabanı da hocayı çok yalnız bıraktı. Çok nazik, son derece milli, son derece yerli, inanılmaz zarif bir insandı rahmetli Erbakan. Askeri cenahla da ilişkileri bu şekildeydi” ifadelerini kullandı.

Akşener, “28 Şubat kararlarını imzalamayıp, istifa etselerdi, ne olacağının meçhul kalacağını” belirterek, “O konuda bizi suçlayabilirsiniz. Ama bu siyasi suçlama olur” sözlerini sarfetti.

“Antidemokratik uygulamadır”

Akşener, bir soruyu ise şöyle yanıtladı:

“28 Şubat 1997’deki MGK’da alınan 18 maddenin uygulanmasına, asıl Sayın Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde başlandı. REFAHYOL düştükten sonra ilk İstanbul Üniversitesinde başörtüsü meselesi başladı. Yeğenlerim orada okuyordu. Sonra diğer üniversitelere yayıldı. Tedbirlerin şiddetlenerek yayıldığı bir dönem oldu. Şu hep beni şaşırtmıştır, sakallı adamlar üniversitelere girer, küpeli gençlerimiz girer, girsinler sakıncası yok, erkeklerin kılık kıyafetiyle uğraşmadınız, kadınlarla uğraştınız. Böyle bir şey olabilir mi? İnsan hakları açısından antidemokratik uygulamadır. Kadınlara ‘İnancınız için mi başörtüsü takıyorsunuz’ diye soruluyordu. İnanç için takabilir, yakışıyordur, saçı azdır, peruk yerine onu takabilir. Türkiye’de bütün tanzimler kadın üzerinden yapıldığı için çok daha travmatik, çok daha acı oldu.

Ben buna biraz da sınıfsal baktım. Benim başım açık, İzmit’in Gündoğdu Köyü’nde doğdum, bana hep ‘Fakir köylü kızı’ dendi. Bir kitapta, ‘Kara kuru, elleri nasırlı, kafası ekmek yemekten büyük, kavruk kadının adı Meral Akşener’dir, yazıldı. Ben de dedim ki ‘Bu ben değilim, hepinizsiniz’. Bundan sonrasında tarafların her birinin, başta ben olmak üzere, bunlardan ders çıkarıp, tekrarına yol açılmamak üzere yeni yol çıkarmasını temenni ediyorum.”

Sanıklardan dönemin MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç söz alarak, birçok kişinin duruşmaya gelmediğini, bu sebeple Akşener’in duruşmaya gelmesinden memnuniyet duyduğunu dile getirdi.

Kılıç, dönemin başbakanı Necmettin Erbakan için, “Gelmiş geçmiş en nezih bir devlet adamı. Çok kibardı” nitelemesini yaptı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, mağdur olarak duruşmaya çağrılan Akşener, avukatların sorularını yanıtladı.

Sanık avukatının, ‘Bülent Orakoğlu’nu sizce kim açığa alın dedi’ sorusu üzerine Akşener, “Karadayı’yla da görüştüğümde bu işin halledileceğini söyledi. Erbakan’a ve Çiller’e de söyledim. Orakoğlu’nun görevini yaptığını söyledim. Sonra kendisini New York’a ateşe olarak gönderdim. Sonra hükümet düştü.  5 Temmuz gibi uyandım. Ben casusluk yaptırmış ve de bu suçlamayla vatan hainliğiyle suçlanan biri oldum” ifadelerini kullandı.

Akşener, “Kadir Sarmusak sivil hayatta polis, kendisinin oraya girdiğini, o anda orada bir personeliniz olduğunu biliyor muydunuz” sorusuna “Hayır. Ben sorayım nasıl oluyor da bir onbaşı Deniz Kuvvetlerinin bilgisayarını boşaltabiliyor? Biz yandık o zaman. Ben, o bilgisayardan bu çalışmanın nasıl elde edildiğini bilmiyorum. Gelen belgeye baktığımda bunu sümen altı edebilirdim. Böylece sövülmezdi, tehdit edilmezdim. Yıllarca ölünceye kadar böyle anılmazdım. İktidar değiştikten sonra da casuslukla yargılandım” yanıtını verdi.

Sanık avukatının, ‘Hiyerarşi dışı bir belgeden bahsettiniz, bir genelge var. Bazı işlemler yapılmasını emrediyorsunuz. O belgenin içeriğini baskı altında mı yaptınız’ sorusu üzerine Akşener, “O genelgeyi rahmetli Erbakan’ın direktifleriyle hazırladım. İçeriğini biliyorum. Millet tarafından seçilmiş, iktidarın bakanı tarafından hazırlanmış bir genelge. İçişleri bakanı ve iki hükümeti, iki siyasi partisini eleştirebilir. Bir vatandaş olarak beğenmemişsinizdir. Bunda, Refah ve Doğru Yol Partisi bir sonraki seçimde oy kaybetti. Davul siyasetçinin boynundaysa tokmak başkasının elinde olamaz. Bütün subay ve eşlerini istihbarat elemanı gibi doğal buluyorsanız size birşey söyleyemem. Onların bedelini vatandaş verir. Genelgeyi kabul ediyorum, altında imzam var” şeklinde konuştu.

Tabancayı uzatıp imzalayacaksınız diye bir şey yok

Akşener, Avukat Hüseyin Ersöz’ün, “Siz, görev yaptığınız dönemde herhangi bir şiddet eylemiyle karşılaştınız mı’ sorusuna, ‘Ben kişisel olarak yüzüme karşı yapılmış bir davranışla karşılaşmadım” dedi.

Avukat Ayhan Kaçmaz’ın da “MGK’da alınan kararları, askerlerin bu kararları imzalayacaksınız diye bir dayatmaları, zorlamaları var mıydı” sorusu üzerine Akşener, MGK’nın toplantı kurallarını anlattı. Cumhurbaşkanın bulunduğu yerde bir saygısızlığın olmadığını, toplantının gergin ama nezaket içinde geçtiğini belirten Akşener, “Tabancayı uzatıp imzalayacaksınız diye bir şey yok, bunu soruyorsanız” dedi.

Avukatın “Bunun daha önce hazırlandığı söyleniyor” demesi üzerine Akşener, şöyle devam etti:

“Hayır. Bizler değil, başbakan konumunda, başbakan, cumhurbaşkanı, MGK genel sekreterleri arasında bir mekik diplomasisi olur. Bunu biliyorum. Bir 24 madde olduğunu, fakat bunun daha sonra 18 maddeye indiğini biliyorum. Bu maddelerin insanları rencide eden bazı maddeler olduğunu biliyorum. Bunla ilgili bir tartışma oldu. En son ben imzaladım, bir hafta sonra.”

Tanklar yolu şaşırmış

“Eski Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın görevden alınmasıyla ilgili bir baskı olup olmadığının” sorulması üzerine de Akşener, “Hayır. Şahsıma ait herhangi bir şahıs, silahlı bürokrasiden silah uzatıp ‘bunu imzalayacaksın’ diyen olmadı. Dense tersini yapardım” dedi. Akşener, şunları anlattı:

“Böyle bir şey olmadı. Başkasına olmuş mudur bilmiyorum. Ben böyle bir tehdit almadım. Ama şöyle bir şey oldu. Sincan’da bir gece yapıldı. Soruşturma açtım, o şahıs hakkında, daha sonra da açığa alındı. Yetinilmedi tanklar yürüdü. Sordum, ‘Tanklar yolu şaşırmış.’ Tank silah değil midir? Silahla yürüdü. İçişleri bakanı olarak tanklar sizin görev alanınızda değil. Siyaset çözüm bulma aracıdır. Erbakan yerli bir insandı, saygılıydı. Erbakan, burada oturan beyefendilere ‘Beni doğru anlayın’ diyen insandı. O dedikçe kaşlar böyle aşağı yukarı kalkardı. Tansu hanım da TSK mensuplarıyla iyiydi. Büyük bir terör mücadelesi verdiği için askerleri silah arkadaşı görüyordu. Tanklar da yürüdü, sayın Başbakana sövüldü de. Burada terbiyem müsait değil. Böyle bir atmosferde tabanca dayayan olmadı. Dayanmış gibi bir atmosfer oluştu. O hükümet iki yıl sürecek değişimi bir yıl öne aldı. Niye aldı? Hala acaba biz kendimizi anlatır da o önyargıları atlatabilir miyiz? Benim altına imza atığım genelgeden bahsediyorum.”

Meral Akşener, MGK toplantılarında MİT brifinglerinde ve MİT raporlarında irticadan ne şekilde bahsedildiğinin sorulması üzerine Akşener, MGK Genel Sekreterliği, MİT ve emniyet tarafından Türkiye’nin güvenliği açısından çok şeylerin sunulduğunu söyledi.

Burada terbiyem müsait değil

“Erbakan’a bir baskı oldu mu” sorusunu Akşener, şöyle cevapladı:

“Bir dakika karanlık eylemleri, ‘Şeffaf siyaset’ deyip 1 dakikalık karanlık eylemleri. Bir üst düzey askeri yetkiliden aldığım diye yazılan şeyler. STK’ların yürüyüşü, tankların yürüyüşü. Sayın Erbakan’a gelip ‘Şu kadar para istiyoruz’ diyen… Bütün uzlaşmaz çelişkilerin biraraya geldiği bir dönem. Hepsi biraraya geldi, irtica gitsin. Eyvallah. O iktidar, ekonomi bozulduğu için mi gitti? Terör ortamında çok sayıda şehit olduğu için mi gitti? Bunlara baktığımızda atmosferin ‘havada ikmal’ denilmişti Çiller ve Erbakan yer değiştirmesiyle…  Sonuç itibariyle siyaset çözüm bulma aracı. O iktidar çözüm bulmaya çalıştı, bulamadı. İstifa etti. Hükümet Çiller’e verilmedi. Tanklar da yürüdü, sayın Başbakana sövüldü de.”

Ben mağdurum demiyorum

Akşener, sanık avukatlarının, “2000 yılına kadar BÇG’de belirli istihbaratın toplandığını biliyor musunuz” sorusuna da bilmediği karşılığını verdi.

Meral Akşener, “Siyasi sonuçları vardır, vatandaş nezdinde cezasını gördük. Asıl mesele şu.  BÇG, Mesut Yılmaz zamanında Başbakanlık Takip Merkezine çevrilmeye çalıştı, legalleşti mi bilmiyorum? Üzgünüm, burası benim doğurduğum çocuklar gibi çocuklardan oluşuyor burası. Benim gibiler, çocukları davul zurnayla askere göndeririz. Öyle şeyler oldu ki. Bu millet kaybetti, onun için ben mağdurum demiyorum. Kim kaybetti? Dindar kesimin vatan duygusu kayboldu. Ders çıkarmalıyız. Bir rövanş isteğim söz konusu değildir. Ders çıkarmamız gerek. Kim kazandı? Hiç kimse” ifadesini kullandı.

Bu arada, söz alan Akşener’in avukatı, müvekkilinin sorulara cevap vermek için salonda olduğunu, meslektaşları tarafından yorum yapılmadan soru sorulmasını talep etti.

Bunun üzerine ayağa kalkan Avukat Ömer Kavili, Akşener’in tanık olarak huzurda bulunduğunu belirterek, elindeki notlara mahkeme tarafından el konularak birer örneğinin de kendilerine verilmesini istedi.

Talebin reddedilmesi üzerine Kavili ile mahkeme başkanı arasında sözlü tartışma yaşandı.

Tartışmanın uzaması nedeniyle mahkeme başkanı, Kavili’nin dışarı çıkarılmasını istedi.

Kavili, “Bu mahkemeden adalet çıkmaz” diyerek salondan ayrıldı.

Mahkeme cevabını arıyor

Sanık avukatlarından Fethi Öztürk’ün, “Parlamentoda ikna odalarının kimler tarafından kurulduğu” sorusuna Akşener, ikna odalarını duyduğunu, ancak elinde belge olmadığını söyledi.

Akşener, “O kurdu, şu kurdu diyemem. DYP’nin 45 milletvekilinin gidişi. Bir arkadaşımızın ayrılacağını bilirdik. Bir arkadaşımız ikna etmeye giderdi. Ama o da istifa eder, giderdi. Sonuç itibariyle o hükümet, Çiller’e değil, Yılmaz’a verildi. Ogünkü iddialar. Bir kısmı tekrar seçilme, bir kısmı para aldığı, bunu görmedim, bir kısmının bakan olma iddiaları oldu basında” dedi.

“28 Şubat darbe midir” sorusuna ise Akşener, “Bu mahkeme o sürecin, 28 Şubatın darbe midir, değil midir cevabını arıyor. Sonuçta hakim karar verecek. Böyle yorum yapma imkanım yok. Ancak bu konuda en çok konuşan benim. 2002’ye kadar konuştum, sonra sustum. Asla darbedir demedim, BÇG için darbeye hazırlık için hiyerarşi dışında çalışan bir gruptur dedim. Özkasnak, bir televizyon programında ‘Post modern darbedir’ dedi” ifadesini kullandı.

Kendisine ulaşan belgelerin fotokopisini veya aslını alıp eve götürmediğini, dosyayı gördüğünü, aldığı belgeyi de başbakana sunduğunu belirten Akşener, belgenin Genelkurmay’ın hiyerarşisi dışında hazırlandığını söyledi.

Belgenin daha sonra hükümet tarafından medyayla paylaşıldığını, sürecin de kolay gelişmediğini kaydeden Akşener, “İşveren ve işçi örgütleri, işçi ve işveren sendikası aynı yerdeydi. İrtica gitsin. Hükümet buna hep dikkat etti. Dini bir motivasyon üzeriden tetik çekilirse önlem almak zor olur. Sayın Erbakan’la bunu konuştum. İrticanın tanımı konusunda biz birbirimizden farklıydık. Şimdi bir siyasal islam var” diye konuştu.

Daha sonra, sanık avukatlarından Erol Aras, avukat arkadaşının salondan çıkarılmasını eleştirmesi üzerine, Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar da “İlk kez bir avukatı duruşma salonundan çıkardığını” söyledi ve üzüntülerini dile getirdi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmanın öğleden sonraki bölümünde, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, mağdur sıfatıyla ifadesine devam etti, avukatların sorularını yanıtladı.

Bazı müştekilerin avukatı Hüsnü Tuna’nın, “Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir ile İsrail İstihbarat Başkanının Genelkurmay binasında görüşme yaptığı konusunda size intikal eden bir bilgi var mıydı” sorusuna Akşener, “Bu konularda bir bilgim yok ama 2003’te ABD düşünce kuruluşu JINSA’nın ‘REFAHYOL hükümetini biz bitirdik’ açıklaması vardı, hala tekzip edilmedi” dedi.

Tuna’nın “Susurluk Olayı, REFAHYOL hükümetini yıkmak için yapılmış olabilir mi” sorusuna Akşener, “Bu soruya cevap veremem, evet ya da hayır demem yanlış anlamlara yol açabilir” yanıtını verdi.

“BÇG tarafından hazırlanan ve valilerin gelmesi istenen brifinge valilerin gelmesini engellerken baskıya maruz kaldınız mı” diye soran Tuna’ya, Akşener: “Yağlı kazık üzerine kabinenin 4 kadın bakanı içerisinde sadece İçişleri Bakanına bu küfrü tehdit olarak algıladım. Ben sıradan bir kadın olsaydım yolda kocam, ağabeyim ya da oğlumla giderken bana böyle bir şey söylenseydi elbette onlar gerekeni yapacaktı ama bakan olduğum için yapabileceğim en büyük şeyi yaptım ve cumhurbaşkanına kadar gitti. Allah bana torun verirse ve torunum internete girdiğinde babaannesine küfür edildiğini öğrenecek” diye yanıt verdi.

“Bir daha da öyle zam görmediniz”

REFAHYOL hükümeti döneminde eski Genelkurmay başkanlarından emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın Necmettin Erbakan’ı arayarak asker maaşlarına zam yapılmasını isteyip istemediğinin sorulması üzerine Akşener, “Defaaten bir zam yapıldığını duydum ama aranılıp aranılmadığını bilmiyorum. Ben içişleri bakanıyken özellikle polislerin maaşlarının iyileştirilmesi için çalışmalar yaptırdım” diye konuştu. Akşener, bu sırada salondaki polislere dönüp gülerek “Bir daha da öyle zam görmediniz” dedi.

Reşat Petek’in avukatı Figen Şaştım’ın, “28 Şubat darbe midir değil midir” sorusu üzerine Akşener, “Evet darbedir ya da hayır değildir diyemem, burada kararı mahkeme verecek ama isterseniz dışarıda sorunuza cevap verebilirim. Ben ne biliyorsam vicdanen söylüyorum. Cevaplarıma her iki tarafından tepkisi farklı olacaktır ama karar mahkemenindir” diye konuştu.

Akşener, bir müşteki avukatının, “O dönemde Genelkurmaydan hesap sordunuz mu? Sormadıysanız, korktuğunuz için mi” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Çok güzel, bu soru harika. Genelkurmaydan hesap sormak, o günün şartlarında… Sormalıydık, sormadık. Korktuk mu bilmiyorum. Ben korkmadım ama ‘Rahmetli Hoca korktu’ diyorsanız, bunu reddederim. Çünkü çok nazik, kibar, düzgün bir insandı, nezaketle davranan bir insandı. Nezaketin istismarıyla ilgili davranış biçimleri olmuştur. Ama ben o gün nezaketi istismar eden tavırlardan ilgililerin pişman olduğunu düşünüyorum. Hiç nobran birisi değildi. Bugün benim de size korkma üzerine sorulacak çok sorularım olabilir ama sormuyorum. Sadece rahmetli hoca, partisinin bu ülkeyi yönetebilir olduğunu göstermeye çalışıyordu. Onun bu yanını dün istismar ettiler. Bugün de başka şekilde istismar ettiğini düşünüyorum, onun için de doğru bulmuyorum. Ayrıca çok cesur olduğunu iddia edenlerin de çok korkak olduğunu görmüş bir insanım. O dönemde 10 gün boyunca kocama selam veren olmadı, ağabeyimi gören yolunu çevirdi, 10 gün telefonum çalmadı. Cesur, cevval insanlar neredeymiş o zaman? Bir savcı çıkıp da bu yanlış demedi. Genelkurmaya emir kipiyle ‘Gel bakalım’, siz dersiniz inşallah.”

Psikolojik harekat bağlamında Tansu Çiller’in çıplak fotoğraflarının kullanımına ilişkin soru üzerine Akşener, şunları söyledi:

“Bu son derece çirkin, erkeklerin söylediği bir şey. Bir kere öyle bir şey olması mümkün değil. Bu ülkenin başbakanının, cumhurbaşkanının sağlığıyla ilgili şeylerinin devletin koruması altında olması lazım. Öyle bir fotoğrafın montaj olduğunu sonra ilgilileri söylemiştir. Bu tür fotoğraflar, şunlar, bunlar o dönemde son derece yaygındı. Ben o fotoğrafı gördüm. Montaj bir fotoğraftı. Bu, çok ahlaksız bir şeydi. Konunun sık sık gündeme getirilmesini de doğru bulmuyorum. Kadınlar bu konudan çok rahatsız oluyor. Erkekler için kolay. Empati yapın. O dönemde her yol mübah diyen ahlaksızlar olmuştur ama üzerinde çok konuşulmaya değmediğini düşünüyorum.”

Akşener, “İçişleri bakanı olarak anayasal düzeni değiştirecek irticai yapılanma görüyor muydunuz? Yoksa bu, hükümeti devirme bahanesi mi yapıldı” sorusunu yanıtlarken, “Askerlerle hükümet arasındaki en önemli fark, irticanın tanımıydı. O dönemde siyasi İslam kavramı da yoktu, sadece irtica söylenirdi. Bu kavram çok geniş ve soyuttu. Üniversitelerde başörtüsüyle okuyan kızlar, kamuda üniforma zorunluluğu olmayan yerlerde başını örten kadınlar, bunlar rejimi yıkar mıydı? Hayır, yok” yanıtını verdi.

Akşener, “Sağ siyasetçinin direncinin olmamasının arkasında rahmetli Menderes’in ipte asılı fotoğrafının etkisi olmuştur. O yüzden, yaklaşımı, suhuletle bu meseleyi çözeriz, şeklindedir. REFAHYOL hükümeti, dövüşerek değil ama suhuletle ülkeyi yönetmek için direndi” değerlendirmesinde bulundu.

“Onun darbe tecrübesi çok fazla”-

Müşteki avukatlarından İbrahim Öztürk’ün, aracına geçen yıllarda silahlı bir saldırı olduğunu hatırlatması üzerine Akşener, şunları belirtti:

“O ilginçtir. İstanbul valisi ve emniyet müdürünün bana verdiği bilgiye göre, o kurşun sarhoş kurşunmuş. Bu da benim kaderim. Gökyüzünden dönmüş dönmüş gelmiş. Bütün matematik kurallarını ihlal ederek. Sonuç olarak, devletin valisinin bana verdiği bilgiye elbette itibar ederim. 2012’de savcıya ifade vermek için gelirken yaşandı, bir gün önce.”

Akşener, Öztürk’ün “Daha önce hangi saiklerle bilmiyorum ama Demirel taraftı dediniz. Demirel, bütün olup bitenleri biliyor muydu” sorusu üzerine de “Dolayısıyla haberdar olmaması mümkün değil. Sayın Demirel, halkla ters düşmemeye çalışan biri. Ben öyle tanıyorum. Darbelerle çok fazla muhatap olmuş biri. Onun darbe tecrübesi çok fazla olduğu için onun algısı devreye girmiş olabilir” diye konuştu.

Öztürk’ün “ABD istemezse darbe yapılmaz diye bir beyanınız var. 28 Şubat dış mihraklarca kurgulanmış olabilir mi” sorusuna Akşener, “Valla bu dış mihraklar parmağının ucunda oynatıyor. Buna da artık hayır diyorum, yeterince bizi parmağında oynattılar” şeklinde cevap verdi.

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar, duruşmaya ara verdiğini bildirerek, salı günkü duruşmada eski bakanlardan Hasan Celal Güzel’in, Çarşamba günü ise eski Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın ifadesinin alınacağını söyledi.

Bu arada adliyeden ayrılırken basın mensuplarına açıklama yapan Akşener, “Mağdur olmadığımı, şikayetçi olmadığımı söyledim. Mahkemenin çağrısıyla geldim, ifade verdim, vatandaşlık görevimi yerine getirdim” dedi.

Muhabir: Barış Kılıç, Durmuş Koçak, Zafer Fatih Beyaz

Kalın: Yeni Türkiye’nin yolu köklerimizde

[Sabah]

1424087912888

Uluslararası Vuslat Derneği tarafından düzenlenen “Ufuktaki Yeni Türkiye” konulu konferansta konuşan Cumhurbaşkanı Sözcüsü Büyükelçi , “Derin köklerimizle bir medeniyet oluşturma ilişkisini doğru kurabildiğimiz zaman Yeni Türkiye’yi inşa etme imkanımız mutlaka olacak demektir” dedi.

Sivil toplum örgütü Uluslararası Vuslat Platformu tarafından İstanbul Üsküdar Nakkaştepe’de gerçekleştirilen ve açılışı Kur’an-ı Kerim’le yapılan program, Uluslararası Vuslat Derneği Başkanı Mimar Hamza Cebeci’nin hoş geldiniz konuşmasıyla başladı.

KÖKLERLE BAĞ YENİ SÜRECİ DOĞURDU

Cumhurbaşkanı Sözcüsü ve Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi , Yeni Türkiye’nin köken ve ufuk kavramları ekseninde sosyal ve irfani yansımaları üzerinden bir değerlendirmede bulundu. Türkiye’nin Cumhuriyet dönemi ile birlikte sathi bir modernleşmeye giriştiğini belirten Kalın, köklerimizden radikal kopuşun Türkiye’yi beklemeyen ve istenmeyen durumlarla karşı karşıya getirdiğini ifade etti.

Türkiye’nin, kökleri ile kurduğu bağ dolayısı ile Günümüzde yeni bir süreci yaşadığını vurgulayan Kalın, geleneksel ve modern değerlerle sentezlenen yeni muhayyilenin batı merkezci algıdan öte kendi öz değerlerine uygun bir biçimde inşa edilmesi gerektiğinin altını çizerek, Yeni Türkiye’nin irfan medeniyetine odaklanmasının önemine işaret etti.

AŞK-I İLAHİ OLMADAN AŞK-I İNSANİ EKSİK OLUR

Yeni Türkiye’nin ufku açısından özgün ve anlamlı bir hayat için; doğru tanımlanmış, temel hak ve hürriyetlerin garanti altına alındığı yeni bir yönetim sistemi ile bunun dayanağını teşkil eden sivil bir anayasanın gerekliliğini dile getiren Büyükelçi Kalın; ‘Büyüyen, güçlenen ve bölgesinde aktör olan Türkiye’nin, ancak aynı yürüyüşte müttefik olan erdemli insanların bir araya gelmesiyle mümkün olabileceğini’ belirtti.

Estetik, kültür, bilim, sanat, spor, insan ve uluslararası ilişkiler alanında Yeni Türkiye’nin hikmet ve idrak ile yoluna devam etmesi gerektiğini vurgulayan İbrahim Kalın; aşk-ı ilahi olmadan aşkı insaninin eksik olacağınının da altını çizdi.

KONFERANSI ÖNEMLİ İSİMLER TAKİP ETTİ

Konferansı izleyenler Arasında Prof. Dr. Alaattin Arpacı, Prof. Dr. Ali Ata, Prof. Dr. Faruk Şen, Prof. Dr. İlhan Kocaarslan, Prof. Dr. İsmail Koyuncu, Prof. Dr. Mahmut Ak, Prof. Dr. Nihat Temel, Prof. Dr. Recep Güloğlu, Prof. Dr. Talip Küçükcan, Prof.Dr. Muhammet Tekin,

Prof.Dr. Muharrem Tosun,Prof. Dr. Ali Köse, Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı, Prof. Dr. Erdoğan Gürman, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Sakarya Hendek Belediye Başkanı Ali İnci,Yalova Milletvekili Temel Coşkun, Sivas Milletvekili Ali Turan ,Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz, Emekli Yargıtay Yönetim Kurulu Üyesi – Türkiye Adalet Akademisi Eski Başkanı kamil Acar , Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, Emekli Savcı Hasan Şahin, İşadamı Bekir Cansu, Gazeteci-Yazar Sibel Eraslan, Gazeteci Yazar Ekrem Kızıltaş, Gazeteci Yazar Arif Altunbaş, Endüstri Mühendisi Şener Sancar, Avrupa Ralli Bayan Pilotu Burcu Çetinkaya, Uluslararası Vuslat Derneği Avrupa Temsilcisi Makine Mühendisi Erdoğan Karadeniz ve Almanya İşadamı Leanardo Group Ceo’su Ali Erdoğan, SETA Ekonomi Direktörü Doç. Dr. Sadık Günay gibi Türkiye’nin ve Avrupa’nın farklı bölgelerinden davet edilen 400 kişilik bilim insanı, işadamı ve bürokratlardan oluşan seçkin bir topluluk bulunuyordu.

Konferans katılımcılara verilen hediyelerin ardından Kuran-ı Kerim’in okunması ile tamamlanmıştır.

Uluslararası Vuslat Derneği:

2010 yılında, ülkemiz ve Avrupa Ülkeleri başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerinden, aynı gaye ve manevi değerler etrafında fikir ve gönül birliği olan insanlar tarafından kurulan Uluslararası Vuslat Derneği, ülkemizin kalkınma ve güçlenme hareketi sonucu başlayan yeni sürece destek vermeyi amaçlayan bir Sivil Toplum Kuruluşudur.

Yeni Türkiye yolunda atılan adımlarla devletimiz, Milli birlik ve kardeşlik inancı ile ülke içi kenetlenmeyi sağlamağa gayret etmekte olan Uluslararası Vuslat Derneği, sivil toplum kuruluşları ve özel girişimcilerin çabalarıyla gerçekleşen faaliyetleri ile yurtiçi ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza seslenmeyi amaçlayan bir dizi çalışma yürütmektedir.

 

Akşener: Adını ağzıma almaktan utandığım general

[Haber7]

28 Şubat Davası’nın 73. duruşmasında Meral Akşener ile Şevket Kazan mağdur sıfatıyla ifade verdi.

aksener_adinin_agzima_almaktan_utandigim_general_1424080834_9472

Dönemin Genelkurmay Başkanı ve askeri yetkilileri hakkında soruşturma açılmasından sonra davaya müşteki sıfatı ile müdahil olan 28 Şubat 1997 sürecinde Yozgat Cumhuriyet Başsavcısı Haber7.com yazarı Reşat Petek de ifade sırasında iki ismin söylediklerini an be an sosyal medya hesabından paylaştı.

İşte Petek’in paylaştıkları;

1- 28 ŞUBAT DURUŞMASI BAŞLADI. SANIKLAR KENDİLERİNE AYRILAN YERE OTURMAK İSTEMİYOR.MAHKEME BAŞKANININ İKAZINA  9 SANIK UYDU.

2- MÜŞTEKİLERE YER KALMAMASI İÇİN SANIKLAR KENDİ YERLERİNE GEÇMEMEKTE ISRAR EDİYOR.

3- MERAL AKŞENER MAĞDUR SIFATIYLA İFADEYE BAŞLADI.AVUKATI ŞİKAYETÇİ OLMADIKLARINI MAĞDUR OLDUKLARINI SÖYLEDİ

4- NEDEN ŞİKAYETÇİ OLMADIĞINI SORACAĞIZ

5- MERAL AKŞENER: İÇİŞLERİ BAKANI OLARAK BAKANLIK ÖNÜNDE YAĞLI KAZIĞA OTURTURUZ DİYEREK ADINI AĞZIMA ALMAYA UTANDIĞIM BİR GENERAL SÖYLEMİŞ

6- M.AKŞENER: BU EDEP DIŞI TEHDİT VE HAKARET BANA DEĞİL T.C.HÜKÜMETİNE YAPILMIŞ BİR TEHDİTTİ.ÇOK ÜZÜLDÜM AMA KİŞİSEL OLARAK ALGILAMADIM

7- AKŞENER:ÇOK İNSAN MAĞDUR EDİLDİ.BEN ONLARIN YANINDA KENDİMİ MAĞDUR SAYMIYORUM.AMA GÖRÜŞLERİMİ İFADE EDİYORUM.

8- SİZ SİLAHLI TEHDİT ALDINIZ MI SORUSUNA AKŞENER:TANKLAR YOLUNU ŞAŞIRMIŞ SİNCANDA YÜRÜTÜLDÜ.TANK SİLAH DEĞİL Mİ ?

9- AKŞENER:SAYIN BAŞBAKANA SÖVÜLDÜ.BU TEHDİT DEĞİL Mİ?

10- AKŞENER: 54.HÜKÜMET İŞSİZLİKTEN Mİ, ŞEHİTLERİN GELMESİNDEN Mİ, EKONOMİNİN KÖTÜ GİTMESİNDEN Mİ GİTTİ DİYE SORUYORUM

11- AKŞENER: MESUT YILMAZ’IN İLK BEYANI ‘KÖKTENDİNCİ UNSURLARLA MÜCADELEDE TSK KADAR HASSASIZ’ DİYEREK GETİRİLİŞ AMACINI AÇIKLADI

12- Akşener: BÇG İLLEGAL KURULMUŞ BİR YAPIDIR.MESUT YILMAZ ZAMANINDA BAŞBAKANLIK TAKİP KURULUNA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

13- 28 ŞUBATIN MAĞDURU MİLLETİMİZDİR.BU NEDENLE KENDİMİ MAĞDUR SAYMIYORUM VE ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM DEDİM

14-  Akşener: 282 MİLLETVEKİLİ İMZLAYARAK ÇİLLER BAŞBAKANLIĞINDA KURULACAK HÜKÜMETE GÜVENOYU VERECEĞİMİZİ KAMUOYUNA VE DEMİRELE İLETTİK.

15- AKŞENER: BEN BÇG DARBEYE HAZIRLIK YAPAN İLLEGAL OLUŞUM DEDİM AMA SN ÖZKASNAK POSTMODERN DARBEDİR DEDİ.TAKDİR MAHKEMENİN

16- AKŞENER:ORAKOĞLUNUN BANA GETİRDİĞİ BELGELER İLLEGAL BİR YAPILANMA OLDUĞUNU GÖSTERİYORDU

Haber7

5GDsY_1424081568_9645

Yüksek yargıda başkan değişimi

[Haber7]

haber7

Salı günü yüksek yargıda değişim günüydü. Aynı gün Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay başkanları değişti.

AYM Başkanı Haşim Kılıç ve Yargıtay Başkanı Ali Alkan yaş haddinden emekliye ayrılınca, her iki mahkemede yeni başkanlarını belirlemek için seçim yapıldı.

17 Üyeli AYM’de 2 aday  yarıştı. Zühtü Arslan, 11 üyenin oyu ile yeni başkan seçilirken, diğer aday 6 oy aldı.

Yargıtay’da ise aday sayısı fazlaydı. 5 adayın katıldığı seçimlerde 516 üye oy kullandı. 280 oy alan İsmail Rüştü Cirit, Yargıtay’ın yeni başkanı seçilirken, diğer adaylardan Ertosun 98, Gökçen 55, Altınok 36, Ekmekçi 13 oy aldı.

Yeni Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit ve AYM yeni Başkanı Zühtü Arslan’a hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

Emekliye ayrılan sayın Haşim Kılıç 1990 yılında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanmış, 1999 yılında Başkanvekilliğine, 2007 yılında da AYM başkanlığına seçilmişti.

Refah Partisi ve fazilet Partisinin kapatma davalarında, çoğunluk görüşüne uymayarak kapatmaya karşı oy kullanan sayın Haşim Kılıç, 367 kararına da tepki göstermiş, ülkede kaosa neden olur uyarısında bulunmuştu. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğü getiren Anayasanın 10 ve 42.madde değişikliklerinde de, anayasa değişikliklerinin esastan incelenemeyeceği gerekçesiyle, iptal kararına muhalif kalmıştı. Ak Parti hakkında açılan kapatma davasında kapatılmaması yönünde oy kullanmış, 2010 referandumuyla yapılan değişiklikte de Anayasa değişikliğinin esastan incelenemeyeceği görüşünü savunmuştu. 2014 yılında AYM’nin kuruluş yıldönümü töreninde yaptığı konuşmada kullandığı üslup ciddi eleştirilere sebep olmuş, iç hukuk yolları tüketilmeden verilen twitter kararını savunması, arkasından yüzde on seçim barajının düşürülmesiyle ilgili bireysel başvuruyu yetkisinde olmamasına rağmen genel kurul gündemine almasıyla eleştirilerin odağına yerleşmiş, paralel yapıya destek olarak algılanan açıklamalarından sonra ‘bu değişim niye’ değerlendirmelerinin konusu olmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kutlamaya gitmemesi de olumsuz davranış olarak karnesine işlendi.

Özetlemeye çalıştığımız olumlu mazisine rağmen son bir yıldaki tutumuyla hafızalarda farklı bir Haşim Kılıç algısı oluşturan emekli AYM başkanı, emeklilikten sonra konuşacağını, hakkında söylenenlere o zaman cevap vereceğini söylediğine göre önümüzdeki günlerde, merak edilen konulara açıklık getirmesi beklenebilir.

Yeni Başkan Zühtü Arslan’ın özgeçmişiyle ilgili bilgiler yayımlandı. Özellikle 2010 Anayasa değişikliği sürecinde, yeni sivil anayasa özlemini dile getiren, darbelere ve darbe anayasalarına karşı hukuki eleştiriler getiren bir isim olarak tanındı. Başkanlığı dönemindeki icraatları söylemleriyle örtüştüğü oranda başarılı olacağı söylenebilir.

Yargıtay Başkanlığına seçilen sayın İsmail Rüştü Cirit 1978’lerden itibaren yargının içinde. Değişik yerlerde hakimlik yaptıktan sonra Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi başkanı iken 2007 yılında Yargıtay üyeliğine seçilmişti. 13. Ceza Dairesi başkanlığı yapan İsmail Rüştü Cirit bey, gerek hakimliği, gerek Yargıtay üyeliğinde, adil kararları, tarafsızlığı, meslektaşlarıyla olan diyaloğu, görevindeki başarısı, herkesi kucaklayan samimi tavırlarıyla arkadaşları arasında sevilen sayılan bir kişiliğe sahip. Seçimlerde bu kişiliğinin ödülü 280 oy alarak başkanlığa seçilmesi oldu.

Sayın İsmail Rüştü Cirit’in Yargıtay Başkanlığına seçilmesi, yargı camiasında olumlu bir hava estirdi. Yargının itibar kaybettiği, yargıya duyulan güvenin oldukça azaldığı, yargı makamlarını araç olarak kullanıp darbe girişimlerine alet edildiği bir dönemde, yeni bir umut oldu diyebiliriz. Bu olumlu hava taşların yerli yerine oturmasına, kutuplaşmanın yerini normalleşmeye bırakmasına katkıda bulunabilir diye düşünüyorum.

Aynı günde iki yüksek mahkemenin başkanlarının ilk turda seçilmesinde gösterilen birlik ve beraberliğin, hem yüksek yargıya, hem ilk derece mahkemelerine yansıyarak, tarafsız, hakka, hukuka saygılı hakimlerle  adaleti sağlamaya vesile olmasını temenni ediyorum.

Reşat Petek /Haber7

www.resatpetek.net

resatpetek@resatpetekhukuk.com

 

Yüksek Yargı’da yeni dönem

[HukukAjansı]

Anayasa Mahkemesi yeni Başkanı Zühtü Arslan oldu. Yargıtay Başkanlığı’na da İsmail Rüştü Cirit seçildi. Yüksek Yargıdaki bu çok önemli değişimleri Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat PETEK ve Avukat Rıza SAKA, Hukuk Ajansı’na değerlendirdi.

aym_ve_yargitaya_yeni_baskanlar_h6414

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek; Yüksek Yargıdaki seçim gününü değerlendirdi. AnayasaMahkemesi ve Yargıtay’a seçilen yeni başkanların yeni dönemde yargıya büyük etki ve katkıları olacağını ifade etti.

İşte Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek’in Hukuk Ajansı’na verdiği o demeç…


“Objektif, hukuka saygılı”

Hem Anayasa Mahkemesi Başkanı değişti, hem de Yargıtay yeni başkanını seçti. Yargıtay da yeni bir dönem başlıyor. Yargıtay başkanlarının temsili bir görevi var. Yargıtay Başkanı, dosya çözmede karar veren bir mevki değil ama başkanının seçimle gelmiş olması, demokratik bir sistemle ve ilk turda seçilmiş olması, hukuki uygulamaların yerine oturduğu, taşların yerine oturduğu güzel bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Ayrıca Yargıtay Başkanlığına seçilen İsmail Rüştü Cirit, hakikaten mesleğin ilk kademelerinden, ilk derece mahkemelerinden itibaren çok başarılı görev yapmış; yargı camiası içerisinde de saygın bir yeri olan, iyi tanınan, herkesle münasebetlerinde objektif, hukuka saygılı ve insani ahlakı değerleri öne çıkaran değerli bir hukukçu… Kendisini bu şekilde tanıyoruz. Dolayısıyla Yargıtay Başkanlığına gelmesi, sanıyorum hukuk camiasında da olumlu karşılanmıştır. Çünkü orada yargıyı bir araç kullanmak değil, hukukun üstünlüğünü temin eden saygın bir müessese olarak devamını sağlayacak önemli bir temsil görevini ifa edeceğini düşünüyorum. Kendisine hayırlı olsun diyoruz.

“İyi bir Anayasa Hukukçusu”
Anayasa Mahkemesi Başkanı seçilen Zühtü Arslan’ı da tebrik ediyoruz. İyi bir anayasa hukukçusu… Daha önce bu konuda makaleleri, açıklamaları, 2010 Anayasa Referandum sürecindeki olumlu katkıları kamuoyu tarafından biliniyor. Zühtü bey, bir süredir de zaten Anayasa Mahkemesi üyelik görevini sürdürüyordu. 11 oy ile 17 üyeli bir Anayasa Mahkemesi’nde sadece çoğunluk olarak görülecek değil, gerçekten aldığı oy da kendisine olan güveni gösteriyor. Bu bakımdan da son derece önemli.

“Haşim Kılıç’ın son bir yıldaki karar ve söylemleri tepki çekti”
Tabi bu vesileyle şunu ifade edeyim, aktif görev süresi sona eren Haşim Kılıç için de birkaç şey söylemek gerekirse, Haşim Kılıç bey de çok uzun süre Anayasa Mahkemesi üyeliği ve başkanlığını yaptı. Gerçekten Anayasa Mahkemesi’nin  hep tartışmalı olan pek çok hukuksuz anayasa ve kuruluş kanununa da aykırı kararları karsısında önemli muhalefet şerhleriyle de tanınmış bir mahkeme üyesi ve başkanı. Son zamanlarda özellikle twitter kararı veyahut % 10 barajıyla ilgili konumun gündeme alınması gibi davalar ve Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde yaptığı açıklamalarla biraz kamuoyunda tepkiler aldı. Önceki kimliği ve kişiliği, uygulamalarıyla uyuşmayacak açıklamalardı. Siyasilere adeta talimat veren, fırçalayan, azarlayan konuşmaları kamuoyunda tepki toplamıştı. Giderayak son Cumhurbaşkanlığı ‘erklerin buluşması’ toplantısında yaptığı açıklama, devlet adamlarına daha uygun bir açıklamaydı. Bunları şu bakımdan söylüyorum. Artıları ve eksileriyle, olumlu ve olumsuz taraflarıyla birlikte anmak lazım gidenleri de. Haşim Kılıç bey de son zamanlarda teşekkür edilmesi gereken güzel görevler ifa etti. Son bir yılında tartışılacak konuşmaları ve kararları oldu.

“Çözüm Yeni, Sivil bir Anayasa”

Kurumlar, insanlara bağlı değildir. Şimdi yeni başkan seçildi. Anayasa Mahkemesi’ni esasen, tamamen kurum olarak da tartışılması gereken yapısının yeniden dizaynı konusunda Yeni, Sivil Anayasa da gündeme getirilmesi gereken bir kurum. Fakat AK Parti iktidarında yapılan anayasa değişikliği ile bireysel başvuru yolunun açılması sonucunda Anayasa Mahkemesi, hak ihlalleriniönleyici önemli kararlara da imza attı. Bunun da altının çizilmesi gerekir. Yeni başkanlık döneminde de temennimiz Anayasa Mahkemesi’nin kanun koruyucu gibi hareket ederek anayasayı ve kuralları çiğneyici değil, hukukun üstünlüğünü koruyan kollayan bir kurum olarak görevine devam etmesi. Yeni Sivil Anayasada da Anayasa Mahkemesi durum ve statüsünün de yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

“YARGIDA YENİ BİR YAPILANMA SÜRECİ VAR”
Yüksek yargıdaki yeni dönemi Hukuk Ajansı’na değerlendiren Avukat Rıza Saka da yeni bir dönemin başladığına işaret etti.
Avukat Rıza Saka, “Artık bir seçim yapıldı, hayırlı olsun. Belirsiz bir tarihe ertelenmişti, neyse ki bu belirsiz tarih kısa bir zaman içerisinde belirlenmiş oldu. Yargı dünyamızda yeni bir yapılanma süreci var. HSYK’nın bu yeni oluşumundan sonra, yargının da özellikle bu üst tavan kısmında yönetim, yüksek mahkemeler bölümünde de HSYK’nın yapılanmasında paralel birlikteliğin, farklı görüşlerin bir arada, belli konularda da uzlaşabildiği yeni bir dönem başladığına hep işaret etmiştim. Aslında o dönemin de sonuçlarını görüyoruz.” dedi.
Avukat Rıza Saka, Yargıtay’a seçilen yeni Başkan İsmail Rüştü Cirit’in başkanlığıyla ilgili de şu ifadeleri kullandı. Saka, “Öncelikle çok sevindim, benim hem Kadıköy Adliye Ceza Mahkemesi Hakimi iken gerekse, Üsküdar’da Ağır Ceza Mahkemesi başkanı iken takip ettiğim tanıdığım kişiliğiyle ön plana çıkmış birisi Yargıtay Başkanı seçildi, kendisini tebrik ediyorum, hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

“Bundan sonra Yargıtay, eski Yargıtay olmaz”
Yargıtayımız için yeni dönem başlamıştır diyebiliriz. Çünkü İsmail Rüştü Cirit bey benim tanıdığım kadarıyla gerçekten ciddi bir yerde fark yaratacak, farklı uygulamalara imza atacak birisi. Bundan sonraki Yargıtay, eski Yargıtay olmaz. Daha hızlı çalışan, daha nitelikli iş üreten, gerçekten Yüksek Mahkeme niteliğini tam anlamıyla ortaya koyan bir yüksek mahkemeyle karşı karşıya kalacağımızı düşünüyorum. Bu nedenle İsmail Rüştü beyin, Yargıtay Başkanlığı’na seçilmesine çok mutlu oldum. İnşallah hayırlı kararlara imza atılır.
Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi Başkanı için de söylemiştik. Bugüne kadar söyledeğim bir husus vardı. Yeni HSYK, aslında ülkemizde hukuka bir nefes aldırdı. Bu nedenle görüyoruz ki bir normalleşme söz konusu. Artık insanlar farklı görüşlerden olsalar da bir araya gelip, ortak bir aday belirleyerek bir noktada buluşmuş olmaları hukuk dünyası açısından da sevindirici bir gelişme. Yeni HSYK sisteminin her alanda yüksek mahkemelerde yansımasını şimdi görmekteyiz. Umarım hukuk dünyamız bundan sonra tartışmalı kararlar, tartışmalı operasyonlar yerine, yüksek mahkemenin hukuk dünyasına katkıları ile anılır hale gelir.”

Meryem KARADAĞ/HUKUK AJANSI

Söz Bitmeden – Hüseyin Avni COŞ – Reşat PETEK – Kemal GÜMÜŞ – 5 Şubat 2015

Ülke TV’de Elif Çakır’ın hazırlayıp sunduğu Söz Bitmeden’de bu bölüm ‘MİT tırları’ konuşuldu. Programda, geçen yıl Adana’da durdurulan ve büyük bir krize neden olan tırlarla ilgili o gün yaşananları, dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş anlattı. ‘‘TIR’ların durdurulduğu gün neler yaşandı? İhanet şebekesinin hedefinde kim vardı? İhbarı kim yaptı? TIR’lar nereye gidiyordu?’’ gibi sorular olayın bizzat tanıkları tarafından cevaplandı. Dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş ve Gazeteci Kemal Gümüş, Adana’da durdurulan MİT tırlarının perde arkasını bugün Ülke TV’de anlattı.