Kazaya rızâ esbâba tevessüle mâni değildir

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Yazımın başlığı kaza ve kader mevzuu işlenirken İmam-hatip Okulunda ezberlediğim bir cümle.

Çok tartışmalı olan kaza ve kader mevzuunda, zihinlerdeki  dalgaları durduran, huzura sükuna kavuşturan bir kuralın özet ifadesi.

Anlamı kısaca şu: Kadere iman, kazaya rıza göstermek, kaderinde var olan, ancak senin bilmediğin olayların gelecekte meydana gelmemesi için tedbirler almaya engel değildir.

Hiç kimse yarın neler olacağı konusunda kesin bilgi sahibi olmadığına göre, benim kaderimde asansör kazasında ölmek var kaderim böyle yazılmış diyerek asansör boşluğuna atlamaz. Atladığı takdirde din buna cevaz vermediği gibi hukuken de bu eylemin adı kaza değil intihar olur.

İnşaatta çalışan bazı işçilerin kaderinde iş kazasında yaralanmak da ölmek de vardır, tedbir alınsa da her iş yerinde kaza olur mantığıyla dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemek hukuken affedilecek bir durum değildir, suçtur. Hele sonuç bir cana, canlara mal oluyorsa, sonuç ölüm ise asla müsamaha ile karşılanmaması gereken ağır bir suçtur.

Sözü getireceğim yeri anladınız. Hepimizin yüreğini yakan 10 işçinin ölümüyle sonuçlanan Şişli’deki asansör faciası.

Soma faciasından sonra arka arkaya şahit olduğumuz her kazada, ‘kaza değil cinayet’ tepkileri bir kaç gün devam ediyor, zamanla tepkiler azalıp olay unutuluyor. Yeni bir kaza haberine kadar,

Trafik kazalarından işyeri kazalarına kadar özellikle ağır yaralanma ve ölümle sonuçlanan kazaların önlenmesi için yasal tedbirlerin alınmadığını söyleyemeyiz. Kanunlarımızda ‘taksirle öldürme’ suçu olarak tanımlanan bu suçların işlenmesi halinde sorumluları hakkında kimsenin şikayetine gerek olmaksızın Cumhuriyet Savcılarınca doğrudan soruşturma yapılıp kamu davası açılır. Ama sonuçta genellikle uygulayıcıların takdir hakkı ile, basit para cezaları veya ertelenmiş cezalarla sonuçlanır.

2012 yılı haziran ayında kabul edilen İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu dünya standartlarına uygun bir yasa olarak kabul edilmesine rağmen uygulamadan kaynaklanan sorunlar devam ettiği için, kazalar minimize edilebilmiş değil.

İş kazalarını önlemede sorumluların cezalandırılması gidenleri geri getirmiyor ama cezaların caydırıcı olması yeni tedbirlerin alınması ve alınan tedbirlerin uygulanmasında son derece önemli unsurlardan biri.

Bu nedenle hukuki uygulamalar yönünden problemin sağlıklı değerlendirilmesi icap ediyor.

Ceza hukuku uygulamasında bu tür olaylar genel çerçevede ‘taksirle ölüme neden olmak’ eski kanuni deyimi ile ‘dikkatsizlik ve tedbirsizlikle ölüme sebebiyet vermek’olarak adlandırılıyor. Ama her somut olayın nitelemesi aynı değil.

Olayın şartları, sebepleri, oluş şekli, olay yeri, alınan ve alınmayan tedbirler, denetim, kontrol yapılıp yapılmadığı gibi çok yönlü olarak değerlendirilip, kaza deyip geçmeden, olayın kast, olası kast, taksir, bilinçli taksir oluşturup oluşturmayacağı yönleriyle değerlendirilmesi elzemdir.

Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi kast olarak tanımlandığına göre, kaza sonucu ölüm olaylarını doğrudan cinayet, yani kasten öldürme olarak nitelemek doğru olmaz. Ancak gerekli tedbirler alınmadığı takdirde ölümün gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, alınması gerekli önlemler tamamen alınmadan elverişsiz araç ve gereçlerle işçilerin çalıştırılmaya devam edilmesi olası kastoluşturur.

Genel KAST ile OLASI KAST arasındaki fark;

suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi KAST,

suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen gerçekleştirilmesi OLASI KAST oluşturur.

Yazının devamı

İnsanlığın geleceği bu kurumlara emanet edilemez

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Birkaç devletin çıkarlarına hizmet eden BM, insanlığın kendisinden beklediği barış ve huzur fonksiyonunu icra edemez hale gelmiştir.

Avrasya Hukuk Kurultayı vesilesiyle üç gündür (İUS) Uluslararası Saraybosna Üniversitesindeyiz. 14 ülkeden 200 hukukçu ve akademisyenin katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumun proje sahipleri, Anayasa Hukukçuları Derneği, Hukukçular Derneği, Uluslararası Hukukçular Birliği gibi hukuk dernekleri. Adalet Bakanlığı ve Eskişehir Valiliğinin de destek verdiği projeye İUS, İstanbul, Anadolu ve Karatay Üniversiteleri de katkıda bulunmuş.

Avrasya Ülkelerinde insan hakları ihlalleri konulu sempozyumda Türkiye, Filistin, Mısır, Irak, Libya, Bengladeş, Somali, Pakistan, sudan, Nijerya, BAE, Doğu Türkistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Sudan, Nijerya, Filipinler ve Suriye’li hukukçu ve akademisyenler tebliğler sundular.

Uluslararası Saraybosna Üniversitesinin ev sahipliğinde Rektör Prof. Dr. Yücel Oğurlu’nun da bir konuşma yaptığı sempozyumda İslam Dünyasında yaşanan hukuki sorunlar da masaya yatırıldı. Kurultay, sempozyum ve ülkeler çalıştayının ardından sonuç bildirgesi  yayınlanarak sona erdi.

Çok değerli tebliğlerin sunulduğu Kurultayın sonuç bildirgesini siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum:

“Günümüz dünyasında kitle imha silahları üretilmiş ve maalesef insanlara karşı kullanılmıştır. Son yüzyılda savaşlarda ölen insanların sayısı milyonlarla ifade edilmektedir. Bunların büyük bir çoğunluğu siviller, yaşlılar, kadınlar ve çocuklardır. İnsanlık, tarihinin hiçbir döneminde kendi neslini bu kadar imhaya kalkışmamıştır. İnsanla beraber, yaşadığımız çevre de acımasızca tahrip edilmektedir. Bu vahim gidişe son verecek adımların atılması zarureti ortadadır. Kitle imha silahlarının yok edilmesi konusunda çifte standart terk edilmelidir.

İnsanlığın yaşadığı bunca acı tecrübeden sonra 21. yüzyılda,  savaş ve şiddetin ortadan kaldırılması, insan hakları ihlallerinin önlenmesi, barış ve esenlik içinde yaşamanın temin edilmesi, adil, güçlü, müeyyideler uygulayabilen uluslar arası mekanizmaların kurulması ve işletilmesi gerekirdi.

Yazının devamı

Sayın Haşim Kılıç’tan cevap bekleyen sorular

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Adli Yıl Açılış kokteylinde, gazetecilerin soruları zerine AYM Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklamaları üzerinde durmaya değer. Ne diyor Sayın Haşim Kılıç önce ona bakalım.

“Hiçbir akıl sahibinin devletin dışında bir yapılanmayı kabul etmesi düşünülemez. Ancak bunun için mutlaka ortaya belgenin ve bilginin konması lazım.”

Sayın Kılıç’ın bu değerlendirmesine hiç bir itirazım yok. Hukuk devletinde Anayasa devletin ana omurgasını belirler. Kanunlar da, Anayasaya uygun olarak devlet organlarının işlevlerini, yetki ve sorumluluklarını belirler. Devletin hiyerarşik bir yapısı vardır. Hukuk kuralları arasında normlar hiyerarşisi dediğimiz sistemle izah edilen astlık üstlük ilişkisi olduğu gibi, devletin mekanizmaları ve kamu görevlileri arasında da hiyerarşik bir yapı vardır. Devlet bu yapılanmanın ve hiyerarşinin dışında paralel bir yapılanmayı kabul etmez.

Seçilmiş iktidarların tam anlamda muktedir olmasına engel olan derin devlet yapılanmaları ülkemiz için en önemli problem olmuştur. Yakın zamana kadar bu derin yapılanma askeri kullanarak demokrasi üzerinde vesayet oluşturmuştur. Genellikle medya, sermaye, üniversiteler ve yargı askeri vesayete destek vermiştir. Askeri vesayet sürecinin “belge ve bilgi”leri darbeler, muhtıralar ve son dönemde yapılan yargılamalar yargı ve devletin diğer arşivlerinde mevcuttur. Bunların varlığı bugün itibariyle tartışma konusu da değildir.

Bugün için tartışma konusu olan, Fethullah Gülen liderliğinde “Hizmet Hareketi” olarak tanıtılıp samimi Müslümanları istismar eden bir grubun, yıllardan beri yargı, emniyet, askeriye başta olmak üzere kamuda kadrolaşmaları, 2011 yılına kadar büyük bir gizlilik içinde, takiyye yapmak suretiyle kendilerini açık etmemeyi başararak, askeri vesayetin yerini dolduracak paralel bir yapılanma olup olmadığıdır.

Devletin paralel yapıyla mücadelesinde adli soruşturmalar ve idari işlemlerin devam ettiği bir süreçte AYM Başkanı Kılıç, göreviyle, konumuyla asla bağdaşmayan ikinci cümlesini söylüyor;

“Belge ve bilgi olmadan insanlar itham edilerek çok ciddi yanlışlar yapılıyor. Hem kendi kurumum hem diğer kurumlar için söylüyorum imzasız, bir yığın dilekçe geliyor, ‘şu şucu, bu bucu’ diye. Fişlemeler yapılıyor.”

Sayın Kılıç’ın bu değerlendirmesine katılmıyorum ve itirazım var.

Haşim Kılıç, AYM üyesi ve Başkanı olarak, çoğu zaman yalnız da kalsa da Anayasa  Mahkemesinde milletin lehine önemli kararlara imza atmış bir isim. Parti kapatma davalarından, Anayasa değişikliklerinin esastan incelenmesi kararları karşısında takındığı tavır gerçekten takdire şayandır. Kimileri, eleştirecek başka bir husus bulamadıkları için ‘zaten hakim kökenli değil, başka ne beklenir’ diyerek aşağılamaya kalktıklarında, bugün yanlış yapmakla suçladığı AK Parti camiası kendisine sahip çıkmıştır. Elbette sahip çıkılmayı hakkettiği için.

Meslek olarak hakim sınıfından gelmese de, en uzun süre AYM üyeliği yaparak, 4 yıllık hukuk tahsilini aratmayacak bilgi ve tecrübeye sahip, yargı süreçlerini çok iyi değerlendirebilen bir yüksek yargıç olarak, “Belge ve bilgi olmadan insanlar itham edilerek çok ciddi yanlışlar yapılıyor” sözlerini nasıl kullanabilmiştir, sorgulanmaya muhtaçtır.

Cevap bekleyen sorular

Bu noktada samimiyetle cevap vermesini beklediğim bazı sorular yöneltmek istiyorum:

Tarihe 7 Şubat MİT Krizi olarak geçen olayda, MİT mensupları hakkında Başbakan’ın izni olmadan soruşturma yapılamayacağına dair yasal düzenlemeye rağmen, MİT Müsteşarı hakkında yakalama kararı verilmesi hukuk dışı bir yapılanmanın bilgi ve belgesi değil midir?

Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığına atanması üzerine İsrail yetkililerinin ‘İrancı’ suçlamalarına paralel, uydurma ‘Selam-Tevhit Örgütü’ soruşturması başlatılması tesadüf müdür?

‘Selam-Tevhit Örgütü’ soruşturmasında K.Y. isimli bir bayanın ifadesinde yer alan, Emin kod adıyla tanıdığı Hakan Fidan’ın İran ajanlarıyla toplantılara katıldığı yolundaki beyanların doğru olmadığını, uydurma olduğunu, İstanbul Cumhuriyet Savcısı İrfan Fidan’a beyan etmesi ve yapılan soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, bu soruşturmayı kanunlara aykırı biçimde yürüten paralel bir yapılanma olduğunun belgesi değil midir?

Yazının devamı

“Paralel Yapı HSYK seçimlerini kaybedecek”

[Haber7]

12 Ekim’deki HSYK seçimleri Türkiye açısından büyük önem arz ediyor.

erdoganin_sitem_ettigi_kurulu_kimse_yargilayamiyor13883013800_h1110666

Serkan Üstüner’in haberi…

Önümüzde HSYK seçimleri var ve yakın zamana kadar Sayın Cumhurbaşkanı’nın burada ideolojik bir kamplaşmaya gidildiğinin, önüne geçilmesi gerektiğinin ve çeşitli grupların tek bir adayla hükümete karşı hareket edeceğini iddia ediliyor. HSYK seçimleri Türk Hukuk sistemi açısından özellikle bu süreçte önemli. İki önemli hukukçuya HSYK seçimlerinin nasıl olacağı sorusunu yönelttik. Prof. Ersan Şen “HSYK’nın içinde hiçbir yapının olmaması gerektiğini söylerken Reşat Petek ise HSYK içindeki paralel örgütün 12 Ekim’deki seçimleri kaybedeceğini ifade etti.

Prof. Dr. Ersan Şen:

Bir defa, dediğim bir nokta açığa çıktı. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği sonrası da HSYK bakımından pek hayırlı olmadı. Yani anayasayı, kanunu değiştirmek, iyileştirmek yalnız başına yeterli değilmiş. Mesele insan. Dolayısı ile burada Hakim ve Savcılar, yeni kurul üyelerini seçecekler. Yapmaları gereken, benim önerim, hukukçu olarak öneride bulunabilirim, bu seçimde oy kullanacak değilim, 2010 yılından sonra oluşturulan HSYK’nın yapısını önlerine koyacaklar, gözlerini kapatacaklar bir anlamda ve düşünecekler.

BU HSYK HUKUKA NE KAZANDIRDI?

HSYK olarak anayasada öngörülen yetkileri isabetli, doğru, hakkı ile kullanıp kullanmadıklarını bir hesap edecekler, ona göre yargı bağımsızlığını, tarafsızlığını, devleti, milleti, adaleti gözeten, kendi özlük haklarını gözetip koruyan HSYK’nın yeni üyelerini seçecekler. Yani önce defter kitap hesaplarını yapacaklar. Bu HSYK 2010 yılından 2014’e kadar ne getirdi? Hukuka aykırılıkların bertaraf edilmesi, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri döneminde ortaya çıkan arızaların takibi, hakim ve savcılarla ilgili denetlemelerin ne kadar eşit yapılabildiği, hak eden hakim ve savcıların hakikaten istedikleri yerlere gelip gelmemede ne yaptıklarının önce hakim ve savcılar bir hesabını yapmalı ve ona göre yeni üyelerini seçmeli HSYK. Çünkü ortada 2 sorun var. 1. Sorun, (hükümet demiyorum) Türkiye’de yaşayan bir grup diyor ki burada bir paralel yapılanma var.

“BU DEVLET DIŞI BİR YAPILANMADIR”        

Ben bunu hukukçu olarak kullanamam ama iddiayı söylüyorum size bu paralel yapılanma devlet dışı bir yapılanmadır. Her yerde vardır. Bunların yargı içinden de temizlenmesi lazım. Başka türlü biz yargı bağımsızlığını tarafsızlığını sağlayamayız. Eşit, iyi, dürüst yargılama olmaz. Ben de bu iddiayı ortaya koyanlara diyorum ki, kimse bunları ortaya çıkarmaz bu devletin işidir. Devletin karşısında devletten ayrı devletin üstünde devletin yanında ayrı yapı olmaz. Hiçbir hukuk devleti buna müsaade etmez.

Reşat Petek:

Önümüzde son derece önemli bir seçim var. Bu seçimde de zaten kamuoyuna da yansıyan ciddi bir mücadelenin olduğu ortaya çıktı. Şimdi mevcut HSYK üyelerinden kamuoyunda paralel yapıya destek verdiği yönünde kanaatler oluşan birkaç üye bağımsız adayız diye ortaya çıktı. Onlar bağımsız deseler de el altından bu paralel örgüt içinde isimleri geçiyor herkesin destekleyeceklerini beyan ediyorlar.

“PARALEL ÖRGÜTÜN KENDİNİ GİZLEME YÖNTEMİ VAR”

Öte yandan yine bu paralel örgütün çalışma prensiplerinde kendini gizleme bir metot olarak yani yetkili yere gelinceye kadar bunu kullanma prensip edindiği için şimdi YARSAV içinde de kendisini paralel örgüte karşı olduğunu beyan eden fakat ciddi ilişkilerinin olduğu anlaşılan adaylar olduğu ifade ediliyor. Bu da bir taraftan bağımsız adaylarla seçime doğrudan girmekle birlikte diğer taraftan da yar-sav işbirliğiyle de böyle bir aday konusu gündemde. Bütün bunların karşısında tabi bu çalışmalar ne için? 12 Ekimdeki seçimlerde HSYK da daha fazla üye çıkarıp oradaki çoğunluğu elde etme çabası.

“3. DAİRENİN YAPTIKLARI ORTADADIR” Yazının devamı

Hâkim ve savcılara aba altından sopa!

[24Haber]

280820140940329729880_2

Zekeriya Öz’ü kollayan ancak görevini yapan hukukçular hakkında inceleme başlatan HSYK 3. Dairesi aba altından sopa gösteriyor: Ekim ayında HSYK seçimleri var. Bizden olanlara kimse dokunamaz.

YARGIDAKİ derin kollamanın şifreleri… Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında hakaret ve tehdit içerikli tweet’ler atan Savcı Zekeriya Öz hakkındaki şikâyet başvurusunu gündeme almayıp; Paralel Yapı operasyonu kapsamındaki casusluk soruşturmasını yürüten Savcı İrfan Fidan ve davaya bakan Hâkim İslam Çiçek hakkında jet hızıyla inceleme kararı veren Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 3. Dairesi’nin eteğinin altındaki taşlar döküldü. Ekim ayındaki Hakim ve HSYK üyeliği seçimleri öncesi gözdağı veren derin örgüt, “Bizden yana olanlara dokundurtmuyoruz” mesajı veriyor. İşte hukukçuların skandal kararlarla ilgili görüşleri:

‘TUZ KOKTU’ DEDİRTEN KARAR 

- Reşat Petek (Emekli Cumhuriyet Başsavcısı): HSYK 3. Dairesi, Paralel Yapı’yla ilgili soruşturmayı yürütün savcılar ile davaya bakan hâkimlerin incelenmesi için jet karar verip, öteki başvuruları öteliyor. Bunun nedeni Kurul’un başkanı olan Adalet Bakanı’nın önüne dosyanın gitmesini engellemek. Bu bilinçli bir girişim. Bir taraf sürekli himaye edilirken, öbür taraf hakkında derhal karar veriliyor. Bu karar adeta ‘tuz koktu’ dedirtiyor. Ekim’de HSYK seçimleri var. Verilen bu son karargözdağı niteliği taşıyor. Paralel yapı mensubu bazı hâkim ve savcıların diğer meslektaşlarına yönelik açık tehdit mahiyetinde açıklamalar yaptığı iddiaları dolaşıyor. “Soruşturmayı yürütenler hakkında jet inceleme kararını verirken, bizden yana olanlara dokundurtmuyoruz” mesajı veriliyor.

- Necati Ceylan (Uluslararası Hukukçular Birliği Genel Sekreteri): HSYK 3. Dairesi’nin bu tutumu; yargının bağımsız ve tarafsızlığına gölge düşürmektedir. Güvenirliğini sarsmaktadır. Bu da kararın hukuki değil başka bir amaçla verildiği imajını doğurmaktadır. Yargı mensupları mevzuata göre karar vermek durumunda olup, kararı etkileyecek zaman, mekân veya diğer sebeplerle karar veremez. Bu karar Ekim ayındayapılacak HSYK seçimleri için bir tehdit olarak algılanacaktır.

İŞİNE GELİNCE MÜDAHALE EDİYOR 

- Prof. Yusuf Şevki Hakyemez (Karadeniz Teknik Üniversitesi Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi): HSYK, işine gelince müdahale ediyor, işine gelmeyince müdahale etmiyor. Ben soruşturma yürüten savcı ve davaya bakan hakimler hakkında inceleme kararı verilmesini doğru bulmuyorum.Bir kamu görevlisi bu şekilde tweet atamaz. Savcı Zekeriya Öz hakkında inceleme yapılması gerekirdi. Bu tür kararlar yargının tarafsızlığını zedeliyor.

MEVCUT YAPI DEĞİŞECEK

- Prof. Ersan Şen (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): Her savcı ve hâkimle ilgili şikâyet olabilir. Her başvuruya eşit yaklaşmalı. Bazılarını gündeme alırken, diğerlerini almamazlık edemez. HSYK’da 2010 öncesine dönüldü. Ekim ayındaki seçim savaş gibi geçecek. Ben mevcut yapının değişeceğini düşünüyorum.

AKŞAM

Petek: Köşk seçimleri kadar önemli

[İlilhaber.com]

petek_kosk_secimleri_kadar_onemli_1409124531_15021

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, ‘Paralel Yapı’nın son kalesi olan HSYK 3. Dairesi’nin, hakkında şikayet konusu olan ‘Paralel’ savcı ve hakimlere yönelik soruşturmalara engel olduğunu belirterek, “HSYK 3. Daire ‘Paralel Örgüt’ mensuplarını korumak adına hukuku çiğniyor” dedi.

HSYK 3. DAİRE HUKUKUN İŞLEMESİNE ENGEL OLUYOR

HSYK 3. Daire, hakkında şikayet ya da soruşturma konusu olan hakim ve savcıdan dolayı olumlu veya olumsuz bir karar verirse, HSYK Başkanı’nın yani Adalet Bakanı’nın önüne gider. Adalet Bakanı da bu konuda yetkisini kullanarak soruşturma açılmasını ya da açılmamasını onaylar. HSYK 3. Daire ne yapıyor? Bakın, burada gerçekten hukuk nasıl çiğneniyor görülmesi lazım. 3. Daire bu konuda karar vermiyor, öteliyor. Devamlı ileri bir tarihe atıyor. Böylece konunun HSYK Başkanı’nın önüne gelmesine engel oluyor. Hukukun işlemesine engel olan HSYK 3. Dairesi’dir. Muhalefet ve paralel medya, bunu gayet iyi bilmelerine rağmen “Madem bu savcı ve hakimlerin hukuksuzlukları var neden soruşturma açılmıyor, işlem yapılmıyor” diyor. İşlem yapmayan, zaten suçlanan savcılarla işbirliği içinde olan, aynı ‘Paralel Örgüt’te bulunduğu iddia edilen kişilerdir. Öyle olduğu için de netice çıkmıyor. 17-25 Aralık darbe girişiminden beri böyle. Sıkıntının kaynağı orasıdır. O bakımdan Ekim’de yapılacak HSYK seçimleri son derece önemli. Yani diyebilirim ki, 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimi kadar, Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir seçim.

Petek açıklamaları, A Haber‘de Kadraj programında yaptı.

Hâkim ve savcılara seçim öncesi gözdağı

[Akşam]

270820141957497367472

Zekeriya Öz’ü kollayan ancak görevini yapan hukukçular hakkında inceleme başlatan HSYK 3. Dairesi aba altından sopa gösteriyor: Ekim ayında HSYK seçimleri var. Bizden olanlara kimse dokunamaz. 

ŞAKİR AYDIN – HABER MERKEZİ 

YARGIDAKİ derin kollamanın şifreleri… Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında hakaret ve tehdit içerikli tweet’ler atan Savcı Zekeriya Öz hakkındaki şikâyet başvurusunu gündeme almayıp; Paralel Yapı operasyonu kapsamındaki casusluk soruşturmasını yürüten Savcı İrfan Fidan ve davaya bakan Hâkim İslam Çiçek hakkında jet hızıyla inceleme kararı veren Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 3. Dairesi’nin eteğinin altındaki taşlar döküldü. Ekim ayındaki Hakim ve HSYK üyeliği seçimleri öncesi gözdağı veren derin örgüt, “Bizden yana olanlara dokundurtmuyoruz” mesajı veriyor. İşte hukukçuların skandal kararlarla ilgili görüşleri:

‘TUZ KOKTU’ DEDİRTEN KARAR 

– Reşat Petek (Emekli Cumhuriyet Başsavcısı): HSYK 3. Dairesi, Paralel Yapı’yla ilgili soruşturmayı yürütün savcılar ile davaya bakan hâkimlerin incelenmesi için jet karar verip, öteki başvuruları öteliyor. Bunun nedeni Kurul’un başkanı olan Adalet Bakanı’nın önüne dosyanın gitmesini engellemek. Bu bilinçli bir girişim. Bir taraf sürekli himaye edilirken, öbür taraf hakkında derhal karar veriliyor. Bu karar adeta ‘tuz koktu’ dedirtiyor. Ekim’de HSYK seçimleri var. Verilen bu son karargözdağı niteliği taşıyor. Paralel yapı mensubu bazı hâkim ve savcıların diğer meslektaşlarına yönelik açık tehdit mahiyetinde açıklamalar yaptığı iddiaları dolaşıyor. “Soruşturmayı yürütenler hakkında jet inceleme kararını verirken, bizden yana olanlara dokundurtmuyoruz” mesajı veriliyor.

– Necati Ceylan (Uluslararası Hukukçular Birliği Genel Sekreteri): HSYK 3. Dairesi’nin bu tutumu; yargının bağımsız ve tarafsızlığına gölge düşürmektedir. Güvenirliğini sarsmaktadır. Bu da kararın hukuki değil başka bir amaçla verildiği imajını doğurmaktadır. Yargı mensupları mevzuata göre karar vermek durumunda olup, kararı etkileyecek zaman, mekân veya diğer sebeplerle karar veremez. Bu karar Ekim ayındayapılacak HSYK seçimleri için bir tehdit olarak algılanacaktır.

İŞİNE GELİNCE MÜDAHALE EDİYOR 

– Prof. Yusuf Şevki Hakyemez (Karadeniz Teknik Üniversitesi Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi): HSYK, işine gelince müdahale ediyor, işine gelmeyince müdahale etmiyor. Ben soruşturma yürüten savcı ve davaya bakan hakimler hakkında inceleme kararı verilmesini doğru bulmuyorum.Bir kamu görevlisi bu şekilde tweet atamaz. Savcı Zekeriya Öz hakkında inceleme yapılması gerekirdi. Bu tür kararlar yargının tarafsızlığını zedeliyor.

MEVCUT YAPI DEĞİŞECEK

– Prof. Ersan Şen (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): Her savcı ve hâkimle ilgili şikâyet olabilir. Her başvuruya eşit yaklaşmalı. Bazılarını gündeme alırken, diğerlerini almamazlık edemez. HSYK’da 2010 öncesine dönüldü. Ekim ayındaki seçim savaş gibi geçecek. Ben mevcut yapının değişeceğini düşünüyorum.

Devlet ve hükümeti ayıranların dönemi bitti

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

Dün Ak Parti 1.Olağanüstü kongresini yerinde izledik. Prof.Dr. Ahmet Davutoğlu, 1382 delegenin oyunu alarak resmen Ak Parti Genel Başkanı oldu.

Hayırlı olsun, Allah mahcup etmesin diyerek kendisini tebrik ediyoruz.

Bugün Cumhurbaşkanlığı görevini devralacak olan seçilmiş Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın hükümeti kurma görevi vereceği Sayın Davutoğlu, Ak Parti’nin ikinci Genel Başkanı ve üçüncü Başbakanı olacak. Cuma günü öğleden sonra da yeni Bakanlar Kurulu’nu açıklaması bekleniyor.

Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerek Başbakan Davutoğlu’nun kongredeki konuşmaları önemli mesajlar içeriyordu.

Bu mesajlardan Yeni Türkiye’nin yeniden inşasında temel kriterlerin neler olacağını yakalamak zor değildi.

Lider değişiminde karşılıklı nezaket, saygı, demokratik olgunluk ve sükunete inat kongrede yüksek coşku ve heyecan vardı. Kongrenin tek gündemli ve tek adaylı olması delegelerin ve izleyicilerin ilgisini ve heyecanını eksiltmemişti.

Muhalefetin ve paralel yazarların “emanetçi” söylemelerinin hiç de gerçekçi olmadığı, Davutoğlu’nun irticali konuşması, ses tonu ve yüz ifadelerinden anlaşılmasına rağmen Davutoğlu bu söylemlere de okkalı bir cevap verdi.

“…bize emanetçi diye bir şekilde diyebilirler. Biz tarihimizin mirasçıyız. AK Parti kadroları olarak tarihi mirasın emanetçileriyiz.” 

Salonda ve ekranları başında Başbakan Davutoğlu’nun konuşmasının selamlama bölümünü dinleyenlerin pek çoğunun göz yaşlarını tutamadığına eminim.

Konuşmanın detaylarını yan sütunlarda göreceksiniz ve okuyacaksınız. Ben burada en fazla “devlet hükümet ayrımının bittiğine” işaret ettiği bölüme dikkatinizi çekmek istiyorum.

Önce ilgili bölümü kısaca birlikte okuyalım:

“Sandığı namusu gibi gören milletin emanetine sahip çıkacağız, millet iradesinin hafife alınmasın izin vermeyeceğiz.

AK Parti iktidarının en büyük devrimi millet iradesidir. 

AK Parti iktidarına kadar, hükümetlere yol, baraj yapın denildi. İstihbarata, dış politikaya girmeyin denildi. 

Devlet ve hükümeti ayıranların dönemi bitti.

Yeni Türkiye’de devlet de hükümet de milletin emrindedir.” 

Millet iradesine sahip çıkmanın en büyük devrim olarak kabul edilmesi, devlet ve hükümeti ayıranların döneminin bittiğinin ilanı, Yeni Türkiye’nin ne olduğunu ısrarla sorgulayanlara verilen önemli bir cevap.

Hatırlayın, her cenahtan politikacı, siyaset bilimci ve yazarlardan  ‘ bu konu sadece hükümetin karar vereceği bir konu değil devletin kararı gerekli’ gibi değerlendirmeleri sık sık duyarız.

Yazının devamı

İşte Yeni Türkiye bu!

[Haber7]

bg_resat_petek_h1481

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 28 Şubat Darbesinin bin yıl devam edeceğinin ilan edildiği ve Senfoni Orkestrası’nın Beethoven’ı çalması ile kutlandığı günlerde oldukça neşeli ve mutlu bir haleti ruhiye ile şöyle söylemişti: “İşte çağdaş Türkiye bu!”

Halktan kopuşun simgesi olan, neredeyse darbelere desteğin sloganı haline gelen ve demokrasi dışı yöntemlerle iktidar olmayı özleyenlerin ayakta alkışladıkları bu sözlerin müellifi içinden geldiği Anadolu insanını küçümseyen bir söz daha söylemişti. “Beethoven’ın 9. Senfonisi’ni Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın çalması başka, bizim Ali çavuşun Dinar Belediye Bandosu’nun çalması başka.”

Ak Parti yeni Genel Başkanı ve Başbakan adayının açıklandığı toplantıda Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ayakta alkışlanırken bu sözleri hatırladım. Yaşanılan değişim ve dönüşüm sürecinden sonra Türkiye’nin yeniden inşa umudunu yeşerten bu tablo karşısında söylem değişti; İşte Yeni Türkiye bu!

Kuruluşundan bu güne, halkın iradesi ve desteği ile, meşru demokratik yollarla, üçüncü dönem tek başına iktidar olan, katıldığı tüm seçimlerden zaferle çıkan Ak Parti, liderini Cumhurbaşkanı yaptıktan sonra şimdi yeni Genel Başkanını belirleme yolunda.

Erdoğan’ın Köşke çıkmasından sonra, Ak Parti’de kavga, ayrışma, parçalanma ve hatta yeni parti bekleyenlerin heveslerini kursaklarında bırakan bir süreç yaşanıyor.

İlkelerin öne çıkarıldığı, istişare mekanizmalarının işletildiği, geniş yelpazede partililerden tekliflerin alındığı, kısaca parti içi demokrasinin işletildiği süreç sonunda belirlenen aday açıklanıyor, duygulu anlar yaşanıyor ve ayakta alkışlanıyor.

Siyasal mücadelede başka beklentileri ve umutları olanlar, duygu ve isteklerinin önüne davalarını alıyorlar ve Türkiye’nin yeniden inşası sürecinde ağır bir sorumluluk üstlenen Erdoğan – Davutoğlu ikilisinin arkasında olduklarını gösteriyorlar.

27 Ağustos’ta gerçekleştirilecek kongrede Ak Parti delegelerinin tam desteği ile Davutoğlu’nun görevine başlayacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Muhalefet cenahının, ‘atanmış genel başkan, atanmış başbakan’ söylemlerini, padişah-sadrazam benzetmelerini, demokratik sürecin başarıyla işletilmesini hazmedememenin sonucu, sadece söz sahiplerini küçük düşüren değerlendirmeler olarak görmek gerekir.

Bir tarafta seçim zaferini kutlayarak kongre yapan Ak Parti, diğer yanda seçim hezimetiyle zorunlu kurultaya giden CHP. Klasikleşen hamasi beyanatlarıyla başarısızlığı da klasikleşen, başarısızlığını ve liderini sorgulayamayan MHP.

Yazının devamı